Şairin Ölümü ve Sonrası
Gazanfer Eryüksel
Şair/ozan genel anlamıyla tarih boyunca egemen yapılarla, sözlü kültür dönemi de dâhil, yıldızı barışmayandır. Yazının bulunduğu dönemlerde de okuryazarlık tabana yayılmadığından, şiirin hece vezniyle inşa edilen yapısı ezberi ve akılda kalıcılığı kolaylaştırdığı için egemen yapılar şairlere karşı hep mesafeli olmuşlardır. Her dönemde egemen yapılar kendilerini destekleyen bir sanatçı grubu devşirmek için şüphesiz gerekli hamleleri de yapmışlardır ki bu da zıtların birliğinin doğal sonucudur.
Tevfik Fikret
Şair dümdüz bir çizgi gibi yaşayan biri değildir. Zaman içinde kendi değişim ve dönüşümünü sürdürerek geçer gider bu dünyadan. Örneğin Tevfik Fikret (24 Aralık 1867-19 Ağustos 1915) ve II. Abdülhamit diye kime sorsak ona karşı yazdığı şiirler hatırlanır. Ancak Tevfik Fikret’in II. Abdülhamid’e yazdığı bilinen ilk şiiri bir methiye (övgü) olup, şairin adını edebiyat dünyasında ilk kez duyurduğu 1891 yılına aittir. Şair, II. Abdülhamid’in cülus (tahta çıkış) yıl dönümü dolayısıyla bir kaside/manzume yazmış, bu şiiri padişah tarafından beğenilmiş ve kendisine İkinci Rütbeden Mecîdî Nişanı verilmiştir. Ancak Fikret daha sonraki yıllarda istibdat (baskı) rejimine şiddetle muhalefet edecek, padişahı eleştirecektir.
Bir Lâhza-i Teahhur: 21 Temmuz 1905’te Cuma selamlığı sırasında II. Abdülhamid’e Yıldız Camii önünde Ermeni komitacılar tarafından düzenlenen ancak padişahın bir anlık gecikmeyle (duraksamayla) kurtulduğu bombalı suikast girişimi üzerine yazılmıştır. Padişahın kurtulmasından duyduğu derin üzüntüyü ve suikastçılara olan hayranlığını/sitemini dile getirdiği, devrin şartlarına göre oldukça ağır ve cüretkâr bir şiirdir. Şair burada salt II. Abdülhamit karşıtlığını öne alan bir bakış sahibidir. O gitsin de nasıl giderse gitsin görüşü egemendir. Ermeni Komitacıların ne amaçla hangi dış güçlere hizmet ettiğinin ne yazık ki farkında değildir. Revzen-i Mahlû ise II. Abdülhamid’in tahttan indirilip Beylerbeyi Sarayı’nda hapsedildiği yıllarda Aşiyan’daki evinden padişahın pencerelerini izleyerek yazdığı, onu eleştirdiği şiiridir. Ancak Tevfik Fikret daha sonra yazdığı şiirlerle Anadolu’da Milli Mücadele’ye önderlik edecek olan Mustafa Kemal Paşa’yı da etkileyecek, onun saygı ve sevgisini kazanacak bir şairdir aynı zamanda.
Atatürk’ün, Fikret’in edebi ve fikri kişiliğine dair şunları söyler: “Ben Fikret’e yetişemedim, onun sohbetinden istifade edemedim. Kendimi bedbaht sayarım. Fakat onun bütün eserlerini okudum, birçoğu da ezberimdedir. O hem büyük şair hem de büyük insandır.” Bir başka konuşmasında ise “Tevfik Fikret’i tanıyanlar, benim ne yapmak istediğimi kavrayacak kimselerdir.” diyecektir. Özetlersek Atatürk, Türk aydınlanmasının öncüsü Tevfik Fikret’e büyük bir hayranlık duymuştur. Onun için, “Ben inkılâp ruhunu ondan aldım” diyerek, şairin “Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” sözünü Cumhuriyet ilkelerinin temel taşı olarak benimsemiştir.
Tevfik Fikret, ilerleyen şeker hastalığı nedeniyle biten 48 yıllık kısa hayatına şairlik, öğretmenlik ve ressamlığı sığdırmıştı bir aydınımızdır. Fikret’in 19 Ağustos 1915’teki vefatının ardından cenazesi başlangıçta Eyüp Sultan’daki aile mezarlığına defnedilmiş, daha sonra, vasiyetine uygun olarak 1961 yılında İstanbul Belediyesi tarafından naaşı Aşiyan’daki evinin bahçesine nakledilmiştir. Aşiyan Müzesi olarak bilinen bu mekânda yatmaktadır. Tevfik Fikret’in vefatından sonra öğretmenlik yaptığı Galatasaray Lisesi’nin bahçesinde, onun anısına 1920’lerde yaptırılmış bir anma mezarı da bulunmaktadır. Şair, Rıza Tevfik’in başlattığı bir gelenekle ölümünün ilk yılından itibaren ölüm yıldönümlerinde evinde anılmıştı. 1918’deki anma törenine Mustafa Kemal de katılmıştır.
Tevfik Fikret’in 19 Ağustos 1915’teki cenazesine öğrencileri, dönemin aydınları, Galatasaray Lisesi camiası ve çok sayıda seveni katıldı. Edebi kişiliği, öğretmenliği ve İttihat ve Terakki karşıtı duruşuyla bilinen şairin cenaze töreninde öne çıkan bazı önemli isimler şunlardır:
Ailesi: Eşi Nazıme Hanım ve kayınpederi Mustafa Bey. Edebi Dostları ve Aydınlar: Süleyman Nazif, Recaizade Mahmud Ekrem, Hüseyin Cahit Yalçın, Faik Ali Ozansoy. Öğrencileri ve Eğitim camiası: Galatasaray Sultanisi (Mekteb-i Sultani) öğretmenleri, idarecileri ve vefakâr öğrencileri. Sanat Çevresi: Ressam Mihri Müşfik Hanım da cenazede ve hemen sonrasında naaşının yanında bulunarak Fikret’in ölüm maskını alan isim olmuştur.
Orhan Veli
Orhan Veli’nin cenazesi 17 Kasım’da Beyazıt Camii’nden kaldırılır. Resmi bir tören yoktu ama cenazeye yüzlerce insan katılır. Bunların arasında pek çok üniversiteli gençle beraber, öğretim üyeleri, gazeteciler, yazarlar, şairler, ressamlar ve tiyatro sanatçıları vardır. Ahmet Hamdi Tanpınar, Mazhar Şevket lpşiroğlu, Mina Urgan, Burhan Toprak, Rıfkı Melül Meriç, Asaf Hala Çelebi, Fikret Adil, Reşat Ekrem Koçu, Nizamettin Nazif, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Sabahattin Kudret Aksal, Münir Süleyman Çapanoğlu, Feridun Fazıl Tülbentçi, Behçet Kemal Çağlar, Hüsamettin Batak, Abdulbaki Gölpınarlı, Orhon M. Arıburnu, Rıfat Ilgaz, Sinan Korle, Cavit Yamaç, Fahir Onger, Rakım Çalapala, Ziya Osman Saba, Yaşar Nabi Nayır, Bedri Rahmi, Eren Eyuboğlu, Sabri Berkel, Cemal Tollu, Agop Arad, Nuri iyem, Halil Dikmen, Necmi Rıza, Ercümend Behzad vs.
Orhan Veli için çelenkler de gelir: Sanat Dostları Cemiyeti, Telif Haklarını Koruma Cemiyeti, Demokrat Parti, Yeditepe, Varlık, Yeni İstanbul, Türk Editörler Derneği (ki “Editörler” yerine “Editerler” yazılması da kaderin bir cilvesiydi). Cenaze eller üstünde Beyazıt’tan Çarşıkapı, Çemberlitaş yoluyla Cağaloğlu’na doğru götürülürken en önde, sıradan bir ağacın yapraklarıyla çerçevelenmiş Yaprak çelengi gitmektedir. Gazeteciler Cemiyeti’nin önündeki birkaç dakikalık duraklamadan sonra yine eller üzerinde Sirkeci’ye getirilen tabut burada arabaya konularak Rumeli Hisarı’na doğru yola çıkarılır. Sabahattin Eyuboğlu mezar yerini seçerken ‘Urumeli Hisarına oturmuşum / Oturmuş ta bir türkü tutturmuşum” dizelerinden etkilenmiştir şüphesiz. Orhan Veli’nin mezarı için yardım kampanyası açılır. Abidin Dino mezarın projesini, Mimar Nevzat Kemal de inşaatını yapar. Mezar taşına ise Emin Barın şu ibareyi hakkeder: ORHAN VELİ 1914-1950
Yahya Kemal
1 Kasım 1958’de hayatını kaybeden şair ve diplomat Yahya Kemal Beyatlı için 2 Kasım 1958’de İstanbul Fatih Camii’nde görkemli bir cenaze töreni düzenlenir. Törene dönemin devlet erkânı, üniversite öğrencileri, yazar dostları ve çok sayıda vatandaş katılmıştır. Cenaze merasimine katılan öne çıkan isimler ve gruplar şu şekildedir: Devlet ve Siyaset Temsilcileri: Kabine üyeleri, İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı başta olmak üzere dönemin mülki ve askeri erkânı. Akademisyenler ve Edebiyatçılar: İstanbul Üniversitesi camiasından hocalar, yakın dostları ve devrin önde gelen edebiyatçıları. Gençler ve Öğrenciler: Bir dönem hocalık da yaptığı İstanbul Üniversitesi’nden ve diğer okullardan çok sayıda öğrenci ile üniversite gençliği. Halk Kitlesi: Şairin naaşı Türk bayrağına sarılarak büyük bir halk kalabalığı tarafından tekbirler ve dualarla taşındı.
Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazı ve yapılan törenin ardından Yahya Kemal’in naaşı, bir süre hocalık yaptığı İstanbul Üniversitesi’nin önünden geçirilerek Aşiyan Mezarlığı’na defnedilmiştir.
Hastalık, vefat, cenaze töreni ve sonrasına dair Yahya Kemal’e ilişkin kayda değer son haber 9 Kasım tarihinde yayımlanmıştır. Hüseyin Avni Şanda tarafından kaleme alınan köşe yazısına “Türk Kızları İlk Defa Yahya Kemal’in Dersinde Erkeklerle Yan Yana Oturdu” başlığı atılmıştır. Devamında ise şairin mütareke döneminde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Garp edebiyatı hocası olarak çalıştığına, verdiği derslerde gösterilen yüksek ilgiye, hocalık yaşantısındaki gelişmelere değinilmiştir. Yahya Kemal’in erkeklerin ve kızların ayrı ayrı olmak üzere sabah ve öğleden sonra ders görmelerini ayıp addettiği için cinsiyet fark etmeksizin bir çatı altında öğrencilerini bir araya getirdiği anlatılmıştır.
Turgut Uyar
Turgut Uyar; Rumelihisarı Mezarlığı’nda toprağa verilirken, mezarı başındaki kalabalık imza gününe göre biraz daha farklıdır. Birkaç eş dost, birkaç yazar çizer, birkaç okur ve birkaç garson ve meyhaneci vardır. Edip Cansever sessizce arkadaşının cenazesi başında durmaktadır. Cansever’in bu sessiz ve düşünceli halini gören Turgut Uyar’ın oğlu Tunga Uyar, şairin yanına yaklaşır, ne olduğunu sorar. Edip Cansever, şu yanıtı verir: ‘Ben kendi ölümümü seyrettim!’
Edip Cansever
28 Mayıs 1986’da İstanbul’da hayatını kaybeden İkinci Yeni şiirinin usta ismi Edip Cansever, 30 Mayıs 1986’da kılınan cenaze namazının ardından İstanbul’daki Aşiyan Mezarlığı’nda toprağa verilir. Cenaze törenine edebiyat ve sanat dünyasından pek çok dostu, şair arkadaşı ve sevenleri katıldı.
Törende yer alan isimler arasında Tomris Uyar, Yaşar Kemal, Doğan Hızlan ve Çetin Altan gibi önde gelen yazar ve kültür insanları bulunmaktadır.
Cansever’in vefatı sonrasında dostları taziye için bir araya gelmiş, cenaze merasimi ve sonrasındaki anma süreçlerinde edebiyat çevresinden geniş bir katılım sağlanmıştır. Aşiyan Mezarlığı’ndaki defin işlemleri sırasında dönemin idari kolaylıkları (dönemin İBB Başkanı Bedrettin Dalan’ın katkılarıyla) ve Mengü Ertel gibi isimlerin girişimleri etkili olmuştur.
Cansever’in Aşiyan Mezarlığındaki kabrinde Şair-mimar Cengiz Bektaş tarafından tasarlanan Yerçekimli Karanfil adlı şiirinden esinlenerek ters karanfil desenli oldukça zarif bir taş vardır.
Cemal Süreya
Cemal Süreya, 9 Ocak 1990 tarihinde hayatını kaybettikten sonra cenazesi 11 Ocak 1990’da Şişli Camii’nde kılınan öğle namazının ardından Haliç’e nazır Kulaksız Mezarlığı’nda toprağa verilir. Şairin cenazesinde, o dönem çok az sayıda kişinin, oğlu Memo, amcasının çocukları ve birkaç dostunun bulunması edebiyat çevrelerinde derin bir yalnızlık hikâyesi olarak sonsuza dek kalacaktır.
Bu hüznü ve acıyı Sunay Akın’dan dinleyelim: “Cemal Süreya’nın naaşının Haydarpaşa Numune Hastanesi’nin morgunda olduğunu duyunca hemen soluğu orada aldım. Hatay Lokantası’nın sahibi Mehmet Ali Işık, Cemal Süreya’nın amcasının iki çocuğu ve oğlu Memo’dan başka kimse yoktu.”
Oysa bir gün önce gece evinde telefonlara hep ben bakmıştım. Herkes Hoca’nın nerde olduğunu, paraya ihtiyacımız olup olmadığını sorup, mutlaka geleceğini söylemişti. Ben Numune Hastanesi’nin morguna gittiğimde bir kalabalıkla karşılaşacağımı umut ediyordum. En azından bir 25-30 kişi oluruz diyordum ama saydığım insanlar dışında kimse yoktu. Hatay Lokantası’nın sahibi Mehmet Ali Işık, maddi olarak gereken her şeyi üstlendi.
Cenaze arabası geldi. Cenaze arabasına Cemal Süreya’yı koyacağız. Çünkü cenaze bir gün sonra Şişli Camii’nden kaldırılacak. Cenaze arabasına bindik. Ben önde, Cemal Süreya’nın oğlu Memo ve Mehmet Ali Işık arkada oturuyordu.
Şoförün Numune Hastanesi’nden çıktıktan sonra güzergahı belli: Birinci köprüden, Ankara asfaltından karşıya geçecek, bizi Şişli’ye bırakacak.
Yol güzergahına girmeden önce, bir anda aklıma Cemal Süreya’nın bir dizesi geldi. O da şu; Gömmeden önce biraz gezdirin beni. Şoföre dedim ki…
Köprüye asfalttan gitmeyeceğiz,
– Nerden gidelim abi, başka hangi yol var?
– Harem’e gideceksin ama sahil yolundan gideceğiz!
– Abi, işimiz var. Daha başka cenazeler var, onları taşıyacağım.
Adamı zar zor razı ettik. Ve Harem’e doğru yola çıktık. Kız Kulesi’nin önünden geçtik. Cemal Süreya demişti ya hani bir şiirinde;
“Kız kulesinin düş getiren pay senetleri, kısa günde kapış kapış gitti…”
Cemal Süreya’ya tarihi yarımadayı gösteriyorum. Martıları, vapurları, Kız Kulesi’ni… Üsküdar’a geldik. Ve Kuzguncuk’a doğru giderken dedim ki içimden;
Kuzguncuk’tan geçerken hemen orada bir kahve var. Ve Can Yücel hep orada oturur. İster misin Can Yücel orada olsun… Eğer Can Yücel oradaysa arabayı durdurtacağım ve diyeceğim ki: Hocam bak Cemal Süreya’yı gezdiriyoruz…
Kuzguncuk’a geldik, kahveye baktım. Can Yücel yok! Hemen içeriye doğru giren sokağa baktım, 70-80 metre ilerde Can Yücel elleri arkada yürüyordu. “Hocaam! Hocaam!” diye bağırdım. Şoföre “Dur!” dedim. “Duramam abi, cenazelere yetişeceğim” dedi. Durmadı… içimde uktedir. Demek ki biz birkaç saniye önce gelsek, Cemal Süreya’yı taşıyan cenaze arabasının önünden Can Yücel geçecekti. Hiç unutamam o anı…
Sonrası ertesi gün, namaz için Şişli Camii’ne gittik. Hocayı son yolculuğuna uğurlayacağız. Çok enteresan bir şey oldu: Hiç kimse bilmez bunu… Bir kadın geldi; siyah şapkalı, siyah paltolu… Çok şık ve çok güzel bir kadın… Filmlerden çıkmış gelmiş gibi…
Cemal Süreya’nın kız kardeşi Perihan Hanım gidip onunla bir şeyler konuştu. Tanıyordu, dedim demek ki… Acaba akrabası mıydı? Gittim, sordum Perihan hanıma… Perihan Hanım cevap verdi:
“Suna O…” dedi.
Suna, Cemal Süreya’nın ilk aşkı! Ve hatta belki de ‘Üvercinka’…
Cemal Süreya Üvercinka’nın kim olduğunu hiç söylemedi ya da bana söylemedi. Ama onun Suna’yı nasıl sevdiğini, Suna’nın hayatındaki yerini çok iyi biliyorum. Yıllardır hiç görüşmemişlerdi. Ama Suna kalktı, Cemal Süreya’nın son yolculuğunda onu yalnız bırakmadı, geldi… Cemal Süreya’nın naaşını aldık, Şişli Camii’nin önünden cenaze arabasına koyduk.
Hani o arabalarda cenaze kime aitse, ismi yazılı olan bir tabela vardır. Bir baktım orada ‘Cemal Süreyya’ yazıyor, iki Y’yle. Tashih var! Ya hoca gidiyor ve son tabelada tashih var! Araba trafiğe çıktı, trafik sıkışık.
Ben gerideyim ama görüyorum bir kadın koşuyor tabelaya doğru… Anladım durumu… Yetiş, yetiş, dedim… Koştu, koştu… Ve son anda bir kadın parmak uçlarıyla ikinci Y’yi sildi… Ve araba trafiğe öyle çıktı, Cemal Süreya uzaklaştı… Cemal Süreya, “Öyle çirkin isim mi olur?” dediği, hiç sevmediği Kulaksız’daki, Kulaksız Mezarlığı’na gömüldü. Hocam derdim ona önceden, sohbetlerimizde; “Van Gogh’u da oraya gömmek lazım.”
Gülerdik…
Cemal Süreya’nın bugüne kadar hiç kimseye anlatmadığım son yolculuğu Kulaksız’da işte böyle bitti…
İlhan Berk
İlhan Berk için Bodrum Belediyesi Meclis Salonu’nda töreni düzenlenmiş ve törene, şairin sanatçı dostları ve sevenleri katılmıştır. Bodrum Belediye Başkanı Mazlum Ağan, İlhan Berk’in Bodrumlu olmasından gurur duyduğunu söyledi. Ağan, “İlhan Berk’in adını yaşatacağız. Sanatçı dostlarından da onun adına etkinlikler düzenlemelerini rica ediyorum” demiştir.
Ressam Turan Erol da İlhan Berk ile 1960 yılından beri dost olduklarını belirterek, “Türk şiirinin büyük yenilikçisi İlhan Berk, yaşam tarzı ile de bizlere örnek oldu. Hepimizi Bodrumlu yapan odur. Şairliğinin yanı sıra ressamdır da. Üstelik herkesten cesur bir ressamdır” diye konuşur. Yazar Latife Tekin, ünlü şairin çalışmalarında her zaman kendisine yardım ettiğini belirterek, “İlhan Berk, Gümüşlük Akademisi’nin kurulmasında bize destek verdi. O, dünyaya şiiriyle sinmişti. Öldüğünü kimse söyleyemez” demiştir. Şair Leyla Müldür de İlhan Berk’in yenilikçi, çevreyi ve insanları çok seven bir şair olduğunu ifade etmiştir.
İlhan Berk için Bodrum’daki Adliye Camisi’nde cenaze töreni düzenlendi. Törene, oğlu Ahmet Berk, yakınları, Bodrum Kaymakamı Abdullah Kalkan, Belediye Başkanı Mazlum Ağan, sanatçı dostları, sevenleri ve vatandaşlar katılır. Şair İlhan Berk’in cenazesi, Adliye Camisi’nde kılınan namazın ardından vatandaşların omuzlarında cenaze aracına konuldu. Törene katılanlar, karanfiller ve alkışlar eşliğinde ünlü şairi son yolculuğuna uğurlanır ve Bodrum’daki Gümbet Türbe mezarlığında toprağa verilir.
Ece Ayhan
Türk şiirinin büyük ustası Ece Ayhan son yolculuğu… İzmir Gürçeşme Huzurevi’nde rahatsızlanarak kaldırıldığı Eşrefpaşa Belediye Hastanesi’nde yaşamını yitiren Ece Ayhan için Kültürpark İzmir Sanat’ta cenaze töreni düzenlendi. Şair Ece Ayhan’ın cenazesi, çocukluğunu geçirdiği Çanakkale’nin Eceabat ilçesine bağlı Yalova Köyü’ne götürülecek ve ikindi namazının ardından toprağa verilir.
Törene, Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina, bazı ilçe belediye başkanları, Ece Ayhan’ın yeğeni Ece Deniz, şairler, şairin huzurevinden arkadaşları ve belediye bürokratları katılır.
Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina, Ece Ayhan’ın son yıllarını İzmir’de geçirmiş olmasının, kendileri için mutluluk olduğunu belirterek, “Sağlığıyla bizzat ilgilenen Başbakan Bülent Ecevit’in, son yıllarda, Ece Ayhan İzmir’e taşındıktan sonra bizi görevlendirmesiyle ilişkimiz başladı. Zaman içinde sanatsever dostlarımız vasıtasıyla daha da kaynaştık. Uğurlar olsun diyorum ve yakınlarına, sevenlerine başsağlığı diliyorum” demiştir.

Cenaze törenine, Başbakan Bülent Ecevit, Kültür Bakanı Suat Çağlayan, eski Kültür Bakanı İstemihan Talay da çelenk göndermiştir.
Attilâ İlhan
Türk edebiyatının anıt ismi ünlü şair Attilá İlhan’ın ölümü Türkiye’nin her kesiminde üzüntü yarattı. Süleyman Demirel, şiirli başsağlığı mesajında şunları yazdı: ‘Ayrılık girdi araya/Hicrana düştük bugün. Evet… Elde var hüzün! Ruhu şad olsun!.. Onu hep sevgiyle anacağız…’
Atilla İlhan için düzenlenen ilk tören ‘Attila İlhan’la Yolculuk’ programını yaptığı Mecidiyeköy’deki televizyonun önünde yapıldı. Attila İlhan’ın Türk Bayrağı’na sarılı naaşı, alkışlar eşliğinde hazırlanan platforma konuldu. Törende bir dakikalık saygı duruşunda bulunulmasının ardından Attila İlhan’ın cenazesi alkışlar ve televizyon çalışanlarının binanın balkonundan attıkları karanfiller eşliğinde omuzlara alınarak, ikinci törenin yapılacağı Atatürk Kültür Merkezi’ne (AKM) götürülmek üzere cenaze aracına konuldu.
Buradaki törene, Attila İlhan’ın kardeşi Çolpan İlhan, Cengiz İlhan, yeğeni Kerem Alışık, DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, CHP İstanbul İl Başkanı Şinasi Öktem, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç ve Vural Savaş’ın aralarında bulunduğu çok sayıda kişi katıldı. Törende İlhan’la ilgili görüntüler bir sinevizyondan izlenirken, şiirleri de hoparlör aracılığıyla dinletildi. Bir dakikalık saygı duruşundan sonra kürsüye çıkan Attila İlhan’ın kardeşi Çolpan İlhan, göz yaşları arasında yaptığı konuşmada duygularını dile getirdi. İlhan, ‘O an gelir demişti, benim bir tanecik ağabeyim. O an gelir mi, ben o anın geleceğine inanmıyorum. Attila İlhan öldü mü, ölür mü? Onu bu toplum, bu millet gösterecek. Benim kalbim sızlıyor. Ben ve ailem onu çok özleyeceğiz.” dedi. Daha sonra konuşma yapan İlhan’ın yeğeni Kerem Alışık da duygularına hâkim olamayarak göz yaşlarına boğuldu. Alışık’ın gözyaşlarına boğularak konuşamaması salondakiler tarafından alkışlarla karşılandı.
Attilâ İlhan İstanbul, Beşiktaş ilçesine bağlı Aşiyan mezarlığında toprağa verilmiştir. Şairin kabri, Mimar Cengiz Bektaş tarafından sade ve ölçülü bir anlayışla tasarlanmıştır.
Fazıl Hüsnü Dağlarca
Şair Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın cenazesi Kadıköy Süreyya Operası’nda düzenlenen törenin ardından Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi. Saygı duruşuyla başlayan törende, Dağlarca’nın Türk bayrağına sarılı tabutu, sahneye konuldu. Törende konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Dağlarca’nın vefatını, Almanya’nın Frankfurt kentinde düzenlenen ve Türkiye’nin onur konuğu olduğu “60. Frankfurt Kitap Fuarı”nda bulunduğu sırada öğrendiğini söyleyerek çok üzüldüklerini ifade eden Günay, Türkiye’nin, Türkçe ile Avrupa’nın ortasına çıkarma yaptığını belirterek, “Ses Bayrağımız” olarak nitelendirdiği Dağlarca o ortamı görebilseydi mutlu olacağını ifade etmiştir.

Günay, Dağlarca’nın 60’ın üzerinde kitap bıraktığını, kendisini son gördüğünde neşe, zekâ ve hayata bağlılığı nedeniyle 100 yılı aşkın süre yaşayabileceğini düşündüğünü ifade ederek, o görüşmeden 6 ay gibi kısa bir süre sonra vefat etmesini, Dağlarca’nın “İnsan nasıl ölebilir yaşamak bu kadar güzelken” dizeleriyle anlattı.
Dağlarca’nın şiirlerinden dizelerinden örnekler aktaran Günay, “Anadolu’nun ortasında çok büyük dağlar var. Dağlar ölmez, bu dağlara karlar yağar. Mevsimler geçer, nesiller geçer. Yepyeni nesiller. Şairin ’Türk Dili’ne sahip çıkın’ sözünü tutan yepyeni çiçekler açar. Dağlarca’nın açtığı yolda yeni şairler, genç şairler Türk Dili’ne sahip çıktıkça, Türkçe de konuştukça, Türkçe de yazdıkça, Dağlarca aramızda ve başımızda dağ gibi hep böyle kalır. Ruhu şad olsun” dedi.
Gazeteci-yazar Doğan Hızlan da şairin 1970 yılı öncesi 4 yıl süreyle çıkardığı “Türkçe” adlı dergide, Yazı İşleri Müdürlüğü yaptığını hatırlatarak, “Şiirin perisi varsa o da herhalde Dağlarca’ya göründü. Şiirin sorumluluğu nedir? Dağlarca bunu çok iyi taşımış bir şairdir. Sadece Türkiye değil, tüm dünyayı algılamıştır” diye konuştu. Şair Özdemir İnce de 1987 yılında Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya Türkiye’nin AB’ye girmek istemesi konusundaki görüşlerinin sorulduğunu anımsatarak, şairin “Önce kültürel sorunların çözülmesi lâzım, ama biz tersine gidiyoruz. İşçileri Avrupa ülkelerine eğiterek göndermemiz lâzımken, eğitimi onlardan alıyoruz” dediğini bildirdi. Dağlarca’nın dünya şiirinin önüne geçmiş bir şair olduğunu ifade eden İnce, “Dağlarca, şiir ormanının en heybetli ağaçlarından biridir. Soylu bir ağaçtır” dedi.
Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk de Dağlarca’nın vasiyeti üzerine evini müze olarak hizmete açacaklarını söyledi. Vasiyeti üzerine müzeye “Dağlarca’nın Gökyüzü” adını vereceklerini kaydeden Öztürk, “Biz bu evi onun gökyüzü olarak düzenleyeceğiz. Bu evi, gençlerin onu anlamaları ve onun yolunda yürümeleri için tanzim edeceğiz. Onun, ’Cumhuriyet’e ve Türk Dili’ne sahip çıkın’ nasihatini yerine getireceğiz” diye konuştu.
Törene, Şair Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın ablası Tiraje Yüreğir’in oğlu Yalçın Yüreğir, kardeşi Müfide Çankaya’nın kızı İzi Müftüoğlu ile çocukları ve çok sayıda seveni katıldı. Törenin ardından Şair Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Türk bayrağına sarılı naaşı, Söğütlüçeşme Camisi’ne getirildi. Camide öğle vakti kılınan cenaze namazının ardından Dağlarca’nın naaşı, bir süre eller üzerinde taşınarak cenaze arabasına konuldu. Dağlarca’nın cenazesi, camiden alkışlarla uğurlandı. Dağlarca’nın cenazesi daha sonra Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi. Cenaze törenine, aile fertlerinin yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Kadıköy Kaymakamı Hasan Karahan, Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk, Üsküdar Belediye Başkanı Mehmet Çakır, Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necla Pur, yazar Yaşar Kemal, Yalçın Küçük, Erol Evgin, şairin son 8 yılda bakımını üstlenen Ömür Tokgöz ile vatandaşlar katıldı.
Ahmet Telli
Tedavi gördüğü hastanede 10 Temmuz’da yaşamını yitiren yazar ve şair Ahmet Telli için Ankara’da İnşaat Mühendisleri Odasının Necatibey binasında anma töreni düzenlendi. Telli, alkışlar, karanfiller ve Enternasyonal Marşı eşliğinde son yolculuğuna uğurlandı. Ahmet Telli’nin tabutu alkışlar eşliğinde salona getirilirken, törene katılanlar usta şairi uzun süre ayakta alkışladı. Yoğun katılım nedeniyle çok sayıda kişi anma programını bina dışından takip etti. Anma törenine Telli’nin ailesi, yakınları, dostları, edebiyat ve sanat dünyasından çok sayıda isim ile siyasetçiler katıldı. Programda Grup Yorum, Ahmet Telli’nin sözlerini yazdığı “Sıyrılıp Gelen” adlı eseri seslendirdi.
Törende konuşan Ahmet Telli’nin kızı Eylül Telli, babasını şu sözlerle anlattı: “Babam yalnızca kelimeleri yan yana dizen bir şair değildi. O acıyı umutla, yalnızlığı dayanışmayla, karanlığı insanın içindeki iyiliğe olan inançla karşılayan bir yürekti. Gerçek şairler yalnızca yaşadıkları yıllarda değil, onları okuyan her yürekte yaşamaya devam ederler. Babam da şiirleriyle, düşünceleriyle ve mücadele ruhuyla aramızda olmaya devam edecek. Şimdi gözyaşlarımız kadar umutlarımızı da yanımıza alarak Ahmet Telli’yi, onun sevdiği gibi şiirlerle, dostlukla ve dayanışmayla uğurluyoruz.”
78’liler Federasyonu adına konuşan Hüseyin Esentürk ise Ahmet Telli’ye veda etmenin zorluğunu dile getirerek, yaşamı boyunca sürdürdüğü mücadeleye vurgu yaptı. Esentürk, “Bir devrimciye, bir yoldaşa, bir babaya ve iyi bir insana veda etmek, inanın hiç kolay değil. Ben isterdim ki Ahmet ağabey, biz ‘Şunu yapalım’ dediğimizde bizi yönlendirsin, hayata kör baktığımızda bizi doğru yöne çevirsin. Ahmet Telli, toplumsal hafızanın dili, ifadesi, şiiri, müziği ve hafıza kaydıdır; bir anlamda toplumsal hafızanın kendisidir. Ahmet ağabey bize çok şey öğretti; dayanışma ruhunu, mücadele azmini ve birlikte hareket etmeyi öğretti. Bize, eğer birlikte mücadele edersek daha dirençli, daha güçlü olacağımızı gösterdi” dedi.
Ahmet Telli’nin naaşı, anma töreninin ardından ikindi vakti kılınan cenaze namazı sonrası Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verildi.