Incal: Bir Başyapıt

Incal için, çekilmemiş en iyi filmden ‘zaruri’ doğan bir çizgi roman başyapıtı diyebiliriz. Hikâye, 1974 yılında, çılgın ve dahi gibi sıfatları dönüşümlü olarak üzerinde taşıyan Şilili yönetmen Alejandro Jodorowsky ile başlar. El Topo ve Kutsal Dağ gibi anlaşılması çaba gerektiren kült filmlere imza atmış yönetmen, Frank Herbert’in Dune romanını beyaz perdeye aktaracaktır.

Sanatçı, kitabı hiç okumamıştır aslında. Bir arkadaşının tavsiyesi dışında, kitapla ilgili hiçbir fikri yoktur.  Filmlerinin Fransa dağıtımını üstlenen yapımcı Micheal Seydoux bir film yapmasını isteyince ağzından çıkan ilk kelime Dune olur. Kitabı okumadan ve düşünmeden karar vermesine rağmen projeye müthiş bir tutkuyla sarılır. Amacı, iyi ve kalıcı bir film çekmekten çok ötedir. Dune üzerinden dünyaya devrim niteliğinde, spiritüel yepyeni bir bakış açısı getirecektir. Filmin, izleyicilerde halüsinasyonlar yaratan bir uyuşturucu etki yapmasını planlar; gençlerin bilinçlerini açmalı, hayata bakışlarını kökten değiştirmelidir.

Döneminin en iyi, en popüler isimlerini kadroya dâhil etmeye çalışır; başarır da. Senaryosu ‘zamanın çok ötesinde’ anlaşılması kolay olmayan fikirlerle doludur.  Benzeri olmayan tasarımları, sahneleri kâğıt üzerine dökebilmek için ‘kendisini tam olarak anlayabilecek’ yetkinlikte bir çizere ihtiyacı vardır. Bu noktada çizer Jean Giraud, nam-ı diğer Moebius’u bulur. Western türü bir çizgi roman albümünü görüp çok etkilendiği sanatçı, projesi için biçilmiş kaftandır. Daha sonra Incal’ı birlikte yaratacağı Jean Giraud, filmin tüm kostümlerini, sahneleri, kamera açılarına göre tek tek çizer. Usta çizer yönetmenin kafasındaki sahneleri anında kâğıda aktarmada müthiş bir yetenek sergiler. Jodorovsky çizerin hem becerisine hem de hızına hayran kalmıştır. Tasarım çalışmasında ortaya çıkan storyboard tam 3000 panelden oluşmaktadır…

Devler Aynı Pelikülde!

Moebius ile başlayan film kadrosuna, birer birer dâhil olan isimler inanılmazdır: Salvador Dali, Orson Welles, Rolling Stones’tan Mick Jagger, Udo Kier. Müzikler için ‘Dark Side of The Moon’ albümüyle fırtınalar koparmakta olan Pink Floyd ile anlaşılır; farklı sahneler için konsepte uygun buldukları Gotik tarzıyla dikkat çeken diğer bir progresive rock grubu Magma da kadroya dâhil olur. Konsept tasarımlarında bilimkurgu dünyasının belki de en iyi ressamı (Isaac Asimov’un kitap kapaklarından hatırlayacağımız) Chris Foss ve sonradan Alien’ı da tasarlayacak olan İsviçreli sanatçı Giger vardır. Film, daha casting aşamasında efsane olma yolundadır.

Ancak film hiçbir zaman çekilemez. Yıllar süren senaryo, casting ve tasarım çalışmaları ve tüm zorluklar aşılmış, çekim aşamasına gelinmiştir. Maalesef filmi çekmeye hiçbir Hollywood stüdyosu yanaşmayacaktır. Hepsi, 3000 panellik storyboard’un da olduğu tanıtım dosyasını -ki döneminin telefon rehberlerinden kalın ve büyüktür- hayranlık ve beğeniyle inceleseler de filmi çekmek istemezler. 10 saati aşacak film süresi, konseptin getirdiği çekim zorlukları ve hiçbir müdahaleyi kabul etmeyecek olan ‘öngörülemez’ Jodorowsky’nin varlığı, stüdyoları korkutmuştur. 

Projenin tamamen rafa kalkması, ekipte maddi manevi bir travma yaratır. Lakin filmin özgün fikirleri ve görsele dökülmüş sahneleri kendinden sonra gelen birçok filme ilham olmuştur. Star Wars, Flash Gordon, Kutsal Hazine Avcıları, He-Man Kâinatın Hakimleri, Contact, Prometheus gibi bilimkurguların hepsi gerçekleşmemiş bu filmin parmak izlerini barındırır. Birçok film eleştirmenine göre bu proje olmasaydı Alien de olmazdı, Blade Runner da olamazdı; bambaşka bir Matrix izlerdik… Çekilemeden bu derece etkili olan başka bir film projesi tarihte yoktur herhâlde…

Uzay Operasının Doğuşu: Incal

Atlatılması güç, büyük hayal kırıklığının yanında devrimci bir metin ve Moebius’un ‘muazzam’ görsel malzemesi de elde kalmıştır. Bu felsefi ve estetik miras boşa gitmemelidir.

Eldeki imkânlar film yapmaya elvermeyince, Jodorowsky ve Moebius çizgi roman yapma kararı alır: 1980 yılında Incal’ın ilk bölümü yayımlanır. Hikâye yozlaşmış ve distopik bir galaktik toplumun alt tabakalarından gelmiş, R sınıfı bir özel dedektif olan John DiFool’un, ışık saçan kozmik bir nesneyi, Incal’ı ele geçirmesiyle başlar. Hedonist bir yaşam süren ‘ucuz’ dedektifin kaderi, İncal ile geri dönülmez bir şekilde değişir. İlkesiz ve başarısız dedektif olan DiFool bir anda ışık ve karanlık, iyi ve kötünün arasındaki evrensel bir savaşın ortasına düşer. Bir yandan gizemli Incal’ın çağrısına uyar, diğer yandan evrenin (karanlık tarikatlar, diktatör yöneticiler, mutantlar, asi gruplar, robotlar gibi) farklı kutuplarına karşı onu korumaya çalışır; Altı kitaptan oluşan seri boyunca tüm evrenin kaderi, ahlaki yönü tartışmalı bu sıradan dedektifin elindedir. Jodorowsky, DiFool’un peşine taktığı okurunu Tanrı, yozlaşmış bir teknokrasi, ölüm, aydınlanma, bilinç gibi temalar üzerine düşünmeye iter.  Incal sadece gizemli bir enerji kaynağı ya da güç sembolü değil; aynı zamanda aydınlanma potansiyeli barındıran, bilinçsel bir dönüşümün simgesidir.

Jodorowsky klasik kahraman imgesini sinemada olduğu gibi Incal’de de kullanmaz; bilimkurgunun sadece uzay istasyonları, uzay gemileri, teknoloji ve görsel efektlerden ibaret olmadığını gösterir. Dualite (İyi kötü, ışık-karanlık, yaşam-ölüm, kaos-düzen) ve sembolizm (Budizm, uzak doğu öğretileri, yazarın çok sevdiği Tarot sembolleri) metne derinlik katar. Spiritüalizm, psikanaliz, simya, mistizm gibi disiplinlerle bezeli, çok katmanlı ve felsefi göndermelerle örülü bu yapı, anarşist tavrıyla birlikte geleneksel çizgi roman anlatısından keskin bir şekilde ayrılır.

Hikâye, devrimci yanının dışında, görsel estetiğiyle de çığır açmıştır. Moebius’un olağanüstü çizgileri, fütüristik mimari yapı, karakter tasarımları müthiş detaylıdır; Teknolojinin organik formlarla harmanlandığı çizimler benzersizdir. Okuru sorgulatmadan içine alan kaotik yapı ve mistik atmosferin oluşmasındaki en büyük pay usta çizerindir. Buluş dehası sanatçının mimari ve mistisizm konusundaki kusursuz işçiliği, kuşkusuz derin birikiminin sonucudur. Detaylardaki bu zenginlik Incal’ı zamanın çok ötesinde bir noktaya taşırken ‘Jodoverse’** evrenin oluşmasına da büyük katkıda bulunmuştur. (Sanatçı daha sonra Luc Besson’un ‘The Fifth Element’ filminin konsept tasarımlarına katkı verecektir.)

Jodorowsky bir anlamda beyaz perdeye taşıyamadığı vizyonunu, çizgi roman formu aracılığıyla hayata geçirmiştir. Ortaya çıkan eser döneminin çizgi roman sınırlarını çok aşan, günümüz sinema ve ardılı çizgi romanlarda hala etkilerini gördüğümüz, yalnız çizgi romanın değil bilimkurgu dünyasının da epik başyapıtlarından biri olmuştur.

* Altı bölümlük Incal’in birinci bölümü ilk olarak 2000 yılında Kara Incal ismiyle Ithaki Yayınevi tarafından Türkçe basılmış ama devamı gelmemiştir. Öykünün tamamının yayımı ise ancak 2017 yılında Gerekli Şeyler Yayıncılık tarafından gerçekleştirilmiştir.

**Incal, bu başarısının ardından, ‘Before The Incal’, Metabarons, After the Incal, Megalex ve Final Incal gibi yan hikâyelerle genişler; hepsi daha sonra Jodoverse diye adlandırılacak bir çizgi roman evrenini oluşturur. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir