Yıkılmasın diye önünde her gün eylem yapılan Antalya Müzesi, sadece barındırdığı eserlerle değil, yaşattığı karakter ve öykülerle de benzersiz. Hadi müzenin salonlarında, vitrinlerinde yaşayan isimlerin bir kısmını birlikte ziyaret edelim.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, yani devlet, Antalya Müzesi’ni yıkmakta inat ediyor. Sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri, dernekler, akademisyenler, sanatçılar, siyasetçiler, Antalyalılar, yani halkımız da her gün müze önünde eylemde. Çünkü Antalya Müzesi yaşayan ve yaşatan bir müze… Bu kentin, bu bölgenin binlerce yılını birbirine bağlıyor. Üst üste binen tarih katmanları Antalya Müzesi’nin salonlarında, vitrinlerinde kendini anlatıyor. Müzenin kendisi de bir tarih katmanı zaten. 1973’te açılan müze binası Cumhuriyet’in 50. yılını temsil ediyor. Cumhuriyet dönemi mimarisinin önemli bir anıtı, eseri, ürünü aslında… Yıkma konusundaki bu ısrar, bu inat da muhtemelen bundan kaynaklanıyor. Cumhuriyet döneminin bağlarını kopartmak, hafızasını silmek, yok etmek istiyorlar. Fakat müzede sergilenen geçmiş, bu günlük siyasetlerin hiç birinin kalıcı olmadığını; kalıcı olan şeylere de doğanın, tarihin, insanlığın karar verdiğini gösteriyor.
NEANDERTAL ÇOCUĞU
Antalya Müzesi, insanlığın büyük yürüyüşünün duraklarından biri… Soluklanma alanı. Müzede yaşayan geçmiş 60 bin yıl önceye kadar gidiyor. Belki daha da eski. Bir Neandertal çocuğunun kafatası kemikleri bunlar. İki parça kemik… Türkiye’de bulunan ilk ve tek Neandertal kemiği. Neandertal başka bir insan türü. Başka bir ırk değil; başka bir tür. Günümüzden 250 bin yıl önce yeryüzünde dolaşmaya başladılar. Yaklaşık 60 bin yıl önce de soyları tükendi. Karain Mağarası’nda bulunan bu çocuk kafatası parçası Orta Paleolitik döneme tarihleniyor. Bizim buralardaki Orta Paleolik dönem, 300 bin ile 60 bin yıl öncesi… Yani mağaranın E gözünde bulunan bu Antalya çocuğu en az 60 bin yaşında.

FİLDİŞİNDEN BİR ANNE
Müzede yaşayanlardan bir diğeri de iki çocuklu bir anne. Fildişinden bir anne bu… 1987 yılında Elmalı’daki Bayındır Tümülüsü’nden geldi. 7 santim boyunda. Fakat boyundan büyük bir şöhrete sahip… Ana figür, yuvarlak yüzlü, gülümseyen çehreli ve poloslu bir kadın. Polos, doğuya, bizim buralara özgü bir başlık. Beli kemerle sıkılmış uzun kollu ve yakalıklı bir entari giymiş. Başını ve vücudunu, polosuna enli bir bantla tutturduğu uzun bir çarşafla örtmüş. Çarşaf polostan çıkarak sırtından etek uçlarına dökülüyor. İki üst ucu da kolların altından geçirilip karın üzerinde düğümlenmiş. Boynunda taşlı bir kolye, her iki kolunda da bilezikler var. Ayakları çıplak. Oğlunu sol omzuna ata biner gibi oturtmuş. Sağ eliyle de küçük kızının elini tutuyor. Kızın saçları 5 uzun örgü halinde beline iniyor.
TANRIÇA LETO VE İKİZLERİ
Çocuklarıyla birlikte bize gülümseyen bu kadın, MÖ 7 ya da 6. yüzyıllara tarihlendi. Bu konuda tartışmalar halen sürüyor. İlk değerlendirmeler Frig karakteri olabileceği üzerinde yoğunlaştı. Ekrem Akurgal, bu yontuyu Geç Hitit eseri olarak niteledi. Elmalı annesi, Hitit tanrıçası Kubaba’yla (Friglerde Kibele) karşılaştırıldı. Bir kısım bilim insanı ise, çocuklu kadının Lidyalı ustalarca yapılmış olabileceği görüşünü ileri sürdü. Bu türde fildişi yontu anlayışı ve işçiliğin Geç Hitit, Frig ve Lydia dünyalarına yabancı olduğunu belirten Fahri Işık ise, heykelciğin MÖ 600’lü yıllarda İonialı ustalarca yapıldığını söylüyor. Ona göre heykelcik tanrıça Leto’ya ait. Omzunda Apollon oturuyor; elinden tuttuğu çocuk da Artemis.
PERGE’NİN KIZI MAGNA
Elmalı annesinden Perge’nin kızına gelelim. Zamanda 800 yıllık bir atlama bu. Roma çağında Perge’nin İtalik kökenli iki ünlü ailesi vardı: Cornuti ve Planci aileleri… İki ailenin kesişim noktası da Perge’nin kızı Plancia Magna. Plancilerin kızı, Cornutilerin gelini… Hem babası, hem eşi, hem de oğlu senatör. Yani senatör kızı, senatör eşi ve senatör annesi… Böylesi bir erkek iktidarı arasından sıyrılıp tarihe imzasını atan güçlü bir kadından bahsediyoruz. Birçok yazıtta ondan, “kentin kızı”, “Artemis rahibesi” gibi sıfatlarla bahsediliyor. Bu güçlü kadın, İmparator Hadrian döneminde, MS 2. yüzyılın ilk çeyreğinde etkin oldu.

Güçlü Bir Kadın Figürü
Plancia Magna’nın adı, Perge’de finanse ettiği yapılar sayesinde günümüze kaldı. Güçlü bir kadın olarak Perge’yi şekillendirdiği dönemi MS 120-126 arasına yerleştirilir. Eşinin resmi görevleri nedeniyle Perge’den ayrı düşen Plancia Magna, eşinin ölümü sonrasında memleketine döndü. Perge dışında uzun yıllar geçirmiş, yaşlanmıştı artık. Perge’nin ünlü Helenistik Kuleleri’ni düzenleyip, Oval Avlu’yu yaptırdı. Oval Avlu’ya hem Perge’nin efsanevi kurucularının (ktistes), hem de kendi babasının, oğlunun heykellerini yerleştirdi. Tabii kendi heykelini de… O heykel şimdi müzede sergileniyor. Oval Avlu’nun arkasına da Hadrian onuruna tak inşa ettirdi. Hadrian’ın Antalya’ya ilk gelişinde Perge’ye uğramadığı, doğal olarak da bu takı görmediği düşünülüyor. Fakat muhtemelen MS 131-132 tarihleri arasındaki ikinci gezisinde Perge’ye uğradı ve bu takı gördü. Plancia Magna’nın o tarihlerde çok yaşlı olsa da, yaşadığı düşünülüyor.
SURİYELİ AURELİA PAULİNA
Perge’nin bir başka güçlü kadını da Aurelia Paulina. O da şu an Antalya Müzesi’nde yaşıyor. Suriye’de doğdu. Sillyon’dan Aquilus adında bir Anadolu soylusuyla evlenerek buralara geldi. İmparator Commodus döneminde (MS 177-192), eşiyle birlikte Roma vatandaşlığı aldı. Aurelia ön ismi oradan geliyor. Perge’de Artemis’in baş rahibesi oldu. Plancia Magna’dan ilham alan Paulina, kentin girişine büyük bir nymphaeum (anıtsal çeşme) inşa ettirdi. Son günlerde restore edilmeye başlanan bu büyük yapı Septimus Severus Çeşmesi diye anılıyor. Böyle anılmasının sebebi de Paulina’nın bu çeşmeyi İmparator Septimus Severus, eşi Julia Domna, oğulları Caracalla, Geta ve Julia Domna’nın diğer akrabalarına ithaf etmiş olması. Julia Domna ayrıntısı oldukça önemli. Çünkü tıpkı Aurelia Paulina gibi, İmparatoriçe Julia Domna da Suriye kökenliydi. Muhtemelen Paulina kendini imparatoriçeye bağlıyordu. Nitekim Antalya Müzesi’nde sergilenen heykelinde de Suriye giysisiyle bizi uğurlar. Göğsünü kaplayan ağır takılar ve Artemis’i simgeleyen büyük bir istiridye kabuğu dikkat çekicidir.
HADRİAN’IN ERKEK GÖZDESİ
Müzede yaşayan başka bir isim de Antinoos’tur. Kaz çobanı Antinoos MS 111 yılında Claudiopolis’te (Bolu) doğdu. Hadrian’ın 123-124 yıllarında Bitinya’ya yaptığı gezi sırasında Antinoos’la tanıştığı ve onu yanına aldığı düşünülüyor. Bütün seyahatlerinde yanında taşıdığı Antinoos’un Nil nehrinde ölmesi üzerine, Hadrian’ın günlerce yas tuttuğu söylenir. Öyle ki sevgilisi Antinoos’un öldüğü yerde Antinoupolis diye bir kent bile kurdurdu. Onu tanrı ilan ederek heykelini diktirdi, adına tapınaklar yaptırdı ve portresini sikkelere bastırdı. Hadrian’a her fırsatta şakşakçılık yapan, seyahatleri onuruna anıtlar diken, tapınaklar inşa eden, böylece Roma’dan ayrıcalıklar kapmaya çalışan çeşitli kentlerin soyluları da bu fırsatı kaçırmayıp Antinoos’un heykellerini diktirip adını sağa sola verdiler. Bunlardan biri de Perge’dir. Perge kazıları sırasında 1992 yılında bir dükkânda bulunan Antinoos büstü Antalya Müzesi’nde sergileniyor. Müze çok sayıda Hadrian heykeli de sahip.
6
TROYA’NIN BABASI PRİAMOS
Anadolu’nun en acı, trajik öykülerinden biri durur Antalya Müzesi’nin duvarında. Homeros anlatır bu hikâyeyi. Azra Erhat’a göre, “Anadolu’nun ilk ulusal kahramanı” olan Hektor’u öldüren Achilleus, cesedini arabasının arkasına bağlayarak Troya surları etrafında 7 kez dolaştırır. Ölüsünü de geri vermez. Troia Kralı Priamos, oğlunun cenazesini almak için Achilleus’un çadırına gider. “Oğullarımdan şehri ve halkı koruyacak yalnız Hektor’um kalmıştı. Ölüsünü olsun almak için geldim Akha gemilerinin yanına. Tanrılara saygı göster ve babanı düşünerek bana acı” diye yalvarır. Önünde diz çöker, elini öper Achilleus’un. Acıdır. Üstüne bir dolu yazı yazılmış, şiirler söylenmiş, sanatın her dalında işlenmiş bir acı.
AUGUSTUS’UN GENÇ TORUNU
Roma İmparatoru Augustus’un 24 yaşında ölen torunu Gaius Caesar da Antalya Müzesi’nde yaşıyor. Veliaht Gaius Caesar, Finike’deki Limyra’ya geldiğinde son derece bitkindi. 5 ay önce Ermenistan’da aldığı ve başta pek ciddi görünmeyen yara onu ölümün eşiğine getirmişti. Zihinsel dengesi tamamen bozulmuş, vahşi bir umutsuzluk ve korku nöbeti içinde kıvranıyordu. Augustus, onu İtalya’ya dönmeye ikna etmek için elinden geleni yaptı. Boşunaydı. Genç Gaius, MS 21 Şubat 4’te Limyra’da öldü. Cenazesi Roma’ya götürüldü. Veliahdın kentlerinde ölümünü fırsat bilen Limyra soyluları da, simgesel bir mezar (kenotaph) dikti. Roma’daki Ara Pacis Sunağı’yla yarışacak cinsteki bu frizlerden birinde görülen figürün Gaius Caesar olduğu düşünülüyor.
‘YÜZÜ OLMAYAN KOCA’ LAHDİ
Tam adıyla söylersek, Aurelia Botiane Demetria Lahdi… Perge’de 1997 yılında kaçakçılar tarafından satılmaya çalışılırken son anda tespit edilen lahit, kapağındaki yarım kalmış erkek yüzüyle dikkat çekiyor. Lahdin sahibi kadının, uzun yüzdeki yazıtta, “Ben Aurelia Botiane Demetria. Bu lahdi kendim için yaptırdım. Oraya sadece kendi cesedimin gömülmesini ve ölümümün hemen akabinde lahdin varislerim tarafından demir ve kurşunla kapatılmasını istiyorum” diye konuşması, servet ve güç sahibi bir kadın figürünü dünden bugüne taşıyor. Yan yüzünde Aurelius Demetrius, Aurelius Eutykhes ve Aurelia Theodora gibi isimlerin yer aldığı lahde, Hıristiyanlık döneminde ise ‘hububat deposu yöneticisi’ ibaresi eklenmiş. Yani lahit daha sonra da başka gömüler için kullanılmış. Lahdin ön yüzünde sütunlar içerisinde giyimli kadın, yaşlı adam ve genç erkek figürleri; arka yüzünde ise Troya Savaşı’ndan sahneler görülüyor.
MANAVGAT’IN YEDİ BİLGELERİ
Manavgat’taki Lyrbe antik kentinde, kütüphane diye tanımlanan yapının zemininde bulunup Antalya Müzesi’ne getirilen ‘Yedi Bilgeler Mozaiği’, az bilinen eserlerden biri. Aslında ismi çok da doğru değil. Çünkü mozaikte ‘Yedi Bilgeler’den sadece Solon var. Mozaik ortasında üç figürün bulunduğu ana sahne ve etrafında yer alan toplam on altı panodan oluşuyor. Ana sahnenin büyük bölümü zarar görmüş olmasına rağmen, üst kısmında yazan isimler yardımıyla, İlyada ve Odysseia destanlarından iki figür olduğunu anlıyoruz. Figürlerin ortasında ise Homeros yer alıyor. Bu ana sahnenin etrafındaki 16 panoda yer alan isimlerden sadece 10 tanesi görülebiliyor. Bunları 1 epik şair (Hesiodos), 5 filozof (Pherekydes, Pythagoras, Anaksagoras, Herakleitos ve Diogenes), 3 tarihçi (Thukydides, Herodotos ve Ksenephon), 1 hatip (Demosthenes), 1 devlet adamı (Solon) ve 1 kanun koyucu (Lykourgos) diye sıralayalım. Mozaik hem en geniş ünlüler geçidini barındırması, hem de Homeros’lu ana sahnesi ile benzersiz durumda. Ayrıca yaklaşık 2 bin yıl önce Manavgat’ın Bucakşeyhler köyünde anıtsal bir kütüphane ve bu kütüphanenin zemininde de Homeros’tan Herodot’a, Hesiodos’tan Solon’a kadar 17 ismin işlendiği bir mozaik bulunması, üstünde yaşadığımız toprakların kültürel zenginliğine, parlak geçmişine, devasa birikimine ve umut barındıran geleceğine büyük bir kanıt.
KAMOAS AİLESİNİ TANIYALIM
Antalya Arkeoloji Müzesi’nin bahçesinde duran lahit, bize yaklaşık 1800 yıl önce Konyaaltı’nda yaşamış toprak zengini bir ailenin hikayesini anlatıyor. Yani taş bizimle konuşuyor. Hisarçandır bölgesinde bulunup müzeye getirilen bu lahdi yaptıran Marcus Aurelius Kamoas ve ailesi, belli ki Antalya’nın yerlisi. Sonradan Roma vatandaşı olduklarını Kamoas’ın ikinci ismi Aurelius’tan anlıyoruz. Eşinin adı Aureila Orematis, kızının adı Aurelia Tyida, annesinin adı Aurelia Nagis ve ağabeyinin adı da Aurelius Kougas… Babası Moles, dedesi ise Kougas. Mezarın üstünde, dede Kougas hariç bütün aile fertlerinin yan yana büstü var. Adeta bir aile fotoğrafı… Kamoas’ın kızı Aurelia Tyida’nın kucağında bir çocuk duruyor. Bu bebek muhtemelen torun.