Bir peripatetikos olarak şair

Şiir nedir? Şair kimdir? Binlerce kez sorulmuş, bir dolu yanıt verilmiş sorular bunlar. Aslında bu soruların yanıtı, yazılan şiire göre değişiyor. Yazılan şiir de şairi tarif ediyor. Şairin en net tanımı antik çağlarda yapılabilir. Örneğin Roma’da, zengin mutfağı diyebileceğimiz, ‘symposium’lar var. Günümüzün sempozyumu buradan geliyor. Akşam yemeği demek… Zenginler, soylular, büyük toprak sahipleri bazı akşamlar evlerinde davet veriyordu. Bu davetlerin değişmez konukları var: Filozoflar ve şairler. Aralarında, “Sen daha öne kuruldun, ben köşede kaldım” kavgaları yaşanıyordu sık sık. Yani şair ve filozof, hem birbirine rakip, hem de zengin sofrasında beslenen, bir tür meslek erbabı.

ŞAİRİN ÖZGÜRLEŞMESİ

Modern şiir, aslında bir yönüyle, ‘beslenen’ şairin, ‘besleyen’ özneye dönüşmesi, birey haline gelmesidir. Şairler antik çağlarda, davet edildikleri, beslendikleri zengin sofralarına itiraz ettiler mi, bilmiyorum; ama modern çağda o sofrayı yıktıklarını söyleyebiliriz. Fiziksel açıdan olmasa bile, düşünsel anlamda böyle bir gelişme yaşandı. Aslında ‘poetika’, her ne kadar antik felsefenin başlıklarından biri olsa da, gerçek karşılığını şairin özgürleşmesiyle bulmuştur.

DÜŞÜNCE GEZGİNLERİ

Günümüz şiiri, şiir kuramı, şair, antik felsefeye başka bir kavramı daha borçlu: Peripatetikos. Aristo’nun felsefeleştirdiği bir kavram bu… En basit tanımı ya da çevirisi ‘gezgin’ diye yapılabilir. Aristo’nun derslerini gezerek verdiği biliniyor. Bu sebeple onun felsefesine, Yunanca, “çevresinde dolaşmak” anlamında peripatetizm denildi. Öğrencileri de ‘peripatetikos’… Yani gezerek, yürüyerek, dolaşarak öğrenenler. Kavramı ‘gezgin’ diye çevirmek biraz sığ kalıyor o yüzden. ‘Peripatetikos’ sözünü, bir olgunun, olayın, düşüncenin, kavramın, nesnenin etrafında dolaşanlar, önden, arkadan bakanlar, inceleyenler, dokunanlar diye daha da genişletebiliriz.

SÖZ ELİMİZİ YAKAR MI?

Şiirin temel malzemesi dil. Şair de dille ilk temas eden, onu karşılayan, adeta dövüşen kişi. Örneğin dil bir hatibin boğazını acıtırken, şairin avuçlarını yakar. Çünkü havada uçuşan, yayılan, kaybolan, soyut bir şey değildir şairin zihnindeki dil. Tam aksine bir malzeme, bir cisimdir. O yüzden avuçlarını yakar, kanatır. Dille bu temas, bu öncü savaş, düşüncenin de en ileri noktası, cephesidir. Dili şair genişletir. Dilin anlatım yeteneklerini, katmanlarını şair çoğaltır. Şairin sezgiyle yakaladığı ve dile getirdiği olguyu, alanı daha sonra düşünce doldurur. Yani şiir önden gider, düşünce arkadan gelir. Şiir için bir zamanlar, ‘anlaşılmaz’ tanımları yapılıyordu. Şiirin tırnak içindeki bu anlaşılmazlığı ya da zor anlaşılırlığı, düşüncenin henüz o hıza yetişmemiş, sezilen o şeyi kavrayamamış olmasından kaynaklanır. Bir şey şiirse, onun anlaşılmazlığından değil, işaret ettiği alanın henüz görünmezliğinden bahsedebiliriz.

DİLİ GENİŞLETEN ŞAİRLER

Şairin bu yeteneği, dille kurduğu ilişkiden, mesaiden gelir. O, dilin etrafında dolaşan, yürüyen, çeşitli açılardan bakan, durup izleyen, koşup yakalayan bir gezgindir. Dilin içine girer, dışına çıkar. İçten bakar, dışarıdan izler. Çeşitli hallerde nasıl göründüğüne, nasıl biçim aldığına, geliştiğine bakar. Yani dilin hem cüssesini, hem de hızını kavrar. Bir dilin neyi nasıl anlattığını, anlatıyor olduğunu ve anlatabileceğini sorar, öğrenir, söyler. İşte bu yüzden şairin, bir ‘peripatetikos’ olduğunu söyleyebiliriz. Şiire böyle bir açıdan bakmak, bakabilmek mümkün.

bu parkın salyangozu

ben bu parkın salyangozu iki çay biri açık

ellerim kimden yadigar ellerim iki ayrı yer

düşünerek ölürüm muhtemelen ağaçlar gibi

ağaçlar gibi yasadışı hep aynı yerde haziran

konuş lütfen şahmeran toprağın bütün tonları

ölüm ciddi bir meslek ve bir el sanatı ömür

en iyisi taş sektirmek radyoyu açık bırakmak

kalbimin laboratuvarında bir şişe devrilecek

öleceğim ben ayaklarımı yeryüzüne uzatarak

nazım’a inat: elmanın da beni sevmesi şart

yüreğim benden bile korkak hayatsız kaldım

gecenin yorganı küçük dünyanın yarısı açıkta

ölüler yer kabuğu / ölüler artık dört mevsim

karanfile üşüşen kırmızı yanımdaki pavlonya

yeter tanrıya bu kadar pay her ölüm cinayet

tanıdım gövdemdeki toprağı ağzımın tadını

o yüzden kendimi ekeceğim insan yanlarımı

bir kiraz ağacı belki ya da domatesin hacmi

yaşayacak gökyüzü yaşayacak ceviz boyası

bir sarhoşun kadeh kaldırması dua niyetine

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir