Herkül’ün 13. Görevi Üzerine
Mart 2025 in sonlarında Turizm ve Kültür Bakanlığının ev sahipliği ve davetli katılımcıların eşliğinde yapılan bir tanıtım ile Müzenin 2025 deki yıkılma girişimi öyküsü başladı. Yıllarca Antalya çevresi kazılarına katılmış Arkeolog Hocaların bile giremediği toplantı, halka kapalı bir toplantıydı ve Antalya Müzesinin kaderi sessizce ve şehirdeki muhataplarından saklı şekilde çizilmeye çalışılıyordu.
1964 yılında Cumhuriyet’in ilk ödülle seçilmiş müze binasının, 1972’de Cumhuriyet’in 50 yaşına atfen açılan bu özel mimari yapının, Cumhuriyet’in 100.cü yıllarında yıkılmasına Antalyalı bir Bakan karar vermişti. Kararın haberi bir şekilde öğrenildikten sonra şehrin neredeyse tüm meslek örgütleri, tüm demokratik kitle örgütleri Müzenin yıkılmasına karşı olduğunu açıkladı ama bu karşı duruşu tek görmeyen ve sağır olup hiç duymayan Turizm ve Kültür Bakanlığı idi. Bu gerçekten Antalya halkına meydan okuma değil de ne olabilirdi?
Ama bu meydan okumayı gören vardı; Yorgun Herakles! Yani Herkül. Müzenin paha biçilmez değerlerinden birisi Perge de bulunan ve gövdesinin üstü ile başının ABD ye kaçırılıp pes etmeyen çabalar sonucu evine dönen Yorgun Herkül heykeli; Girit boğasını getirdikten sonraki yorgunluğuyla betimlenen heykeldeki Herakles, bu meydan okumayı gördü!
Hera’nın öfkesinin ve ilencinin kaderini belirlediği Herkül, yaptığı hatalarının bedelini bu uğursuz kaderinin vicdan azabını silebilmek için kuzeni Milet Hükümdarı Eurysleus’un verdiği, bir insanın asla başaramayacağı 12 görevi, bir insan olarak yapması gerekecekti. Aslında Eurysleus bu görevleri ülkesinin başına bela olan yaratıklarla başa çıkmak için vermiyordu Herkül’e, tersine Herkül’ün yenilgisine inandığı için veriyordu. Hatta başarıyla sonuçlandırdığı kimi görevlerini saymadı Eurysleus. Yardım alışını bahane etti. Halbuki topraklarını çoraklaştıran Stymphalos kuşlarını kovuyor ve cennet gibi gölü halka açıyor, yıllardır hayvan pisliklerinin biriktiği, kokudan yanına yaklaşılamayan Augenias ahırlarını temizliyor, Lerna bataklığındaki Hydra canavarını alt edip Miken halkının güven içinde yaşayıp, o gölden yararlanmasını sağlıyor, Neme aslanını öldürerek yiğit erkekleri avlayıp yiyen, kadınlarını rehin alan canavarlardan halkı kurtarıyordu. Halkın topraklarını delik deşik edip tarım yapmasını engelleyen Erymanthos’un yaban domuzunu yakalıyor, gözü dönmüş Girit boğasını Miken Kralı Eurystheus’a teslim edebiliyor ve köylülerin derin bir nefes almasını sağlıyordu. Herkül öylesi zor ve olanaksız görünen görevleri yerine getiriyordu ki zekasına, arkadaşlığına, kararlılığına ve cesaretine edilebilecek söz kalmamıştı. Tarihte ondan bahsedilir iken “Zihni kin ve kıskançlık ile dolu değildi. İçki ve sarhoşlukla tehlikelere atılmamıştı. Sefahat ve karanlıkla yozlaşmamıştı, zihni güneş ışığı ile aydınlanmış ve etrafında olup biteni görebiliyor, gerçeği algılayabiliyordu.” denilmekteydi.

Ne oldu da oldu, işte ve bu kahraman Olympostaki evinde durur gibi müzenin baş köşesinde sakin ve huzur içinde dururken Antalya halkının çağrısını duydu ve 13. görevi üstlendi.
Bu görev önceki 12 görevden çok ama çok farklıydı; Öncekiler bir kralın verdiği ödevler iken bu sonuncuyu halk veriyor, sanki halkını kâale almayan bir yöneticiye karşı yardım istiyordu. Ama görevin başarılabilmesi Herkül’ün önceki 12 görevde sözü geçen yetenek ve özellikleri gerekiyordu; Cesaret, erdemlilik, arkadaşlarıyla dayanışma, zekâ, yaratıcılık, duru bir zihin ve gerçeğe sadakat.
Görevin tanımı ise; Antalya Arkeoloji Müzesinin yerle bir edilmesini önlemekti. Müze içindeki kadim karakterlerin, müzenin ev sahiplerinin tek istediği; binanın güçlendirilerek, huzur içinde ziyaretçileriyle, Antalya halkı ile, çocuklarla, yurt dışında öykülerini duymuş ve onları ziyarete gelmiş misafirleriyle eskiden olduğu gibi, sadelik, karşılıklı sevgi ve saygı içinde iletişim kurabilmek, onların hayran ve meraklı bakışları altında o güzelim öykülerini anlatabilmekti. Çünkü çizilen resimler, yapılan tablolar, çekilen fotoğraflar ve üzerlerinde dolaşan hayranlık dolu gözler onların tarihsel olarak yaşamalarını sağlıyordu. Eğer metal konteynırlara konur ve yıllarca kapalı mekânlarda tutulurlarsa mahpus gibi mi yaşayacaklardı? Arkeologlar onları, yeryüzüne çıkartırken çelik kaslara konulsun diye mi iğneyle kuyu kazar gibi gün yüzüne kavuşturmuşlardı?
Şimdi, Herakles’in 13. görevini başarıp başaramayacağını Antalya halkı belirliyor. Eğer Antalya halkı derin uykusundan uyanır, Antalya’nın o parlak güneşinin aydınlattığı gerçekleri görür ve belleğine sahip çıkabilirse, yani Herkülleşebilir ise bu görev neden başarılmasın?