Aile dizimi sisteminde, siyaset felsefeci düşünür John Locke’un “insan zihni doğuştan boş bir levhadır” şeklindeki önermesine tezat oluşturacak bir insan anlayışı kabul edilmektedir. Bu anlayış, insanın biyolojik ve ruhsal sisteminin nesilden nesile aktarıldığını ifade etmektedir.
Belki insan zihninin bilinçli kısmı konusunda Locke son derecede haklıdır, ancak bilinçsiz alanda bu önerme doğrulanamayabilir. Çünkü insanın kolektif bir bütünlüğün parçası olarak kolektif bir bilinçaltına sahip olduğunu çalışmalarında açıklamaya çalışan Carl Gustav Jung bize durumun algıladığımızdan daha karmaşık olabileceğini göstererek yepyeni bir bakış açısı sunmuştur. Jung, “bilinçaltı düşüncelerimiz bilince çıkmadıkça karşımıza kader olarak çıkar.” demektedir. Aile dizimi seanslarında bilinçdışı süreçlerle çalışılır. Bu nedenle, mantığın sebep-sonuç ilkesine dayalı akıl yürütme fenomenini devre dışı bırakabilmek, bilinçli düşünmeden daha çok hisleri ve bedensel-ruhsal duyumsamaları hissedebilmek çok daha önemlidir.
Aile dizimi (family constellation) her ne kadar Alman terapist ve düşünür Bert Hellinger’e ait yeni bir yöntem gibi kabul edilse de temelleri çok eski geleneklere uzanmakta ve birçok felsefi ve psikolojik alanda birçok yönden zaten keşfedilmiş bir dinamiktir. Ayrıca Hellinger de sistemini Zulu Kabilesi’nden ödünç almıştır. Bert Hellinger, Zulu Kabilesi ile geçirdiği yıllarda, onların sorunlarını nasıl çözümlediğini gözlemlemiş ve burada herkesi içine alan bir sistemi çalışmalarına dahil etmiştir. Sonraki süreçte psikanaliz alanındaki çalışmaları ile yorumlarını geliştirerek bu çalışmalarını sistemli hale getirmiştir. Elbette bazı eksik ya da tartışmalı bulunan yanları olduğu tartışılmakla birlikte bu sistem özünde, bir yapının parçalarını incelerken yapının köküne, malzemesine ve bütününe etki eden her olgu, olay ve durumu anlamanın önemine vurgu yapar. Sistemin çalışma prensiplerini anlarsak bireylerin yaşadıklarını da açıklayabiliriz. Buradaki can alıcı nokta, eğer bir insan, bir sisteme bağlılığının önemini algılarsa o sisteme hizmet etmek için ‘kolektif vicdan’a en uygun olan davranışı epigenetik olarak sergilediğini de anlamış olur.
Alfred Adler, bir ailedeki doğum sıramızın ruhsal yapımız üzerindeki etkilerinden bahsetmiştir. Kardeşler arasındaki sıralamanın kişiliğimiz üzerindeki etkileri konusunda ve insanların beden dilleri konusunda detaylı çalışmaları mevcuttur.
Virginia Satir, sistemik aile terapisini geliştirmiştir. Çalışmaları aile dizimi çalışmalarına büyük gelişme katmıştır. Satir’in teorisinden ödünç aldığımız ve aile diziminde kabul ettiğimiz en önemli yaklaşımlardan bazıları şunlardır:
İnsanların öz değerlerini harekete geçirecek içsel kaynaklarını bulmaya ihtiyaçları vardır. İnsanlar ellerinden gelenin en iyisini yaparlar, daha iyisini öğrendiklerinde onu uygularlar. Problemin kendisi bizim asıl problemimiz değildir. Problemlere karşı mücadele şeklimiz problemimizdir. Bir problemle başa çıkma biçimimiz öz değerimizi yansıtır ve öz değerimiz ne kadar artarsa başa çıkma şeklimiz de daha bütünsel ve sağlıklı olur. Geçmişteki olayları değiştiremeyiz, onların üzerimizdeki etkisini değiştirebiliriz.

Özetle aile dizimi pratiği bunların hepsinden bir şeyler almış bir terapi yöntemidir diyebiliriz.
Aile Dizimi’nin kültür ve toplumla iç içe bir geçmiş bir yapı oluşturması ve özellikle dilin aile dizimindeki önemi de yadsınmamalıdır. Kültür ve insanın ruhsal yapısı birbiriyle doğrudan sıkı şekilde alakalıdır. Başka şekilde ifade edecek olursak insanın ruhsal yapısı bir kültür içerisinde yoğrulur. Freud, tabular ile insanın psikolojik yapısı arasında ilintiyi açıklamaya çalışmıştır. Aile diziminde ise sistemin kutsallarına karşı gelenlerin nesiller boyunca kendilerini cezalandırdıklarını anlarız. Bunu kör vicdan dediğimiz bir bağlılıkla bilinçsizce yaparız.
Tüm toplumların sistemlerindeki karmaşaları ve yorucu dinamikleri iyileştirmek yönünde çok etkili gelenekleri ve uygulamaları, bilgi ve kültürel birikimleri vardır. Özellikle cemiyet şeklinde bir araya gelen Doğu ve Asya toplumlarında bu gelenekler çok sağaltıcı işlevlere sahiptir. Birçok ritüel -doğumdan, düğüne, sevinç ve acıdan ölüme ve ölüm sonrasına- bireylerin ve toplumun acılarını işleyerek canlılığı ve toplumun bireylerini korumak üzerine binlerce yılın bilgeliği ile sürdürülür, gelecek nesillere aktarılır.
Doğduğumuz coğrafyanın kültürü, aile diziminin temel prensipleri ile doludur. Bireyi terapi eden birçok yöntem, araç, kaynak açısından zengin bir kültüre ve kadim geleneklere sahibiz. Bugün kent yaşamının güvensiz ortamında bile bu kaynaklara başvururuz ve binlerce yıllık sağaltımı bu vesileyle yaşarız. Birçok açıdan da bu kaynaklardan mahrum kaldığımız için hastalanırız.
Aile Dizimi çalışmalarında karşılaştığım birçok kültürel kod vardır. Bunlar bize kültür ile aile dizminin nasıl iç içe çalıştığını gösterir. Bunlardan örnekler verecek olursam bir insanın ve toplumun ‘neyini, nasılını, niçinini’ anlamak için “otu çek köküne bak” gibi deyimlerimiz vardır. Aile dizimi alanında uzmanlaşmış doğru bir kişi de tam olarak böyle yapmaktadır. Otu çeker köküne bakar. Bu açıdan topraktan, tohumdan, doğadan, hava durumundan anlayan biri gibi geniş bilgi ve deneyime sahip olması gerekmektedir. Ayrıca bu topladığı bilgiyi yorumlayabilmesi için de derin bir entellektüel birikim
Katıldığım çalışmalardan birinde babayı temsil eden bir kadın temsilci, kız çocuğu temsilcisine kendi çaresizliğini anlatmak için şöyle bir cümle kurmuştu: “kendisi muhtac-ı himmet bir dede, nerde kaldı gayrıya (geriye) himmet ede.” Ben o kadar çaresiz ve zor durumdayım ki kızım, senin ihtiyacın olana ben muhtaç durumdayım diyordu. Kız temsili babanın kaderini gördüğü ve onun çaresizliğini anladığı anda hırçınlığı ve değersizlik duygusu yatıştı. Babası da onu seviyordu sadece bunu ona gösterebilecek gücü yoktu. Bunlar çözümleri mümkün kılan ve sağlıklı bir aile dizimi ortamında ortaya çıkan çözüm açılımlarıdır.
Dilimizde sıkça kullanılan eski bir deyim vardır: “Anne babanın nazarı üzerinde olmak.” Bu ifade, aile dizimi yaklaşımının özünü adeta özetler. Yaptığım birçok çalışmada, atalarının ya da ebeveynlerinin nazarını taşıyan kişilerle ve onların hikâyeleriyle karşılaştım. Bu nazar, çoğu zaman geçmişte yaşanmış hayal kırıklıkları, yarım kalmışlıklar ve duygusal yaraların sonraki nesillere bilinçdışı bir aktarımıdır. Anne baba ya da atalar, bu eksik kalan yaşantıların çocukları tarafından tamamlanmasını bekliyor gibi davranabilirler. Bazen bizden kendi hayallerini gerçekleştirmemizi isterler, bazen de bizim kendi hayallerimizi yaşamamız onları huzursuz edebilir. Kültürümüz, bu tür sembolik aktarımları yansıtan sayısız deyim, ritüel ve inançla doludur. Dolayısıyla kültürle uyumlu yürütülen bir aile dizimi çalışması hem anlamlı hem de derinlemesine çözümler üretebilir.
Aile Dizimi, kişinin aile/soy sistemi ve o sisteme dışarıdan bağlanan kişilerle kurulan bağlardan ve ilişkilerden dolayı, danışanın bilinçsizce aldığı, uyguladığı ve sürdürdüğü yaşantısal örüntüleri açıklamayı ve danışanın bu durumları çözümlemesine yardım etmeyi amaçlar.