Bana göre Türkçe şiirde 2000’lere kadar iki büyük kırılma var. Bunlardan ilki Nâzım Hikmet’in “Putları Yıkıyoruz” çıkışıdır. Hikmet, 1929 yılında Resimli Ay dergisinin haziran ve temmuz sayılarında imzasız yayımladığı iki yazıyla sırasıyla Abdülhak Hamit Tarhan’ı ve Mehmet Emin Yurdakul’u hedef alır. Daha sonra bu tartışmaya Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Hamdullah Suphi Tanrıöver gibi isimler de dâhil olur. “Putları Yıkıyoruz” kampanyası, Hikmet’in kendinden önceki bütün edebiyatı reddettiği ve yok saydığı bir söylemdir. Nâzım Hikmet’in bu çıkışı, dönemine göre çok sert olsa da etkileme alanı sınırlı kalmıştır. Zaten bir yıl sonra da büyük şairin, Tarhan’la barıştığını ve ona ithafen “83 Yaşında Delikanlı” şiirini yazdığını biliyoruz.
İlk kırılmadan tam 12 yıl sonra yani 1941’de, Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rifat tarafından başlatılan Garip Hareketi bir kez daha taşları yerinden oynatır Türkçe şiirde. Garip Hareketi, tıpkı “Putları Yıkıyoruz” gibi sarsıcı bir etki yaratsa da başta hareketi başlatan şairleri tarafından kısa zamanda terk edilir. Bunda Orhan Veli’nin erken ölümünün de etkisi vardır kuşkusuz. Ama hareketin dilde, biçimde, üslupta ve temada yarattığı değişiklikler, bugün hâlâ geçerliliğini sürdürmektedir. Nâzım Hikmet’in söyleyiş tarzı bile günümüzde eskimiş bulunabilir. Fakat Garip’in yönlendirdiği edebî devrim, şu an yazılmakta olan şiirlerde dahi hissettirir kendini.
Türkçe şiirdeki üçüncü kırılma ise 2000 sonrası şiirle yani milenyum kuşağıyla gerçekleşir. Buna itiraz edenler olacaktır kuşkusuz. Özellikle İkinci Yeni’nin bir kırılma yaratıp yaratmadığı tartışmaya açık bir konudur. Kendi adıma İkinci Yeni’yi, zaten geldiği belli olan bir hareket olarak gördüğüm ve birbirinden bağımsız şairlerin başkaları tarafından bir çatı/tanım altında toplandığı için, sözkonusu harekete bir kırılma olarak yaklaşamıyorum. 2000 sonrası şiiri neden bir kırılma olarak gördüğüme gelince. Bunun birçok nedeni var elbette. Ama bunu bir kırılma olarak görmemin en büyük nedeni, şiire 2000’lerde başlamış herkesin yavaş yavaş özerkleşerek kendini ve şiirini bir adaya dönüştürmesi. 2000 öncesine baktığımızda genelde ortak tavırlar, hareketler, yaklaşımlar görürüz. Fakat bu durum, arada istisnalar olmakla birlikte, 2000’lerde pek fazla görünmez. Bu mevcut durumda elbette teknolojinin çok büyük etkisi var. Çeşitli sosyal medya platformların varlığı sayesinde, nerdeyse her şair kendine ait bir alan yaratmıştır. Kendi dergisini çıkarmış, yeri geldiğinde kendi sosyal medya hesabını bir dergi gibi kullanmıştır. Bu da özerklik dediğim olgunun meydana gelişini hızlandırmıştır. Yine bu sayede şiir merkezden çıkmış ve mekân tanımaksızın varlığını sürdürmüştür.
2000’ler şiirini önceki kuşaklardan ayıran en önemli noktalardan birinin de dönem şairlerinin şiir üzerine düşünmesi olduğu kanaatindeyim. 2000’lerde şiir yazmaya başlamış birçok şair, aynı zamanda şiirinin kuramsal tarafıyla da ilgilenmiş ve geride hatırı sayılır bir külliyat bırakmıştır. Sadece önceki kuşaklarla ilgili değil, kendi dönemiyle de ilgili bir çeşit kazı çalışması yaparak teorik anlamda önemli bir işe imza atmıştır. Garip’e, İkinci Yeni’ye, Nâzım Hikmet’e, 40 kuşağına ve 80’lere dair yapılmış en iyi çalışmalar genelde milenyum kuşağının elinden çıkmıştır.
Günümüz şiirini bir devrim olarak görmemin bir başka nedeni de şair kadınların ve lgbti+ bireylerin varlığıdır. 80’lerde belirgenleşmeye başlayan ve 90’larda ivme kazanan şiirdeki feminist hareket, 2000’lerle birlikte zirveye çıkmıştır. Günümüz şiirini yönlendiren en önemli etkenlerden birinin şair kadınlar olduğunu düşünüyorum. Çıkardıkları dergiler ve kitaplarla, yarattıkları tartışma ortamlarıyla ve meydana getirdikleri etkiyle görünürlüklerini oldukça genişletmiş ve 2000 sonrasında büyük bir denge unsuru olmuşlardır.
Bugün birçok yerde günümüz şiiriyle ilgili birçok olumsuz şey söyleniyor. Elbette her dönemin olduğu gibi bu dönemin de kusurları, eksikleri var. Fakat bütün bunlar 2000’ler şiirinin bir kırılma, bir devrim olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Günümüzde yazılan şiirle ilgili olumsuz söylemlerde bulunan birçok ismin, bugünün şiirini yeterince takip etmediğini düşünüyorum maalesef. Üstelik takip etme imkânı bu kadar kolayken.
ses duvarı
koynu varsa bir gülün, senin sesin oradadır
yağmurun büyüttüğü bir dere yatağında belki
yarasını yalayan bir hayvanın gözlerinde
sana aksar ayağım, köklerim bağına
kolum ağrır her gece boşluğu ağırlamaktan
bir özleme kıldan incedir boynum
sessizce içimden seveyim diyorum
ama durmuyor atlar ve köpüren deniz
bir evi varsa mutluluğun, senin sesin oradadır
yıkılmış bir kale duvarında, zeytinin kabuğunda
adımı söylesen ara sıra, çamura batsa bahçe
göçmeyi unutmuş bir kırlangıç yürüse
bir mendile işlediğim rüyaların içinden
nar reçeli kaynattım sana, kekik topladım
aralık bıraktım geçtiğim bütün kapıları
odada kâfur, gömleğimi göğüne ilikledim
güneşi bekledim kalbinin kıyısında
usul usul alıştım düzenine şu yavaş hayatın
nefesin dünyayı tersine döndüren rüzgârdır
bir rengi varsa zamanın, senin sesin oradadır