Yunan mitolojisine göre; Tanrılar tanrısı Zeus ile tarihin korunması için kelimeler icat eden ve ezber yapan, hafıza ve dil tanrıçası Mnemosyne’nin; ‘Muse’ ya da ‘mousa’ olarak adlandırılan dokuz kızı vardır. Bunlar ise Yunan mitolojisindeki şiir, tarih, dans, tiyatro vb. yaratıcılık alanlarının ilham perileridir. Müze sözcüğü de ilham perilerinin evi anlamındaki yunanca “mouseion” kelimesinden geliyor. İşte bu dokuz ilham perisinin heykellerinin de içinde yer aldığı Antalya Arkeoloji Müzesine neden sahip çıkmamız gerektiğini, sadece bu mitolojiden yola çıkarak da anlamak mümkün olsa gerek.
Peki, Antalya halkı müzesine neden sahip çıkmalı ve neden yıktırmamak için direnmelidir? Çünkü; Antalya Arkeoloji Müzesi; Antalya’yı Antalya yapan, “Kent” kimliğine büründüren simgesel yapılardan biridir. Çünkü; mimari bir proje yarışması ile inşa edilen ilk müzedir. Modern Müzecilik anlayışının ilk örneğidir. Kütüphanesi, konferans salonu, çeşitli sergi alanları ve bahçesiyle topyekun bir kültür merkezi olarak tasarlanmış, bu yönüyle, 1988 yılında Avrupa Konseyi tarafından “Yılın Müzesi” özel ödülünü almıştır. Ayrıca; tüm dünya ülkelerinde “her şey mümkün, güçlüleri yenebiliriz” düşüncesinin hüküm sürdüğü, özgürlük rüzgarlarının estiği, anti-emperyalist ve anti-kapitalist eylem ve söylemlerinin yükseldiği 1960’lı yıllarda inşa edilmiştir. Eşitlikçi, katılımcı, topluma ve doğaya karşı sorumlu olduğunu hissettiren yatay mimarisiyle de zamanın ruhunu yansıtan bir yapıdır.
20. Yüzyılın ikinci yarısındaki kentin/kentlinin sosyolojik, ekonomik ve siyasi gelişmelerine tanıklık eden bir dönem mimarisidir ve yukarıda bahsedilen tüm özellikleriyle mimari, kültürel ve tarihsel bir belge niteliği taşımaktadır.
Müzeler, kentle ve kentli ile iç içedir ve kente-kentliye ait olan şeyleri yansıtan, içindeki kültür varlıklarıyla beraber birer hafıza mekanlarıdır. Aynı zamanda kentin geçmişini, coğrafyasını ve tüm yaşanmışlıkları ile kenti ve kentliyi temsil ederler.
Her kentin ayrı bir kimliği ve dokusu varken giderek birbirine benzeyen tek tipli, renksiz binalar ve mekanlarla sıradanlaşıyoruz. Antalya Arkeoloji Müzesi bu şehrin kültürünü ve kimliğini yansıtan bir değer olarak kalmalıdır. Yıkılarak, yok edilerek toplumsal hafızada boşluklar oluşturulmamalı, kültürel ve tarihsel süreklilik kesintiye uğratılmamalıdır. Öte yandan bina restore edilerek güçlendirilmeli, yeni alanlar açılarak kentin orta yerinde; kültürün, felsefenin, edebiyatın, sanatın, sosyal aktivitelerin, entelektüel faaliyetlerin merkezi haline getirilmelidir.

Kentler üzerinde belirleyici bir güç olmaya çalışan, halkın taleplerini görmezden gelen ve derin bir demokrasi krizi yaşatan iktidar, kentin yapı ve mekanlarından beslenen kapitalist sistemin neoliberal politikalarını dayatmaktan vazgeçmeli, süreç şeffaf ve katılımcı bir anlayışla yürütülmelidir. En nihayetinde demokrasinin kuralları işletilmeli, halkın sesine kulak verilmelidir.
Yıllardır depreme dayanıksızlık gerekçesiyle kapatılan ve açılmayan 35 müzenin 36. olan Antalya Arkeoloji Müzesine sahip çıkma meselesi; hukuksuzluğun hukukunu yaratan iktidarın bir yandan sömürüye, kara, ranta ve talana dayalı neoliberal politikalarına, bir yandan da geçmişi unutturma, hafızadan silerek kendi tarihlerini yazma politikalarına karşı direnen halkın unutturmama mücadelesidir.
1972’den bu yana Antalya’nın kolektif hafızasında yer alan ve genciyle yaşlısıyla kendinden bir parça bulan Antalya halkı da yurttaşlıktan gelen hakkını kullanmalı, kente dair yapılacak her şeyin, yaşamları üzerinde doğrudan etkide bulunacağının farkında olarak müzesine sahip çıkmalıdır.
Nazire Öztürk
Mülkiyeliler Birliği Antalya Şube Başkanı