Peki Ama Neden!

Ferruh Tunç yazdı

Tolstoy’un “Savaş ve Barış” adlı kitabı, yazarın önsözde açıkça ifade ettiği gibi, kendisinden önce yazılan romanlardan farklıdır; hatta o, “Bir roman değil, manzume de değil, vakayiname hiç değildir. ‘Savaş ve Barış’ın biçimi yazarın ifade etmek istediği ve elinden geldiğince ifade ettiği şeydir”.

Önsözün de destekleyeceği gibi, Tolstoy bu kitabı o çağın verili biçemlerine göre edebi ya da kuramsal bir metin yazmayı önceleyerek değil, özel olarak Napolyon’un Rusya seferi ve genel olarak da savaş ve/veya tarih hakkındaki egemen yanlış bilici sorgulamak, kendi cevaplarını verebilmek arayışı ile yazmış görünür. 1800 sayfalık bu dev kitap boyunca biri edebi, öteki de edebi olmayan iki metin akar. Bunlardan birinde yazar, sorguladığı konulardaki egemen anlayışların eleştirisi ile bunların doğrusunu bulma arayışını tarih, teoloji, felsefe, pozitif bilimler, ahlak vb. fakat her durumda edebi sayılmayacak (kuramsal) bir dille ararken, ötekinde bu kuramsal savlarını edebi-estetik bir metinle örnekler, destekler ve hatta bir bakıma kanıtlar. Bu ikili nitelik, aynı sorunsala ilişkin edebi-estetik bilişle kuramsal bilişin cevaplarını karşılaştırarak, edebi-estetik bilişin ayırt ediciliğini daha iyi kavramamıza olanak vermesi açısından da Savaş ve Barış’ı emsalsiz kılıyor.

*

İhsanların neden savaştığı sorusuna tarih boyunca farklı cevaplar verilmiştir. Tanrıların gazabı, insanlığın kaderi ya da sosyal bilimsel yasallıklar savaşların nedeni olarak gösterilmiştir. Fakat, hiç kimse çıkıp da savaşların neden çıktığının bilinemeyeceğini ileri sürememiştir. Savaşların nedenini bilmediğimize, bilemeyeceğimize ilişkin, ciddiye alınacak bir savın varlığına tarih boyunca rastlamıyoruz. O halde, neden hâlâ savaş var?

*

Sanatın-edebiyatın bu temel soruya aradığı cevap, olgunun varlığını kabul ederek onun nedensellik ve yasallıklarını ortaya dökmekle yetinen cevaplar değildir. Onun aradığı cevap, tanrıların takdiri ya da kaderin kaçınılmazlığı türünden, insanı savaş karşısında ehlîleştiren teslimiyetler de değildir. Sanat ve edebiyat, bu nedensellikler ve yasallıklar bilindiği halde insanın insanla savaşının neden hâlâ ortadan kalkmadığı/kaldırılamadığı ile ilgilenir. Nitekim, Savaş ve Barış’ı dünyanın önde gelen klasikleri arasına sokan şey de savaşın nedeni, tarihin ne olduğu gibi temel sorulara verilen kuramsal kesin ve belirgin cevapları, bildiğimiz her şeye rağmen savaşların neden hala ortadan kalkmadığı sorusunu kesintisiz bir şekilde okura duyumsatarak önemsizleştiren, edebi-estetik kavrayışın diliyle yazılmış olan kısmıdır. Bunun, kitabın yazımı öncesinde böylesine belirgin bir şekilde amaçlanıp amaçlanmadığının, burada bir önemi yoktur.

*

Estetik bilişe göre; savaşın ne ve neden olduğu sorularının geçerli cevabını verebilmek için, savaşın ne olduğunun gerçekten anlaşılması, gerçekten anlaşılması için de insani bir derinlikle duyumsanması ve deneyimlenmesi gerekir. Yoksa, bu vahşetin nedenselliğini kavramaya ve/veya kavratmaya yönelmiş olan türlü çeşitli bilmelerin cahili olarak, yumurtanın mı tavuktan tavuğun mu yumurtadan çıktığı tartışmaları eşliğinde savaşır dururuz.

Sanatın, savaşın nedenine ilişkin kendi dışındaki bilişler gibi, bizi olguyu kabule yönelten somut-bilişsel bir cevabı yoktur. Onun bize vereceği cevap; Tolstoy’un kuramsal cevap arama çabalarında tatmin olamayarak yöneldiği edebi-estetik biliş perspektifinin bağışladığı gibi, sorunun ta kendisidir. Onun yaptığı, soru cümlesini bir ünlem (nida) cümlesine çevirmektir. Peki ama neden savaşırız!

(*) “Savaş ve Barış” Hakkında Birkaç Söz, Savaş ve Barış, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2016

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir