Dünyanın hızla değiştiği süreçte iki binler şiirinin doğru okunabilmesi için kendinden önceki yakın dönem kuşaklarının iyi bilinmesi gerekmektedir. Özellikle 80 sonrası cunta anayasası, değişen kültür ve hayatımıza giren elektronik eşyalar ve bunların sanatla kurduğu bağ bu genç şiiri daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.
Bu nedenle 12 Eylül Darbesi ile söze başlamanın doğru olacağı kanaatindeyim. 12 Eylül Darbesi ile başlayan süreç ve onun dayattığı baskı ve şiddet ortamından sanat ve edebiyatta ne yazık ki payına düşeni almış, pek çok dergi kapanmış, faili meçhul cinayetler, sürgünler yaşanmış, kitaplar yakılmıştır. Bunlar dönemin neredeyse özeti gibidir. Ne ki tüm bu olumsuzluklara rağmen şiir farklı biçimlere bürünerek varlığını sürdürmüştür. Ki bu döneme dikkatle baktığımızda ekranların renklendiği, bilgisayardan tutun pek çok teknolojik ürünün hayatımıza girdiği göze çarpacaktır. Ayrıca, 70’lerin sonlarında yayımlanmaya başlayan erotik dergiler 80’lerde en üst noktaya ulaşmış, reklamcılık sektörü de cazip bir iş olarak şairler üzerindeki varlığını sürdürmüştür. Belleksizleştirme yılları olarak adlandırılan bu süreçte farklı düşünceden şairlerin aynı dergide yer aldığı edebiyat dergileri okurla buluşmuştur. Bu yıllarda büyük sermaye kurumları tarafından dergiler de çıkartılmıştır. Taşra dergisi denildiğinde benim de ilk şiirimi yayımladığım ve ilk akla gelen isimlerden Kıyı dergisi iki binlerde eski etkisini sürdürmese de kesintilerle de olsa varlığını sürdürmüş, ayrıca pek çok kişi için de okul işlevini görmüştür. 12 Eylül’ün yarattığı tahribat Ahmet Erhan’ın Alacakaranlıkta Ülke, Akif Kurtuluşun Yalan Şiirleri, Emirhan Oğuz’un Ateş Hırsızları Söylencesi, Şükrü Erbaş’ın Küçük Acıları adlı kitaplarından rahatlıkla izlenebilir.
90’larda ise farklı bir insan tipolojisi ortaya çıkmıştır. Şiir postmodernizim kavramıyla yakın temasa geçmiştir. Bu dönemde televizyon kanalları çoğalmış, video klipler, CD, MP3 gibi teknolojik araçlar şairin hayatına dâhil olmuştur. Benim de dâhil olduğum doksanların ikinci yarısında nitel ve nicel anlamda şiir yazan kadınların yoğunluğundan söz edilebilir. Bunun yanı sıra 90’lı yıllarda kadınların özgürlük arayışı, haksızlığa sömürüye karşı çıkışları, hemcinslerini örgütlü mücadeleye davet eden, sahibinin ve çalışanlarının kadın olduğu Pazartesi gibi bir dergisinin görünür olmasına neden olmuştur. Yine doksanlı yıllarda Sivas katliamı gibi trajik bir olay yaşanmış, Evrensel Kültür, İnsancıl gibi dergiler çıkmış, eleştirmen ve şair eleştirmenler tarafından poetik açılımlı yazılar yazılmıştır.
Şairin tanınma, görünme arzusunun öne çıktığı yıllarsa 2000’li yıllara denk düşer. Dergilerin pek çoğu şair ve yazarların fotoğraflarıyla yayımlanmaya başlamıştır. 99’da yaşanan Marmara depremi şairler üzerinde derin etki yaratmış, deprem konulu şiirler yazılmış, antolojiler çıkartılmıştır. Ayrıca internet ortamında oluşturulan topluluklar, birlikteliklerini dergilere taşımış, kitaplar çıkartmışlardır. Bu arada nitelikli edebiyat sitelerinin yanı sıra edebi değeri olmayan şiir ve edebiyat sitelerinin artışı dikkat çekici boyutlara ulaşmıştır. Bu olumsuz duruma rağmen Özcan Erdoğan’ın çabalarıyla internetten seslenen şiir penceresi Serkan Işın’ın görsel şiirin imkânlarına yaslandığı Zinhar internet siteleri okurlarına yeni imkânlar sunmuşlardır.
2000’li yıllara baktığımızda ise durumun biraz daha farklılaştığı söylenebilir. Özellikle bunda internet ortamının, gelişen teknolojinin etkisi büyüktür. Bu dönemde popüler kültüre hitap eden dergiler çıkmakla birlikte kitap tanıtım, söyleşi ve değerlendirmelerin yer aldığı K24, Sabit Fikir gibi internet siteleri ve dergileri de yer almışlardır. Ve tam da bu dönemde hemen hemen bütün gazetelerin kitap eki yayımlamaya başladıklarını da söylemek yanlış olmaz. Akşam, Birgün, Evrensel, Yeni Şafak, Milliyet bunlardan bazılarıdır. Lakin bunların birkaçı dışında çoğunun sektörel kaygıyla çıktığını söylenebilir. 80’lerde başlayan fanzin kültürü 90’larda yeraltı edebiyatı, anarşist kültür ifadeleriyle devam etmiş, iki binlerin başlarında yaygınlaşmış, bir süre sonra internetin etkisiyle gücünü yitirmiştir. Fanzin kültürünü benimseyenler teknoloji ve internetin imkânlarından yararlanmaya başlamış, sözlerini ve muhalif söylemlerini internete taşımışlardır. Değişen zamanla birlikte şiirin de değişeceği bir gerçektir. Bu nedenle farklı okumalara açık bir şiirin işaretlerinin karşımızda durduğunu söylemek yanlış olmaz. Şimdilerde yazılan şiire bakarak bu şiirden neler çıkacağını elbette zaman gösterecektir. Lakin yazılanlara bakarak 2000’ler şiirinin kendinden öncekileri köklü bir biçimde değiştirmese de dikkatleri üzerine çekmeyi başardığı söylenebilir. Sonuçta her çağ kendi şiirini ortaya koyuyor. Bu dönemde yazılan şiire baktığımızda bu şiirlerin bir kısmının kulaktan çok göze yaklaştığı, iddialı sözlerle değil belki ama gündelik hayata ilişkin pek çok şeyin ironik bir dille anlatılmaya çalışıldığı söylenebilir. Döneme denk düşen bilgilerin, rakamların, teknolojik görsellerin de şiire girmeye başladığı da… Tam da burada yeni şiiri sadece kuşakların, dil kavgalarının değil sosyolojik değişimlerin de mümkün kıldığı söylenebilir. 2000’li yıllarda yazılan şiirin sözcükleri, yapısı ve biçemi değişmiştir. Bu nedenle karşımızda farklı kaynaklardan beslenen bir şiir durmaktadır. Bu arada 2000’lerde neler olmuştur? Burada biraz da bundan söz etmek yerinde olacaktır. İki binlerin ilk yıllarından itibaren işçi ölümleri durmamış, Hrant Dink, Tahir Elçi, Rahip Santoro cinayetleri gerçekleşmiş Balyoz, Ergenekon, Poyrazköy davaları gündemi belirlemiştir. Gezi Direnişi de bu dönemin önemli olaylarındandır. Dün nasıl şair siyasetin ortaya koyduğu baskıcı iklimden etkilenmişse bugün de durum farklı değildir. Şair gerilim ve uyumsuzluktan etkilenmiş, doğal olarak yaşananlara bağlı olarak şiirin malzemesi, dili de değişmiştir.Yine iki binlere, iki binlerde yaşananlara dönecek olursak bu dönemde çirkin betonlaşma, doğanın tahribi ve siyasal ayrışmaların da yoğun bir şekilde yaşandığını söyleyebiliriz. Çevremize dönüp baktığımızda gördüğümüz tam da budur.
İki binli yılların bir diğer hareketi de manifestolardır. Bu dönemde bireysel manifestolar yayınlanmıştır. İki binlerde, iki binlerin sunduğu imkânlarla dergilerin ve ürünlerin nitelik ve niceliği artsa da aralarında niteliksiz olanların olduğu da göze çarpar. Bunun yanı sıra tam da bu dönemde yazdıkları yazılarla Nilay Özer, Betül Dünder ve feminist bakış açısıyla yazılar yazan Cin Ayşe Fanzin’i çıkaran Anita Sezgener öne çıkarlar.
Yine 2000’li yıllardan itibaren pek çok genç şairin de şiirlerine yer veren Kül, Öteki – siz, Budala, Üç Nokta ve daha çok görsel deneysel şiire yer veren Heves dergisi, Ücra gibi dergiler okurları ile buluşurlar. Tabii ki bunlara Sonra Edebiyat, Mühür, Şiiri Özlüyorum, Şair Çalışıyor gibi dergiler de eklenebilir.
2007’de Tozan Alkan’ın hazırladığı yabancı şairlerin şiir ve yazılarının yanı sıra günümüz şairlerinin çeşitli dillerdeki çevirilerine de yer veren ÇN dergisi de dikkatleri çekenlerdendir. Geçmişte varlığını sürdüren Varlık, Hürriyet Gösteri Kitap – lık bu dönemde de varlığını sürdürmektedirler.
Ayrıca 1980 sonrası yükselişe geçen antoloji kültürü iki binlerde yaygınlaşmıştır.
Sonuç olarak, kadim bir şiir geleneğine sahip coğrafyamızda şiir yazılıyor ve yazılmaya devam edecek. Bu yazılan şiirler içerisinde diğerlerinden farklı olanlar, dikkat çekenler olacak… Ne ki bu yazılan şiirler içerisinde kalacak olanı zaman belirleyecek.
ORGANIM BASTIRILMIŞ DİLİM
kirli organımı ağzımda dolaştırıyorum
içimde balçık gibi bir şey var
püskürmek için hazır
bastırıyorum kendimi suya
kirini arındırmak için
çamaşırıma geçmiş
kirli organım yaygara kopar
gerilim ve şiddet çok var
tüm mekanizmalar gevşedi
kirli organım ve ortadan
ikiye ayırdığım elma senin
aşısız elma değil
ve dilim dilim kendimi ve dilimi
ince kıyılmış bir soğan maydanozlar ve
ölmüşüm gibi sanki kavrulmuş bir helva
bol tarçın ekiyorum yaralarıma
organım ve kesik parmaklarımın
olduğu masada parçalanmaya hazır
bir parsım sanki
organlarım ağzımda
hayırlara vesile olsun diye
garson sıcak şarap getiriyor
oturuyorum beni duymayan
kulakları karşıma alıp elmayı ve
kirli organlarımı serip sofraya
o olmamış patlıcan gibi
yayılmışken tabağa
ve evler ayak bağı
ellerim ayaklarım ve organlarım kirli
bir muzum sanki kaybolduğum sokakta
kendimi soyuyorum ağaçtan sarkan
portakal gibi itinayla
nar zor olur saçılır ve
zor bulunur her arzu
teferruatlarla alevlenmiş masada
eksilterek gitmek belki iyisi
ayaklarım sırtımda ve kendime
ayırdığım organlarımla