“Yarınlar İnadına Bizim Olacak!”

Diskografisinde “Yrınlar Bizim”, “İlk Öğretmen”, “Baharım Sensin”, “Türkiye’min Kızları” gibi çok sayıda başarılı eser bulunan Ali Rıza Binboğa, 18. sayımızın konuğu oldu. Editörümüz tarafından gerçekleştirilen söyleşiye ülkenin 70’li yılları, sanatçının müzikal yolculuğu ve telif hakları meselesi damgasını vurdu.

AntSanat’a hoş geldiniz. Dilerseniz başlangıçta geçmişe dönelim. 1971 yılında ilk teklinizi çıkarıyorsunuz; ama asıl Ali Rıza Binboğa efsanesinin başlangıcı “Yarınlar Bizim.”

 ‘Yarın’ diye yayınlanmıştı rumuz da ‘Yarın’ idi biz ‘Yarınlar Bizim’ anlamındaki iddialı bir şey ile yarışmaya girmek istemedim, o yüzden ‘Yarın’ oldu fakat yarışınca televizyona çıktıktan sonra ertesi gün sokaklar ‘Yarınlar Bizim’ dedi. Yani halk adını koydu.

O yılın en çok dinlenen şarkısı, İlginç olan dönemin muhalif rüzgârlarının estiği bir dönemde protest sınırlarının biraz dışında, düzeyli bir popüler müzik örneği var karşımızda. Bu bağlamda, “Hayat Bayram Olsa” ile karşılaştırılabilir. Şarkının ilk Eurovision maceramızda halk jürisi ödülü aldığı ama seçici kurul tarafından benimsenmediğini görüyoruz.

Bu yıl benim sanatta 50. yılım. Kendi otobiyografimi yazdım, ekim ayının ilk haftasında çıkacak. İsmi de “Ali Rıza Binboğa: Yarınlar Bizim.” Orada belgeleriyle anlatıyorum. Protest veya popüler ifadelerini kullandınız; ama ben yaşanmışlığımı yazdım. “Yarınlar Bizim”, 1971 yılı 12 Mart’ının üniversite gençliğinin üzerine koyduğu hegemonyaya karşı bir direniş şarkısıydı. Onu yazdığım gün İstanbul Teknik Üniversite Elektrik Fakültesi’nin en zor ve en önemli derslerinden birisi olan ‘Anten’in sınavı vardı. Çok zor bir dersti ve sınavda başarılı olursam üçüncü sınıftan kazasız belasız geçecektim. Kapıda bizi toplum polisi çevirdi. Fakülteye giremedik, elimizden pasolarımızı aldılar. “Amirim içeride sınavımız var, lütfen kaçırmayalım” desek de çok kötü bir muameleyle karşılaştık. Ben de gittim, Fakültenin piyanosunda, sanki bana birisi dikte ettirmiş gibi, “Bugün benim özgürlüğümü ortadan kaldıranlar gün olur da özgürlüğün en büyük nimet olduğunu anlarsa o gün yarındır ve o yarınlar bizimdir” diyerek o besteyi yaptım.  

Gerçekten de döneminin en büyük hiti; bir fenomen. Hababam Sınıfı filmlerine dahi konu olmuş.

Şarkı çıktığında sözleri ve içeriğiyle 21 yaşındaki bir delikanlının yazdığı eser bir anda herkesi şok etti. Aklınıza gelebilecek sağdan-soldan bütün köşe yazarlarının konusu aylarca “Yarınlar Bizim” oldu. Dönemin CHP’si hemencecik aldı, bütün teşkilatına dağıttı. Telif haklarının ne olduğunu bilmiyorduk tabii o zamanlarda. Turan Fevzioğlu anlattı sonraki günlerde bana, “Ya Ali Rıza, biz seçime giderken heyecan ararız; ama senin bu şarkı öyle bir dalga yarattı ki inan ki partiye %10 oy getirmiştir.” demişti.

Eurovision macerasına gelelim.

O dönemde Yüksek Mühendis idim, bir arkadaşım aradı, “Üniversitede iken sen bir şarkı yazdın, koridorda söyletiyordun bize de… Bir yarışma varmış, göndersene” dedi.  1975 Eurovision’undan söz ediyor.  “Tamam göndereyim, ama süremiz çok azalmış, iki gün kalmış.” Dostlar Tiyatrosu’ndan Arif Erkin hocama konuyu açtım. “Sen eve gel, ben Deniz’i arayayım” dedi. Deniz de tiyatrodan bizim piyanistimiz. Orada oturduk, şarkı hazırdı zaten. Hemen armonilerini çıkardık; ama kaydetmemiz lazım. Apar topar bir kayıt aldık, ama Ankara’ya yetişemeyecektik. Birdenbire kapıdan içeri Şerif Yüzbaşıoğlu girdi, “Ne yapıyorsun burada?” dedi. Beni tanıyordu, kitapta çok detaylı göreceksiniz. Türkiye’ye gelmiş en özgün müzik adamlarından olduğumu söylerdi. Yardım etti, yetiştirdik ve şarkı ilk etapta seçilen eserlerden oldu. Finale kaldık, orada öyle bir şov yaptım ki Türkiye sadece benden söz etti. Halk jürisi de şöyle oldu: Mesela adam diyor ki, “Yarınlar Bizim”e oyumu gönderiyorum.” TRT benim oylarımı azaltmak için “Yarınlar” olacaktı diyerek geçersiz kılıyor. Buna rağmen kabul edilen %36,8 oy bana gelmiş, jüri ise 0 puanı uygun görmüş. Bir tek Ayhan Önay diye bir televizyon prodüktörü, “Böyle bir vicdansızlık yapmayın, ayıptır.” diye itiraz etmiş.

O yıl “Seninle Bir Dakika”, kura sonucu Eurovision finallerine katılmaya hak kazanmıştı. Fena bir parça değildi kanımca; ama bugünden baktığımızda hiçbirinin Yarınlar Bizim kadar etkileyici üretimler olmadığı ortada. Şarkınız, “70’ler ruhu” denilince aklımıza gelen üç beş eserden biri…

O dönemde halk da çok enteresan; şarkıyı hep bir ağızdan ezbere söylüyor. Hafif Müzik dünyasındaki klasikleşmiş ender eserlerden biri “Yarınlar Bizimdir.” Neden böyle düşünüyorum? Mesela benim “İlk Öğretmen” şarkım da söylenen ve söyletilen bir eser; ama onu aşamıyor. “Baharım Sensin”, son zamanlarda İsviçre’den bilmem nereye kadar bir sürü grup tarafından söylendi; ama “Yarınlar Bizim” bambaşka…    

İlgimi çeken, halk müziği ile dönemin popunu o yıllarda çok iyi harmanlamış olmanız. Bunun pek örneği yok. Sonraki dönemde halk ezgilerine, deyişlere daha fazla yaslandınız.  “ Yürüyorum Dikenlerin Üstünde”yi dahi söylemişliğiniz var. Ama benim favorim, çok az erkek vokalin arltından başarıyla kalkacağı “Leş Bir Yana Baş Bir Yana.”

Yüksek baritonun tenora evrilişi… Beni yıllarca dünyanın en büyük şan hocalarından Saadet İkesus Altan’ın önderliğinde yüksek bariton olarak yetiştirdiler. Üiversitedeyken Saadet Hoca’nın öğrencisiydim. Gerçekten de çok zor bir parça. Zaten Esin Engin, ilk dinlediğinde, “Yahu bizi şarkıcılığımızdan utandırma. Böyle bir vokal olamaz. Deli misin sen?” demişti. (Gülüşmeler)

Ben halk müziği geleneğinden geliyorum. Beni aslında şöyle yorumlayacaksınız: Klasik müzik eğitimi aldım. Oradan Gazi Eğitim MüziK Bölümü’ne geçecektim. Eduard Zuckmayer’in öğrencisiydim ve Nurhan Büyükgönen tarafından yetiştirildim. Madame Burke ve Madame Frank benim Alman hocalarım. Benim çok önemli bir piyanist olacağımı düşünüyorlardı. Ama kendi müzik geleneğimden hiçbir zaman kopmadım.

Artık 2025 yılındayız. Ülkenin genel durumuna baktığınızda, halen ilk günkü coşkuyla, “Yarınlar Bizim” diyebiliyor musunuz?

Yarınlar bizim. Çünkü bütün olumsuzluklara rağmen hala direnen, hala bir şeyler doğru olsun diye çalışan, hala bunun için bedel ödeyen insanlar var. Bakın, “Yarınlar Bizim” vatandaşlar tarafından o kadar benimsenmiş ve kabullenilmiş ki benimle sokakta karşılaşanlar “Bir türlü yarınlar bizim olmadı” diye sitem ediyorlar. Bunun üzerine bir başka eser yaptım: “Sorma.” “Bunca seneler geçti, bu yarınlar ne zaman bizim olacak diye sorma. / Yarınlar emek ister, yarınlar yürek ister, yarınlar barış ister, yarınlar birlik ister. / Sen şöyle bir bak. Hangisinde sen varsın? / Emek mi, yürek mi, barış mı?” Sen yarınlar için emek üreteceksin, barış içinde olacaksın, birlik içinde olacaksın. Yarınlar bizim olmadı kolaycılığına kaçan insanlara sormalı: “Geriye dön bakalım, bu dediklerimin içinde var mısın? Sen bunun için nasıl bir çaba sarf ettin. Biz gayret etmediğimiz sürece yarınları altın tepside sunmazlar. Zaten yarınlar bizimin çıkışı ve felsefesi de o. Mücadeleyi bırakma kardeşim. Sen bunu bırakmadığın sürece “ağlamak yok, gülmek var, düşmanlık yok, dostluk var.”

Biraz da MESAM (Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği) konusuna girelim. Telif hakları için mücadele eden başlıca sanatçılardandınız. Yönetimlerde bulundunuz.

Ömrümün çeyrek asrına yakınını Türkiye’de fikri mülkiyet içinde harcamış bir insanım. MESAM ve fikri mülkiyetle ilgili her şeyin neferiyim ben. Burada mütevazı olmayacağım. İki tane yasanın bütün oluşumunda başından sonuna kadar yer aldım. Ve kendi meslek birliğimi dünya çapındaki bir örgüt haline getirdim. Verilmeyen hakları alabilmek için egemen güçlere karşı büyük bir savaşın içinde oldum. Öyle bir savaşın içinde oldum ki televizyonlar beni yasakladı. Türkiye’nin en popüler sanatçısıyken beni yok farz ettiler. Ama ben o televizyonların çoğunu mahkemelere çağırıp telifimizi ödememelerine ilişkin tespitler yaptım. Bugün sanatçı arkadaşlarımız hiç kusura bakmasınlar, Türkiye’de şu anda telif hakkı başarılmış vaziyette. Milyonlarca lira telif kazanan arkadaşlarımız var. Yeter ki üretsinler. Ve artık yaşamlarını sadece teliflerle geçiren insanlar var. Eskiden alabiliyor muyduk o paraları? Senden izin almadan hiç kimse senin şarkının kılına dokunamaz, dedik. İşte bu teliftir. İşte bu senin hakkını alışındır. Bunu onur sayarım.

Çok teşekkür ederiz. Yılın belli dönemlerinde Antalya’da bulunacağınızı öğrendik. Yeni etkinliklerde sizleri de aramızda görmek dileğiyle…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir