Yazı dizisi halinde aktaracağımız serinin birincisinde, dünya üzerinde renkli fotoğraf kayıt teknolojisinin yaygınlaşmaya başladığı XX. yüzyılın ikinci yarısına kadarki geçen süreçte el yordamıyla sonradan renklendirilen birkaç renkli Antalya fotoğrafı dışında, XIX. yüzyıl Antalya’sını boyalarıyla tuvale aktaran; bugüne kadar fazla bilinmeyen veya üzerinde yeterince durulmamış olan ressam Oswald Achenbach’ı ve 1843 yılında tuvaline aktardığı Antalya resmini dönemin Antalya’sıyla konu edeceğiz.
XIX. yüzyılın ilk yarısında Antalya’nın sosyoekonomik ve siyasi durumu: XIX. yüzyıl başlarında Osmanlı, merkezi hükümetin güçlendirmesi amacıyla bir takım merkeziyetçilik politikalarını uygulamaya almıştı. Bu doğrultuda Antalya da İmparatorluğun gerçekleştirdiği idari ve ekonomik reformlardan etkilenmişti. Aslında bu reformların temelinde, Devletin bölgedeki etkinliğini artırmaya yönelik atılımları olmuştu. Antalya’nın ileri gelen aileleri kentteki tarım, ticaret ve ulaşım gibi kilit noktalarda etkin olurken aynı zamanda merkezi hükümetle de güç mücadelesine girmişlerdi. 1814 yılına kadar tam 44 yıl boyunca süren Tekelioğulları isyanı sonrasında 1831 yılında Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın Osmanlı Devleti’ne karşı başlattığı isyan; Mısır’la olan yoğun ticari ilişkileri nedeniyle Antalya’yı da iki yıl boyunca etkilemiştir.
XIX. yüzyılın ilk yarısında Antalya önemli bir liman kenti olarak ticari faaliyetlerini yoğun olarak sürdürmüş; bu durum şehirleşmeyi, nüfus yapısını ve nüfusun dağılımını da etkilemiştir. Antalya’daki Rum nüfus, değişen koşullar neticesinde eski yerleşim yerlerinden çıkarak yeni semtlere doğru yayılmış ve bu doğrultuda Rum cemaatin 1834 ve 1843 yıllarında inşası tamamlanan Panagia Kilisesi ve St. Alypos Kiliseleri hizmete açılmıştır. Öte yandan limanda şekillenen ticaret organizasyonunu da Rumlar kontrolü altında almışlardır.
Öte yandan İstanbul’daki Prusya Sefareti genel sekreteri Kont Pourtales 1843 yılının ekim ayı ortalarında Antalya’yı ziyaret etmiştir. Kuvvetle muhtemeldir ki Pourtales, kendisiyle aynı dili konuşan ve vatandaşı sayılabilecek Alman ressam Achenbach’ı da bu seyahatinde yanına almış olmalıdır. Pourtales Antalya gözlemlerini şöyle aktarmıştır.

“Rum tüccarlar Antalya limanından İskenderiye limanına sıklıkla kereste ve at ihracatı yapmakta; bu sayede de zenginleşmişlerdi. Limana iki tane Mısır gemisi gelmişti. Süregelen bu Mısır gemilerinin Antalya’ya geliş gidişleri kenti o kadar etkilemişti ki; Antalya Körfezi Türk kentinden ziyade bir Arap kenti görüntüsü kazanmıştı. Şehrin içinde çok sayıda akarsu kanalları bulunuyordu. Ancak bu sular çözelmiş kireç içerdiğinden içilemez haldeydi. Yoksul Türk evlerinden bu sulara atık su akıyordu. Rum evleri ise daha güzel inşa edilmişti. Milyoner Hacı Stavros ile aynı yerde, Mehmet Ali’nin acentesi ve Agha’dan gelen bir yabancı zorla yerleştirildi.”
Tüm bu tarihi bilgiler ışığında anlıyoruz ki, XIX. yüzyılın ortalarına kadar bile Antalya Limanı kentin en hareketli ve en önemli ticaret bölgesi konumundaydı. Hatta öyle ki, Antalya kalesinin liman surlarını XIX. yüzyıl ortalarına kadar neredeyse bütünüyle görebilmekteyiz. Hal böyle olunca Antalya’yı keşfe gelen seyyahlar da şehrin en canlı noktası ve çoğunlukla Antalya’ya deniz yoluyla gelmeleri dolayısıyla da karaya ilk ayak bastıkları yer olan limanı tuvallerine aktarmayı tercih etmişlerdi.

Achenbach, Oswald:
1827 yılında Düsseldorf’ta dünyaya gelen Alman Romantik Ressam Oswald Achenbach, üstün resim yeteneği sayesinde henüz 8 yaşındayken şehrinin sanat akademisi Kunst Akademi’de eğitim almaya başlamış ve Akademiden hocası, doğa ve manzara ressamı Johann Wilhelm Schirmer’den etkilenmiştir.
Kunst Akademi’deki eğitimini 14 yaşına kadar sürdüren Achenbach; doğduğu şehir olan Düsseldorf’un doğal güzelliklerini ve insanlarını resmettikten sonra 1843 yılından başlayarak gerçekleştirdiği seyahatlerinde denizle veya akarsuyla özdeşleşmiş olan, başta Floransa, Roma, Napoli gibi İtalya’nın önemli tarihi kentlerini ve Güney Avrupa’yı tuvaline aktardığı çok sayıda peyzaj eser ortaya çıkarmıştır. Manzara resmine duyduğu ilgi, Kuzey İtalya ve Bavyera’da Alp dağlarını gördükten sonra daha da arttı.

Achenbach’ın eserlerinde, romantik bir duyguyla içinde bulunduğu atmosferi anlatırken, özellikle ışık ve renk kullanımıyla da dramatik ve etkileyici bir hava yaratmayı başarmıştır. Gün batımları, fırtınalı denizler, antik kalıntılar ve pitoresk kasabaları ve şehirleri izleyicisini o anın atmosferine ustalıkla çekmeyi amaçlamıştır. Achenbach, detaycı bir gözlem sonrası doğayı tuvalinde realist bir şekilde; mimari unsurları, tarihi kalıntıları, doğal bitki örtüsünü ve insan figürlerini büyük bir özenle betimlemiştir. Detayları aktarırken öze sadık kalarak, sanatçı yorumuyla ve duygusal filtresinden geçirerek resmetmiştir.
Achenbach’ın eserlerinde Akdeniz güneşinin taş duvarlar ve toprak yollar üzerindeki etkisini, gün doğumu ve gün batımı renk geçişlerini büyük bir ustalıkla yansıtmıştır.
Tıpkı ışıksız ortamda bulunan sütün siyah olarak kabul edilmesi gibi, tüm renk pigmentleri onu ortaya çıkaracak ışık olmadan hiçbir anlam ifade etmezler. Dünya üzerinde Güneş ışınlarının belirli bir açıyla düştüğü ve bu sayede doğanın ve nesnelerin renklerini en canlı şekilde görebileceğimiz iki bölge olduğunu söylenmektedir. Birisi Güney Amerika’da bir bölge iken diğer bölge ise güneş ülkesi Likya bölgesi ve Antalya’dır. Öyle ki sinemanın ışık olduğunu da göz önünde bulundurduğumuzda, dünyada sinema denilince akla ilk gelen Hollywood’un Antalya’nın Serik ilçesinde salt gerçek ışık açısı bakımından bir film çekim platosu kurduğunu hatırlayabiliriz. Prusya Sefiri genel sekreteri Pourtales de 1843 yılının ekim ayındaki Antalya ziyaretinde tüm bunları doğrular şekilde Antalya’yı şu şekilde tasvir etmiştir:
“Antalya hizasından görünüş denize doğru üç kademedir. En gösterişli bitki örtüsünü ve olağanüstü temiz, berrak, açık mavi en güzel gökyüzünü ne İtalya’nın ne de Yunanistan’ın gökyüzü güzelliği bunu geçebilir. Manzara olağanüstü güzel. Likya’nın tasvir edilesi güzellikteki dağ şekillerinin üzerinden güneşin batışı, muhteşem renklere bürünmüş arazi yükseltileri ve denizin yüzeyi, parlak mehtaplı gecelere geçişte çok çekici etkileyici idi.”
Takvimler 8 Ekim 1843’ü gösterdiğinde Achenbach Antalya’ya gelmiştir. Achenbach’ın 2 bin yıllık Antalya limanın fener kulesini, kalenin doğu yakasındaki sur dizilerini, falezleri ve bitki örtüsünü, denizin kıpırdanışını ışığın sıcaklığıyla, renklerin canlılığıyla etkileyici bir şekilde yansıttığı tablosuna gelin bir göz atalım. Achenbach’ın zengin renk paletine, ulemadan bir tarikat mensubunu Antalya körfezini seyrederken görüyoruz. XX. yüzyılın başlarına gelindiğinde Antalya da tıpkı diğer kale kentler gibi genişlediği için kalenin savunma amaçlı işlevi önemsiz hale gelecekti. Achenbach’ın 1843 yılında resmettiği kalenin surlarındaki Hıdırlık kulesi üzerinde gözetleme amaçlı yapılmış ahşap eklentiyi görebiliyoruz. Kadı Abdurrahman Paşa oğlu Karaalioğlu’nun (Günümüzde parka ismini veren) Hıdırlık kulesi yanına, Deliktaş’a yaptırdığı un değirmeni henüz orada mı? Belli değil! Güneş batı yönüne geçmiş. Öğleden sonrası. Yalıyarlar üzerine düşen güneş, havada yaz aylarında yoğun olarak bulunan rutubetin bulunmaması dolayısıyla kayaları ve üzerindeki bitki örtüsünü Achenbach’ın doğayı kendi renkleriyle canlı olarak görmesini ve tuvaline aktarmasını sağlamış. Sarıya çalan kesme taştan örülmüş kale duvarları düşmana siper olduğu gibi güneşi de karşısına almış. Antik limandan geriye kalan birkaç mendirek taşı deniz yüzeyinde kalmış. O tarihte ayakta kalan antik liman fener kulelerinden Zincir Kulesi Achenbach’ın açısına göre ortadan ikiye ayrılacakmış izlenimi vermiştir. Bu antik fener kulesi son bir yüzyıl daha orada leyleklere yuva ve çocuklar için denize atlama kulesi olacağından habersizce durmaktadır. Zincir kulesinin arkasında kalan Mermerli Plajı’ndan doğuya doğru resimde görebileceğimiz Kipronos, Deliktaş (Hıdırlık’ın altında), Yeni Dünya, Adalar Plajları ile en sonda Papaz Kayası bulunmaktadır. Resmin sol üst köşesine batıya bakan pencerelerini görebildiğimiz konak ise devlet adına satın alma işlerini yapan Mubayaacı Konağı’dır. Kaleiçi’nin en ihtişamlı ve en büyük konut yapılarından birisi olan bu konak ilerleyen yıllarda İngiltere’nin konsolosluk binası olarak kullanılacaktır.
Ayrıca kırmızı sarığıyla kayalıkların üzerine oturmuş şekilde, beyaz köpükler çıkararak dalgalanan gökyüzü kadar mavi denizi izleyen kişinin arkasında iskele yokuşundan aşağıya inen taş yolu ve duvar üzerinde derme çatma bir ahşap yapı ile kapısı ve kapı önü eşik detayı bulunan bir yapıyı daha görebilmekteyiz. Kapısı olan tek katlı binanın çatı tahkimatı olmadığı gibi dam kısmında sararmış otların yükseldiği de görülebilmektedir. Muhtemeldir ki bu yapı kalenin liman surlarının bir parçası niteliğindedir.
Achenbach 1863 yılında Düsseldorf Sanat Akademisi’ne profesör olarak atanmış ve pek çok genç sanatçının yetişmesine de katkıda bulunmuştur. Ölümünden sonra da Alman romantik-realizm geleneğinin en parlak temsilcilerinden biri olarak sanat tarihinde kalıcılığını sürdürmüştür. Eserleri halen Crocker Art Museum, Hermitage Museum, Block Museum of Art Northwestern University ve Museum Kunst Palast’da sergilenmektedir.