Apollun’un memleketi, ışık ülkesi Likya

GİRİŞ

            Likya, MÖ 15-14. yüzyıllar ile MÖ 546 yılları arasında Anadolu’da bulunan  ve Luvi halkından geldiği bilinen tarihi bir bölgedir. Günümüzde Türkiye’nin Antalya ve Muğla illeri, Burdur ilinin bazı iç kesimlerinde ve Teke Yarımadası’nda yer alır. Likyalılar farklı kültürlerin ve farklı şehirlerin insanları olmalarına rağmen ortaklaşa bir kültür yaratmış ve bu kültürü benimseyip, yaşatmışlardır. En belirgin özellikleri kültürleri, sanatları, mimarileridir zaten. Likyalılar; Çimera, Kırk Göz Kemeri, Ters Kayık, kabartmalar, yontmalar, resimli mezarlar gibi birçok eser/yapı bırakmıştır günümüze.

Bu yazıda, antik çağların gizemli bölgelerinden biri olan bu bölgenin mitolojik yönlerine biraz daha yakından bakacağız. Hem tanrılarla olan bağları, tarihi unsurlar hakkında bilgi vereceğim. Aynı zamanda Likya’ya “Işık Ülkesi” denmesinin arkasında yatan nedenlere de bakacağız.

LİKYA NEDEN IŞIK ÜLKESİ?

             Antik çağda “Işık Ülkesi” olarak anılan Likya, bu unvanını sadece güneşli ikliminden değil, derin bir mitolojik mirastan alır.

            Tanrıça Leto Zeus tarafından hamile bırakıldığında, Hera bu durumu çok kıskanmış ve Leto’nun hiçbiryerde  doğum yapmasını istememiş ve yasaklatmıştır. Hiçbir kara parçası Leto’nun doğum yapmasına izin vermemiş ve Leto doğum yapacak yer bulamamıştır. Sonrasında denizin ortasında yüzen, hiç sabit kalmayan, uçsuz bucaksız bir ada ortaya çıkmış. Leto bu adaya sığınıp doğumunu bu adada yapmış. Önce Vahşi doğanın ve hayvanların tanrıçası Artemis’i, daha sonra sanatın, müziğin, kehanetin tanrısı Apollun’u doğurmuştur ve bu adaya Yunanca’da “parlak” anlamına gelen Delos ismini vermişlerdir ki zaten ışık burada doğmuştur.

            Leto daha sonra Letoon’a (Likya’da kutsal bir kent) gelir ve burada kutsanır. Apollon’un, yani ışık ve güneş tanrısının kültü, Likya’nın kalbinde yer alır. Letoon kutsal alanında Leto, Artemis ve Apollon’a birlikte tapınılır. Mitolojiye göre Leto, Likya halkını kendine su vermedikleri için kurbağaya çevirir. Bu olayla birlikte topraklar hem lanetlenir hem kutsanır. Yani Delos’un “ışığı” Likya’ya taşınır ve bunlar Likya’yı Mitolojik olarak Işığın Ülkesi yapar. Tabiki bu olay birkaç mitolojik olaydan bir tanesi olmakla birlikte bu isme bir anlam katar.

           “Lykia” ismi, antik dillerde ışık anlamına gelen kelimelerle aynı kökten gelir. Yunanca’da “lykos” hem kurt hem de ışıkla ilişkilendirilir çünkü eski halklar için sabahın ilk ışığı, karanlığı delen bir kurt gibi gelir. Ayrıca “Lyk” Likya dilinde ışık anlamına gelir ama zaten Likyalılar kendi ülkelerine “Trmmsa” der.

LETO’NUN LİKYALI KÖYLÜLERİ KURBAĞAYA ÇEVİRMESİ

            Bahsettiğimiz Tanrıça Leto’nun çocuklarını doğurmasının ardından köylüleri kurbağaya çevirdiğini söylemiştik. Bu olaya biraz daha yakından bakalım;

            Leto, yeni doğurduğu çocuklarıyla aç, susuz yani perişan bir halde Likya topraklarına gelir. Bu sırada bir pınarın başına ulaşır. Serin ve berrak suyu içmek için yaklaştığında köylüler bunu engeller ve suyu bulandırıp Leto’yu küçümserler. Normalde bu tanrıçaya çok büyük saygısızlıktır fakat Leto o kadar perişan bir haldedir ki köylüler onun bir tanrıça olduğunu farketmez. Bu sırada Leto, Ovidius’un Metamorfozlar kitabında şunları söyler:

“Neden bana suyu çok görüyorsunuz?

Bu su ortak kullanım içindir.

Doğa, güneşi, havayı ya da akan suyu

hiçbir bireyin malı olarak yaratmamıştır.

Ben buraya, herkesin faydalandığı bir yere geldim.

Yine de yalvarıyorum size,

bırakın kullanayım bu nimeti.

Vücudumu yıkamak için değil,

sadece susuzluğumu gidermek için istiyorum.

Bakın konuşurken bile dudaklarım kupkuru,

boğazım susuzluktan çatlamış.

Sözlerim boğazımdan zor geçiyor.

Bir yudum su bana adeta nektar gibi gelecek

ve aynı zamanda hayatımı kurtaracak.

Bunu itiraf ediyorum:

Bana vereceğiniz bir yudum suyla

hayatımı da bana vermiş olacaksınız.

Şu yavrucaklara da acıyın,

kucağımda uzanmış, size doğru kollarını uzatıyorlar.”

            Fakat bu sözlere rağmen köylüler suyu içmesine izin vermez. Sonrasında Leto tanrısal güçlerini kullanarak köylüleri kurbağaya dönüştürerek lanetler. Bu lanetin etkisini kitapta kurbağaların eylemlerini tasvir ederek anlatır. “Artık sesleri boğuktur.”, “Köylüler birden suya atlama isteği duyarlar.”, “Başları sırtlarının üstüne yapışmış gibidir- boyunları yok gibidir.” şeklindedir. Leto’ya göre köylüler acımasız, açgözlüdür ve köylüler insanlıktan çıkmıştır, Leto’da bedenlerini ona uygun hale getirmiştir. Bu olaydan sonra Leto kutsal kabul edilmeye başlamıştır ve bastığı topraklar da kutsal sayılmıştır. Letoon tapınakları da bu bölgede inşa edilmiş ve yalnızca Leto’ya değil çocuklarına da bu kutsallık yayılmıştır.

CHİMERA EFSANESİ

            Efsaneye göre Chimera, Echidna (yarı yılan, yarı kadın) ile Typhon’un çocuğudur. Zaten bu çift mitolojideki en tehlikeli, ilginç yaratıkları dünyaya getirmiştir ve Chimera son çocuklarıdır. Chimera üç başlı bir yaratıktır ve Hesiodos’un Theogonia kitabında şöyle tasvir edilir;

“Ve o (Echidna), Chimera’yı doğurdu, alev kusan korkunç yaratığı.

O, dehşet verici, iri, hızlı ve güçlüydü.

Üç başı vardı: biri yeşil gözlü bir aslanın,

biri bir keçinin,

ve biri ise kıvrımlı, korkunç bir yılanın, yani bir ejderhanın başıydı.

(Aslan başı önde, ejderha arkada, keçi ortadaydı.)

Ve her nefesi, saf bir alevden ibaretti.

Onu öldüren ise, Pegasos’un yardımıyla, soylu kahraman Bellerophontes oldu.”

           Chimera efsanesi de buradan gelir. Proteus’un  (Argos kralı) karısı Anteia Bellerophontes’e aşık olur ancak Bellerophontes Anteia’nın tekliflerini reddeder. Bunun üzerine Anteia bunu kaldıramayıp Proteus’a “Ya kendini öldür Proetus, ya da Bellerophontes’i öldür, çünkü o benimle yatmak istedi ama ben kabul etmedim.”şeklinde yalan söyler. Bunu duyan Proteus çok öfkelenir ancak Bellerophontes’i öldürmeye yüreği el vermez.  Bunun yerine, Bellerophontes’i yanında gizli ölüm emri yazılı bir tabletle kayınpederinin yanına, Likya’ya gönderir. Bellerophontes Likya’ya gelir ve İobates (Likya kralı) onu dokuz gün boyunca dokuz öküz kurban ederek ağırlar. Onuncu günde ise artık İobates, Proteus’un gönderdiği gizli mesajı ister ve mesajı aldıktan sonra Bellerophontes’i Chimera’yı öldürmesi için gönderir ve Pegasos’a binerek havadan saldıran Bellerophontes, tanrıların işaretleriyle yönlenir. Mızrağını Chimera’nın ağzına saplar ve onu boğarak öldürür . Daha sonra Solymoi ve Amazonları da öldürür ve dönüşünde Kral Proteus Bellerophontes’i kıskandığından dolayı ona tuzak Likya’nın en güçlü adamlarını seçerek gönderir ve Bellerophontes onları da yener. Artık Kral Proteus Bellerophontes’in ne kadar güçlü bir tanrı olduğunu anlar ve ona kızını ve yarı krallığını teklif eder.

            Efsaneye göre Chimera’nın öldürüldüğü yer, günümüzde Antalya’nın Çıralı beldesinde bulunan Yanartaş olarak bilinir. Burada yer altından çıkan doğal gaz, binlerce yıldır sönmeden yanmaya devam eder. Antik çağ insanları bu hiç sönmeyen alevleri, Chimera’nın hâlâ yeryüzüne püskürttüğü alevli nefesi olarak yorumlamışlardır. Bu nedenle bölge, mitolojik anlamda kutsal kabul edilmiş ve çeşitli dönemlerde tapınaklar ya da sunaklar kurulmuştur.

KSANTHOS TOPLU İNTİHAR OLAYI

           Mitolojide Ksanthos ismi hem coğrafik bir isim hem de kahraman ismidir. Troya savaşının en büyük kahramanı olan Achiellus’un atı Ksanthos ve Likya bölgesinde yer alan ve Likya’nın başkenti olan Ksanthos antik kentidir.

            M.Ö. 6. Yüzyılın ortalarında Pers imparatoru Kiros, Anadolu’daki Lidya Krallığı’nı fethetti ve Lidya’nın başkenti olan Sardes düşünce Yunan ve yerli halklar zorunlu ve birer birer Pers Egemenliği’ne girmeye başladı lakin bazı şehirler bu zorunluluğa direndi ve bu şehirlerden biri de Ksanthos idi. Bunun üzerine Kiros, Komutan Harpagos’u batı seferine yolladı bu seferin amacı direnen şehirleri bastırmak, Anadolu’yu tamamen Pers kontrolüne almaktı. Harpagos Likya bölgesine girdiğinde Ksanthos halkı teslim olmak yerine direnmeyi tercih etti ve kenti sonuna kadar savunmak istediler. Surların düşmesine yakın şehrin kadınlarını, çocuklarını ve bütün mallarını bir kale içine toplayıp kaleyi yaktılar. Ardından kılıç kuşanıp son bir saldırıyla düşmanın üzerine yürüdüler ve son nefeslerine dek geride tek bir kişi kalmayana dek savaştılar. O şehirden geriye kalanlar ise o gün o kentte bulunmayan 80 ailedir. Likya’nın özgürlüğe olan bağlılığı ve bağımsızlıkları uğruna kendi şehri, ülkeleri uğruna küle dönüşmeyi göze aldıklarını gösteren tarihteki dramatik direnişlerinde biri oldu.

KAPANIŞ

            Likya’nın önyargılı ve acımasız yanlarını, misafirperver ve yurtsever yanlarını görmüş olduk. Hem kötü sonlarla hem de peri masalları gibi iyi sonlarla biten olayları olan bu olağanüstü ve parlak şehir hakkında ki mitlere, efsanelere, olaylara kelimeler kifayetsiz kalır.  Bu olayların bize öğrettiği bir ders vardır. Gerçek güç, zorluklar karşısında  tamamen yılmamak ve köklerine, değerlerine sahip çıkarak geleceğe umutla yürümektir.

KAYNAKÇA

Hesiodos-Theogonia

Homeros-İlyada

Ovidius-Metamorphoses

Azra Erhat-Mitoloji Sözlüğü

Herodotos-The Histories

Nevzat Çevik-Lykia Kitabı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir