“Gelenekten Geleceğe Kültür Kaydedicileri”

Diskografisinde “Deniz Koydum Adını”, “Yalnız Değilsin Eskici”, “Xece”, “Hala Bere”, “Hangimsin Sen Benim” gibi muhteşem şarkılar bulunan, ülkemizde çağdaş müziğin en önemli temsilcilerinden Metin ve Kemal Kahraman, 24 Mayıs tarihinde Konyaaltı Cemevi’nde bir konser verdiler. Arkadaşımız Şahin, Kemal Kahraman’la bir araya gelip bu güzel söyleşiyi yayına hazırladı.

Dergimize ve Antalya’ya hoş geldiniz. İlk sorumuz bir AntSanat klasiği. Ülkenin genel halinden memnun musunuz? Sanatçı olarak gelecekten umutlu musunuz?

Gelecekten pek umutlu değiliz, gidişatı da çok iyi görmüyoruz. Son 20 yıllık süreçte yaşananların ülkeye çok şey kaybettirdiğini düşünüyoruz.

Müzikal birikiminizin başlangıcına gidelim. Metin Kahraman uzun yıllar boyunca Grup Yorum üyesiydi. Sizin de topluluğun“ Berivan” albümüne katkılarınızın olduğunu biliyoruz. Müzikal yolculuğunuz politik bir serüvenle başladı; sonra “Deniz Koydum Adını” geldi. Şimdi ise daha farklı bir sanat yolculuğunuz var. Halk ezgilerinin peşinden giden, geleneksel kültürlerin yaşatılması çabası veren bir çizgi söz konusu, öyle değil mi?

Biz 1990’larda Metin-Kemal Kahraman olarak müziğe başladığımızda o dönemin politik ortamının da yönlendirmesiyle kendi ana dilimizde şarkılar söylemek üzere yola çıktık. Belirttiğiniz gibi Metin’in Grup Yorum geçmişi vardı ve Türkçe şarkılar zaten yapıyordu. İlk derleme çalışmaları daha çok söyleyebileceğimiz şarkılardan hareketle ortaya çıkardık. Fakat 30 yıllık süreçle birlikte öğrendik ki, sistem bizi kendi gerçekliğimizden uzaklaştırmak üzerine kurulu. Bizler de bu derleme sürecine başladığımız da fark ettik ki bizden önceki kuşağın sahneden çekilmesiyle bir dil ve kültür yok oluyor. Dolayısıyla başlangıçta söyleyeceğimiz şarkılar bulmak niyetiyle çıktığımız yol, bizim için kültürel hafızayı kaydetme çabasına dönüştü. Dilin kendisini kaydetme sürecine dönüştü. Bunun içinde masallar, dualar, dini ve kültürel literatür vs vardı. Böylelikle bir halkın bütün kültür hafızasını araştırıp kaydeder durumuna geldik.

Geleneğin kendisi yaşayan bir şey. Bir taraftan geleneğin içindeyiz, bir taraftan da kendi içinde yaşadığımız zamanın içinde. O anlamda da türküler şöyle söylenir, şu enstrümanla çalınır gibi bir folklorik çalışmadan öte, bu dilin, kültürün bütün hafızasıyla bizle hala yaşadığını, kendini sürekli yenilediğini görmek / göstermek istedik. Dinamik bir şey aslında: Bir derleme yapıyoruz, onun ne kadar çok versiyonunu bulursak o kadar zengin hissediyoruz kendimizi. Çünkü bize en duru kaynağı yaklaştıran şey bu çeşitlilik oluyor. Yeni yeni dörtlükler öğreniyoruz. Yani geleneğin kendisi de dinamik bir süreçtir. Biz de zamanın içerisindeyiz.

Cem Karaca’nın 70’lerde söylediği bir söz vardı: “Tek bir nota için aylarımızı veriyorduk; oysa o yıllarda tipik ozan geleneğinde dönemin politik atmosferine uygun olarak saza sarılıp sloganla müzik yapan tek düze bir anlayış hâkimdi.” Metin-Kemal Kahraman müziğini dinlerken bunu çok düşünüyor, sizlerin de tek bir notaya yıllarınızı verdiğinizi görüyoruz. Özellikle “Ferfecir” albümünün Türkiye’de tüm zamanların en iyi çalışmalarından birisi olduğuna inanıyoruz. Bu konuda neler söylersiniz?

“Ferfecir” albümü 8-10 yıllık bir ev sürecinin olgunlaşması. Aslında müziğin teknik bir mesele değil, sözlerden öte anlatabileceğimiz duygu ve düşüncenin ifade imkânı olduğunu bize gösteriyor. Kendi zamanının bütün etkisini üzerinde taşıyor. Müzik çok emek gerektiren bir şey. Bir notada bazen yüzlerde kelimeyle ifade edeceğiniz duygu durumunu anlatabilirsiniz. Bunu hiç söylemeden dinleyene de geçer, o kadar sahicidir.

Sanat hayatınızda 30’ncu yılınızı kutluyorsunuz, her şehirde farklı konserler yapıyorsunuz, geçmişten günümüze geldiğiniz müzikal sürecini nasıl değerlendirirsiniz?

Bizim sürecimize kadar Zazaca, Kürtçe gibi dillerle sadece geleneksel müzik icra edilirmiş gibi bir yaklaşım vardı. Biz bu konuda tutucu olmadık, dilin kendisinin de müzik zevkinin de  yaşayan bir şey olduğunu; sözgelimi Flamenko buraya kadar gelmişse onun etkilerinin de bizim üzerimizde olduğunu gösterdik. Artık dijital çağdayız; başlangıç yıllarında radyosuyla, televizyonuyla; CD’siyle, kasetleriyle başka bir dünya vardı. Şimdilerde iyice küçüldü bu evren. Biz onlardan, onlar bizlerden bir şeyler alıp duruyor. Bu yüzden kendimizi sınırlamıyor, modern şarkılar/besteler yapmaya açık oluyoruz.

Yakında yeni parçalar geliyor o zaman?

Biz pandemi sürecinde başlamıştık kayıtlara. Yakında Metin’in bir şarkısı geliyor. Tarımsal kalkınmayla ilgili bir aşk şarkısı…

Telifte en çok mağdur edilen isimlerden olduğunuzu düşünüyorum. Halen televizyonlarda, farklı platformlarda enstrümantal şarkılarınız tabiri caizse hunharca yağmalanıyor. Mağduriyetiniz devam ediyor mu?

Maalesef evet. “Ferfecir” çıktıktan sonra neredeyse her haber bülteninde kullanıldı. Bazı profesyonel belgesel yapımcıları tüm işlerinde adımızı kullanılmadan şarkılarımızı yağmalıyor. Başka sorunlar da var. MESAM bunları tartışıyor; ama somut bir sonuç alındığını söyleyemem.

Son sorumuz da sağlığınızla alakalı. Okuyucularımıza ne durumda olduğunuz anlatır mısınız?

Bildiğiniz gibi Metin lenfoma atlatmıştı. Bundan 2 yıl sonra da ben akciğer kanserine yakalandım. Tedavi tamamlanmıştı, bir yıl boyunca kontrolle gidip geldik; ama bu sefer de beynimde metastaz oldu. Kemoterapi ve ameliyat süreçleri oldu. Beyin ameliyatları sonrasında da 2 yıl sürmesi gereken akıllı ilaç tedavisi devam ediyor. Bu yılın sonuna kadar da devam edecek.

Her ikinize de acil şifalar diliyor, bizleri yeni doğacak muhteşem ezgilerden mahrum bırakmamanızı diliyoruz. Teşekkürler…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir