Osman Hamdi Bey’in “Preparing Coffee” (Kahve Hazırlamak) tablosu 29 Nisan’daki açık artırmada bir milyon 16 bin sterline (52 milyon TL) satıldı. Bu vesileyle resim piyasasına bir göz atacak; dünyanın en kıymetli ve en pahalı (malûm, ikisi aynı anlama gelmiyor) tabloları arasında gezineceğiz.
Mona Lisa: Milyar Dolardan Kıymetli Tablo
Dünya tarihinin en kıymetli resmi, birçok uzman tarafından ‘paha biçilemez!’ olarak değerlendirilmesine karşın, cari sigorta bedeli 1 milyar $’ın üzerinde olan Mona Lisa’dır. Fransızcada La Jaconde, İtalyancada ise La Gioconda şeklinde anılan söz konusu tablo Louvre Müzesi’nde (Paris) sergilenmekte.
21. yüzyılın ilk uluslararası çok satarı olan ‘Da Vinci Şifresi’ romanı ile ondan uyarlanan aynı isimli filminin, söz konusu tablonun hem popülaritesini arttırdığına, hem de fiyatını yukarıya çektiğine işaret eden resim endüstrisinin profesyonelleri, bu fiyatın (1 milyar doların) söz konusu eser için esasen çok mütevazı olduğunun altını çizmekteler. Eksperlerin görüşüne göre, Leonardo da Vinci’nin 1503 – 1519 döneminde yaptığı başyapıtının bir açık arttırmaya çıkarılması durumunda, zikredilen rakamın çok üzerinde bir fiyatla (bu noktada zikredilen ederler 5 – 10 milyar dolar aralığındadır) el değiştirmesi hiç de sürpriz olmayacaktır.
Mona Lisa’nın değeri etrafındaki bu spekülatif tartışma devam ededursun, en pahalıya satılan resimler ligindeki durum da, gerçekleşen astronomik bedelli yeni el değiştirmelerle, sürekli olarak güncellenmektedir. ‘Dünyanın en pahalıya satılan resimleri listesi’nin işaret ettiği gerçeklik alanı, resim sanatının en önemli magazin unsurlarından birisi, belki de birincisidir. Sadece plastik ve grafik sanatlarla, ya da bu kozmosun en önemli bileşeni olan resimle ilgilenenler değil, konuya uzak ve hatta yabancı olanlar bile, müzayedelerde (ya da açık arttırma dışında yapılan satışlarda) ortaya çıkan astronomik fiyatlı el değiştirmelere kulak kabartmaktan, işin magazinine ilgi göstermekten alıkoyamazlar kendilerini.

Resim Fiyatları Niçin Çıldırdı?
Neo-liberalizmin dünyayı domine etmeye başladığı Thatcher – Reagan dönemi (1980 sonrası) ile birlikte, ortalama insanın, ‘zenginin malı züğürdün çenesini yorar!’ anlayışı çerçevesinde tezahür eden ve yukarıda işaret edilen o ‘magazine meyletme’ merkezindeki beşeri zaafını besleyen mezkûr trend, çok daha güçlü bir şekilde yaşanmaya başlandı. Artık resim satış fiyatları diğer bütün yatırım araçlarına fark atıyor, bu alanda her geçen gün yeni rekorlar kırılıyordu.
Giderek yükselen ve gürbüzleşen bir trend şeklinde cereyan eden bu sürecin arkasında çalışan iktisadi mekanizma, küresel kapitalist sistemin, 1980’den bu yana girdiği devrevi krizlerini aşmak adına kullandığı (neo-liberal, parasalcı / monetarist) çözümlerdir. Bu çözümlerden birisi olan (reel ekonominin boyutlarının onlarca misline varan ölçekte para / alım gücü yaratılması şeklinde özetlenebilecek) aşırı finansallaşma, anormal bir likiditenin, bu da, ister istemez, boyutları ve hacmi giderek artan bir kayıt dışı (yeraltı) ekonominin oluşmasına yol açmıştır. ‘Kara para aklama endüstrisi’ kayıt dışı ekonominin hiç kuşkusuz en önemli bileşenlerindedir.
Güzel sanatlar eserlerine yapılan yatırımların en gözde kara para aklama metotları arasında olması, bahse konu plastik ve grafik sanatlar yapıtlarının fiyatların ‘çıldırması’nda tayin edici faktörlerden olmuştur.
Van Gogh, Warhol ve Ama İllâ da Picasso
‘Dünyanın en pahalıya satılmış 76 resmi’ arasında Picasso’nun 13 eseri (1,330.2 milyon $); Van Gogh’un 8 eseri (801.8 milyon $); Warhol’un 7 eseri (617.7 milyon $) yer almaktadır. Bir diğer deyişle, dünyanın en pahalı ilk 76 resminin 28 tanesi bu üç ressamın retrospektiflerinin parçasıdır.
Listeye dair diğer bazı önemli hususlara değinmeden önce; ‘konsantrasyon, uzlet, deha, takdir edilme, anlaşılma, adalet ve mutluluk’ kavramlarına dair tefekkür etmemize vesile teşkil etmesi bakımından, Vincent Van Gogh’a özel bir parantez açmanın anlamlı olacağını düşünüyorum.

Hali hazırda özel koleksiyonların, müzelerin ve çeşitli kurumların envanterlerinde yer alan yüzlerce eserinin değerinin milyarlarca dolar olduğunu bildiğimiz Van Gogh, hayatı boyunca, ne yazık ki sadece ve yalnızca 1 (yazıyla: BİR!!!) resmini satabilmişti. Empresyonist ressam Anna Boch, söz konusu resmi 400 frank’a almıştı. Bu fiyat, günümüzün satın alma gücüyle 2,000 $ civarında bir tutara tekabül etmektedir.
Van Gogh’un, bırakınız retrospektifini oluşturan diğer eserlerini, sadece burada listelenen 8 eserinin satış bedellerinin toplamının bile 802 milyon $ olduğu düşünülürse, sanatçının yaşamı sırasında ne anlaşılabildiği, ne kıymetinin bilindiği ve ne de emeklerinin karşılığını alabildiği çıkacaktır ortaya. Öte yandan, hayatının önemlice bir kısmında, ancak açlık sınırında beslenebileceği çok mütevazı bir bütçeye sahip olan Van Gogh’un yaşadıkları sadece ‘sanatının değerinin anlaşılamamasından kaynaklanan ekonomik sıkıntı’ ile açıklanabilecek türden değildi. Onun deneyimlediği haller, kökeni psikolojik rahatsızlıklara dayanan ciddi bir trajediye de işaret etmektedir. Sık sık pençesine teslim olduğu ruhsal altüst oluşların neden olduğu çok derin bir kriz sırasında, kulağını kestiği hatırlandığında, bir resim simsarı olan kardeşi Theo’nun sağladığı maddi ve manevi destek olmasa, 37 yaşında intihar eden sanatçının, canına çok daha önce kıymış olabileceğini söylemek pekalâ mümkündür. Van Gogh, yaşarken zerre miskal mertebesinde bile kıymeti bilinmeyerek adeta böcek muamelesi görmüş, öldükten sonra ise hem maddi ve hem de manevi anlamda yere göğe sığdırılamamış olan dehalar manzumesinin doğrusu en görkemli figürlerindendir. Bir diğer deyişle Van Gogh, ‘trajedi’ kelimesinin karşılığı / açıklaması olarak sözlüklere isminin yazılmasını hak eden bir hayatın faili, öznesi ve nesnesi olmuştur.

En Pahalı Satışların Satır Araları
Van Gogh parantezini kapattıktan sonra, (şu ana değin) en yüksek fiyatlarla el değiştirmiş resimlerinden oluşan görsel bir galeride dolaşmadan önce, 76 eserlik bu listenin içeriğinin ifade, işaret ve imâ ettiği anlam dairesinin kimi satır başlarına değineceğim.
Satışların tamamı son 30 yılda, ağırlıklı olarak da, 2000’den bu yana gerçekleşmiştir. Bahse konu yılların, yukarıda referans verilen ‘likidite bolluğu’na ve ‘kayıt dışı ekonomi’nin zirve yaptığı konjonktüre denk düştüğü görülmektedir.
76 resmin ezici çoğunluğu Sotheby’s ve Christie’s’in New York ve Londra birimleriyle, Bonhams’ın da arasında olduğu Batılı en büyük 5 müzayede şirketi ile irtibat halinde çalışan sanat simsarlarınca gerçekleştirilmiştir. 76 tablodan sadece ikisinin satışı, açık arttırma sektörünün son yıllardaki yükselen pazarı olan Çin kökenli şirketlerce gerçekleştirilmiştir. Bu durum, diğer bir çok alanı ve sektörü belirleyen birkaç küresel oyuncu arasına girmeyi başaran Çin’in, bu sofistike alandaki oyun kurucu Batılı simsarların bileğini bükmekten çok uzakta ve henüz yolun başında olduğuna işaret etmektedir. Diğer bir deyişle, plastik sanatlar marketinin kalbi New York, Londra ve Paris’te atmaya devam etmektedir.
76 eserin sadece 9 tanesi 19. yüzyıl öncesinde yapılmıştır. Geri kalanlar 19. ve 20. yüzyıllara aittir. Bu durum, 18. yüzyılda ve daha öncesinde yaşamış olan önemli sanatçılara ait eserleri envanterlerine katmış olan müzelerin, kurumların ve özel koleksiyonerlerin bunları ellerinden çıkarmak istemediklerine yorulabilir diye düşünüyorum. Buram buram psikolojizm kokan bu varsayımın pek de sakil durmadığını görmenin verdiği cesaretle, bu minvalde bir argümantasyon daha yapıyorum: söz konusu tabloların sahipleri, onları satmaları halinde elde edecekleri astronomik bedellerin, yokluklarının oluşturacağı psikolojik yoksunluk hissini telafi edemeyeceğini düşünüyor olabilirler.
Listedeki 76 eserin sadece 2 tanesi Batılı sanatçıların dışındaki sanatçılar tarafından (Çinlilerce) yapılmıştır. Geri kalanların tamamı ise Batı Sanatı’nın ve medeniyet havzasının ürünüdür. Bu iki resim de Çin’de yapılan müzayedelerde el değiştirmiştir. Bir spekülasyon daha serdediyorum: her iki resmin alıcısının da yeni yetme dolar milyarderi Çinli girişimciler olma ihtimalini yüksek görüyorum.
Liste incelendiğinde, Michelangelo, Boticelli, Raphael, Goya, Velasquez, Dali, Delacroix, Brueghel, Bosch, Degas, Rembrandt, Vermeer, Turner, Pissaro, Kokoschka, Schiele, Miro gibi resim tarihinin en önemli simalarından çoğunun hiçbir eserini içermediği görülecektir. Bunun nedenini, söz konusu sanatçıların (ve ismi burada zikredilmeyen diğer yüzlercesinin) eserlerinin çok önemli bir kısmının, onlardan gelir elde etmeyi düşünen resim simsarları yerine, onları gelecek nesillerde de envanterinde tutmaya kararlı olan dünyanın en büyük müzeleriyle, kurumların özel koleksiyonlarının parçası olmasında aramak lâzımdır.
Bu metnin girişinde de vurgu yapıldığı üzere, başta Mona Lisa olmak üzere, zikredilen ‘gayri ticari mantaliteye ve uzun vadeli perspektif’e sahip müzelerin ve koleksiyonerlerin sahibi oldukları o şaheserler (bu çok düşük bir ihtimal olsa da) şayet müzayedelere kataloglarında yer alırsa; bunların bazılarının satışları sırasında oluşacak rakamların, dolar bazında, on rakamlı hanelere erişmesi işten bile değildir.
Christie’s’in 11 Mayıs 2015 günü New York, Rockefeller Plaza’da gerçekleştirdiği müzayedede satışa sunduğu 35 eserden 34’ü, toplam 705,858,000 dolara el değiştirerek, yeni sahiplerinin koleksiyonlarına dahil oldu.
Bu bahsi teknik bir detayla kapatıyorum. Gerek müzayedeler sırasında ve gerekse de galeriler ve sanat simsarlarınca yapılan ‘nokta satışları’nda oluşan (burada da bazılarını paylaştığım) fiyatlar çoğunlukla vergisiz, komisyonsuz olan ‘çıplak satış bedeli -müzayedeler için konuşacak olursak- ‘çekiç bedeli’dir. Bir diğer deyişle, el değiştiren sanat eserinin yeni sahibine olan gerçek maliyetini bulmak istediğimizde, bahse konu satış rakamına % 15 – % 25 civarında bir ‘komisyon + vergi’ kalemini de eklememiz gerekmektedir.
Daha önce zikrettiğim üzere, şimdi de sıra, dünyanın en yüksek fiyatlarla el değiştirmiş resimlerin ilk 40 tanesinden oluşan bir resim galerisinde dolaşmaya geldi. Aşağıdaki resimlerin fiyat hanesinde verilen ilk sayı eserin el değiştirdiği tarihteki fiyatı, parantez içerisinde yazılı olan sayı ise söz konusu satış rakamının $ cinsinden güncellenmiş, günümüze getirmiş halidir. Sıralama parantez içerisindeki güncellenmiş değerlere göre yapılmıştır.
İşte En Pahalı Tablo: Salvator Mundi!
Aktüel olarak dünyanın en pahalı tablosu unvanını elinde bulunduran Salvator Mundi’nin (Dünyanın Kurtarıcısı) 16. asrın ilk yıllarında tamamlandığı sanılmakta. Tarihi kayıtlar onun bilinen ilk sahibinin İngiltere Kralı 1. Charles (1600 – 1649) olduğuna işaret ediyor. 17. asrın ortasından itibaren izi kaybedilen tablonun yeniden ortaya çıkışı 1958’de oldu. Eserin Leonardo ile dönemdaş olan meçhul bir öğrenciye ait olduğu düşünülmüş ve bu bilgi ışığında 1958’de Londra’da yapılan bir müzayedede 60 $’a el değiştirmişti. Bu tarihten itibaren yeniden ortadan kaybolan eserin tekrar kamusal alana çıkışı için sanatseverlerin 47 yıl beklemeleri gerekti. 2005 yılı sadece Salvator Mundi için değil, resim tarihi için de bir dönüm noktası olmuştur. Bazı önemli Leonardo uzmanları, yeni geliştirilmiş teknolojik donanımla yaptıkları incelemeler sonunda, Salvator Mundi’nin Leonardo’nun bizzat kendisine ait olduğu iddiasını ortaya attılar. Bu bilgiler ışığında Mayıs 2013’de yeniden müzayede çıkarılan eser, 127.5 (131.1) milyon $’a satılmıştı. 15 Kasım 2017’de Christie’s’in New York’ta gerçekleştirdiği müzayedede 450.3 milyon $’a el değiştiren Salvator Mundi, böylece dünyanın en pahalıya satılan resmi ünvanını ele geçirmiş oldu. Eserin, çok değil sadece 4.5 yılda yaptığı % 250 mertebesindeki prim, güzel sanatlar objelerinin yatırım getirisinin kripto paralarla yarıştığını göstermektedir. Kripto paraların (küçük bir olasılıkla) tamamen çökmesi ya da çok yüksek bir olasılıkla, yüksek volatiliteli grafikler çizmesi durumlarında, yatırımcılarının birikimlerinin sıfırlanmasına ya da ciddi oranlarda azalmasına neden olması söz konusuyken, tabloların düzenli olarak kıymetleniyor olması da kayda değer bir husustur. Eksperlerin dünyanın en kıymetli tablosu olduğu hususunda hemfikir oldukları Mona Lisa ile, aktüel olarak en dünyanın yüksek bedelle el değiştiren tablosu olan Salvator Mundi’nin her ikisinin de Leonardo da Vinci’ye ait olması, ikinciye (Salvator Mundi) ‘Erkek Mona Lisa’ lâkabının takılmasına neden oldu. Bunda hiç kuşkusuz, söz konusu tablosunda Leonardo’nun İsa tasvir ediş tarzının, bazı yönleriyle Mona Lisa’yı andırıyor olmasının da etkisi vardır. Ona 450.3 milyon $ ödeyen kişi, Suudi Arabistan veliaht prensi Muhammed bin Selman. Eylül 2018 gibi Abu Dabi’deki (Louvre Müzesi ile işbirliği halindeki) bir müzede sergileneceğinin duyurulmasına karşın, tablonun akıbetinin halen meçhul oluşu, önemli Da Vinci araştırmacı ve uzmanlarından olan Martin Kemp ve eserin bir önceki sahibi Robert Simon’ın da arasında olduğu çevreleri endişeye sevk etmekte (x). Salvator Mundi’nin Leonardo’ya ait olmadığını savunan bazı önemli sanat eksperleri de vardır (xi). Kâdim Uzaylılar’a (Ancient Alliens) inanan araştırmacılar, Salvator Mundi’de resmedilen şeffaf kürenin, Leonardo’nun dünya dışı çok ileri bir uygarlığın temsilcileriyle temas kurduğunun ve onlardan bazı bilgiler aldığının delili olduğunu savunmaktalar. Bazı Budizm araştırmacıları ise, kürenin dokusunun çimentani taşını andırması yüzünden, Leonardo’nun Budizmle bir ünsiyeti olduğunu epeydir söyler durular. Sanatseverlerin Salvator Mundi’nin ziyarete açılması noktasındaki beklentilerinin burada paylaştığım bütün detayların üstünde ve ötesinde bir öneme sahip olduğunun altını çizerek tamamlamış olayım bu kısmı.
İlk 10 Tablo
Salvator Mundi’den sonraki eserlere baktığımızda; Willem de Kooning’in İnterchange (İnterchanged) tablosu Eylül 2015’de 300 (303) milyon $’a yeni sahibinin oldu.
Paul Gauguin imzalı ‘When Will You Marry?’ isimli tablo Şubat 2015’de 300 (303) milyon $’a el değiştirmişti.
Paul Cezanne imzasını taşıyan ‘The Card Players’ı Nisan 2011’de 259 (276) milyon $’a satıldı.
Jackson Pollock’ın fırçasından çıkma ‘Number 17A’ Eylül 2015 yılında 200 (202) milyon $’ satıldı.
Mark Rothko imzalı ‘No 6 (Violet, Green and Red)’ Ağustos 2014’de 186 (188) milyon $’a satıldı.
Rembrandt’ın ‘Pendant portraits of Marten Soolmans and Oopjen Coppit’ isimli çifte tablosu Eylül 2015’de 200 (202) milyon $’a satıldı.
Pablo Picasso’nun ‘Les Femmes d’Alger (Version O)’su Mayıs 2015’de 179.4 (181.2) milyon $’a satıldı.
Amedeo Modigliani’nin ‘Nu couché (Red Nude / Reclining Nude)’ Kasım 2015’de 170.4 (172.2) milyon $’a satıldı.
Jackson Pollock’ın ‘No 5’ı Kasım 2006’da 140 (166.3) milyon $’a satıldı.
Türkiye’nin En Pahalı Resimleri
Gündeme henüz gelen “Kahve Hazırlanıyor”u dışarıda bırakırsak, Türkiye Toplumsal Formasyonu’nun sanatçıları tarafından yapılmış resimler içerisinde, bugüne değin en yüksek fiyatlarla satılmış olanı Osman Hamdi Bey’e (1842 – 1910) aittir. Sanatçının ‘Yeşil Cami önünde’ isimli tablosu 15 Mayıs 2016’da 13, 509,000 liraya satılmıştır.
Ressamlarımızın en pahalı resimler listesine giren ilk 5 eseri (Ocak 2017 itibarıyla) şöyle sıralanmakta:
1)Osman Hamdi Bey; ‘Yeşil Cami önünde’, 13.5 milyon TL;
2) Osman Hamdi Bey; ‘İstanbul Hanımefendisi’, Mayıs 2008, 7.230 milyon TL;
3) Osman Hamdi Bey; ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’, Aralık 2004, 5.56 milyon TL;
4) Burhan Doğançay; ‘Mavi Senfoni’si 2009’da 2.8 milyon TL;
5) Osman Hamdi Bey; Han İçi’, Kasım 2008, 2.8 milyon TL;
Yukarıdaki sıralamaya bakıldığında, bu minik listenin bize imâ, iddia ve işaret etiği hususların başında ‘Osman Hamdi Bey fenomeni (efsanesi)’nin resim piyasamızı domine ettiği gerçeğinin yer aldığı görülür. Bir diğer deyişle, gerek yerli ve gerekse de yabancı koleksiyonerler, Osman Hamdi Bey’in, oryantalist resmin eli yüzü düzgün numunelerinden sayılabilecek tablolarına özel bir önem atfetmektedirler.
Not: En pahalı tablolarla ilgili sürekli güncellenen sayfaya buradan ulaşabilirsiniz: