Edebiyat: Buradan Nereye!

Öncelikle şunu vurgulamam gerek: “Edebiyat: Buradan nereye!” başlığı, içinde pek çok soru barındırdığı, geniş bir alanı kapsadığı, birbiriyle ilişkili farklı sorunları ele almaya olanak sağlayacağı için son derece önemli bir seçim.

Kitle iletişiminin tarihteki en büyük değişimini yaşadığı, dünyayı ve toplumları dönüştüren dijital bir çağda, edebiyatın güncel sorunlarını, geleceğe dair öngörüleri, olası tehlikeleri ve potansiyel fırsatları konuşmak her zamankinden daha önemli bir anlam taşıyor. Altını çizme gereği duyduğum diğer bir önemli nokta ise bu tartışmaların, böylesine özel ve titizlikle organize edilen bir etkinlik aracılığıyla kamusal alana taşınması. O yüzden yazının hemen başında emeği geçen, katkı sunan herkese teşekkürlerimi iletiyorum.

İnternet ve dijital teknolojideki gelişmelerden söz ederken, yaşamın her alanına nüfuz eden yeni bir egemenlikten bahsettiğimizi özellikle belirtmek gerekiyor. Politikadan, ekonomiye, bilimden sanata, toplumsal etkileşime, kültürel yaşama kadar her şeyi etkileyen büyük, küresel bir sistemin içindeyiz. Akıllı telefonlar, tabletler, sosyal medya uygulamaları, TV programları, haber kanalları, YouTube, TikTok videoları hayatlarımızın bir parçası oldu. Kısa, hızlı, eğlenceli binlerce içerik, dünyanın her yerinden, her an ekranlara düşen binlerce haber, görüntü, bağlamından kopuk, doğrudan sinir uçlarımıza etki eden, sindiremeyeceğimiz kadar bilgi. Neticede gerçeklik algısını yitirdiğimiz, insanların kolayca kutuplaştırıldığı, zihinlerin, duyguların sömürüldüğü, aklın ele geçirildiği sanal bir dünyada yaşadığımız bir gerçek.  

Bilimsel araştırmalar, dijital yaşamın yalnızca düşünme biçimimizi, okuma yazma alışkanlıklarımızı, dil becerilerimizi, anlama ve kavrayış yetimizi değiştirmekle, dikkat süremizi azaltmakla kalmadığını, beynin yapısını kökten değiştirdiğini, yeni ve farklı bir insan türü yarattığını öne sürüyor.

Kontrolü pek de mümkün olmayan böyle bir sistem, elbette edebiyatı ve edebiyat dünyasını da şekillendiriyor.

Pek çok insan ekran bağımlısı oldu. Kitap okumayı yorucu ve gereksiz bulanların sayısı giderek artmakta.

Toplumun büyük bir kesimi (sistematik yoksullaştırma ve cahilleştirme politikaları yüzünden günlük yaşamı hayatta kalma mücadelesine dönüşen, geçim derdinden başka bir şey düşünemeyen insanlar) yılda bir tane bile kitap okumazken, büyük bir çoğunluk da zihinsel enerji gerektirmeyen, eğlenceli aktivitelerin çekiciliğine kapılmış durumda.

    Dijital ortam bir yandan edebiyatı daha erişilebilir ve demokratik hale getirirken, bir takım olumsuz sonuçlara da yol açtı. Yazarları, yayıncıları, ele alınan konuları, pazarlama biçimlerini, kitap seçimlerini, okuma anlayışını ciddi manada değiştirdi. Okur dediğimiz kitleye istediğini veren, okuma anlayışını, kitap seçimlerini, kitapların içeriğini etkileyen bir mecra oluştu.

Instagram’daki Bookstagram, TikTok’taki Booktook gibi, Goodreads gibi platformlar, okur ve yazar blog’ları, podcast’ler, hastag’ler okumayı popülerleştirdi. Sosyal medyada ilgi gören bazı kitaplar dikkat çekici satış rakamlarına ulaşabiliyor. Online satış sitelerinin, sosyal medyadaki kitap fenomenlerinin, algoritmaların belirli türdeki kitapları ve yazarları ön plana çıkardığı, geniş kitlelerin beğenisinin yönlendirildiği, kitapların puanlandığı, yerleşik zevklere, popüler kültüre hitap eden ürünlerin çoğaldığı bir piyasa var. Sansasyonel, entrikalı konular, sürükleyici bir olay örgüsü, hayata dair paket düşünceler, aforizmalar sunan, formüle dayalı anlatım biçimleriyle bir şekilde zamanın ruhunu yakalamayı başaran anlatılar parlatılıyor. Vitrinler, okuru yormayacak, sıkmayacak, hayatının dertlerinden, toplumsal meselelerden uzaklaştıracak, heyecan, gerilim ve kaçış vaat eden kitaplarla dolu.

Böyle bir ortamda, bazı iyi kitaplar büsbütün görünmez olabiliyor. Okurunu ruhsal ve zihinsel yüzleşmeye zorlayan, düşünmeye, yorumlamaya, anlam çıkarmaya davet eden edebi kurmaca eserlerin büyük bir kısmı hiç okunmadan, hakkında doğru düzgün tartışılmadan ortadan kayboluyor.

Bazı küçük yayınevlerinin, edebiyat dergilerinin, bağımsız kitapçıların ekonomik çıkmaza girip birer birer kapandığı bir dönemdeyiz. Kimi iyi çevirmenler, yayınevi emekçileri hayatlarını idame ettirecek ücretleri kazanamadığı için edebiyattan elini eteğini çekiyor. Yazmaktan soğuyan yazarlar var. Tanıtım etkinlikleri için kaygılanan, kendi kitabının reklamını üstlenen, görünür olmaya çalışan, okura ulaşmaya çabalayan yazarlar da. Yayınevlerinin çoğunun ticari gerekçelerle kolay pazarlayabilecekleri kitaplara, kitlelerin tanıdığı popüler ve ünlü yazarlara, çoksatanlara yöneldiğini biliyoruz.  

İçinde bulunduğumuz koşulların basitçe çerçevesini çizerken şu notu düşmem gerekiyor. Edebiyatın, tarih boyunca önemli sorunlar yaşadığını, büyük felaketlerden etkilendiğini, hasar aldığını, ama her seferinde kendini yeniden var etmeyi başardığını, yeni yaratıcı yollar bularak canlandığını, enerji kazandığını biliyoruz.

Kuşatıldığımız bu gerçeklikte, karamsar öngörülerle her şey daha kötüye gidecek demenin bir fayda sağlamayacağı ortada. Ne bilgiç bir otorite ne kibirli ne küçümseyici bir perspektif bizi bir yere vardırabilir. Ne genellemeler ne etiketlemeler işe yarar. Ne ideolojik ya da ticari çıkarlarla sistemi kötüye kullananları suçlamak çözüme götürür.

Edebiyat: Buradan nereye! derken, ne yapmalı sorusu üzerine düşünürken, dijital çağın getirdiği zorlukları fark etmek, teknolojinin dönüştürücü potansiyelinden nasıl yararlanabileceğimizi yeniden düşünme imkânı verecektir.

Bu yazıda dikkat çekmek istediğim buydu.      

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir