Antalya Bir Sanat Kenti Olabilmenin (Sizce) Neresinde? (Mustafa Fadıl Sözen)
Konuya giriş yapmadan önce kısa bir girizgâh yapmak istiyorum. İlki, ismimim başında akademik bir unvanım yazılı olması, dolayısıyla bu konuda açıklayıcı bilgi vermeyi gerekli buluyorum. Akademik alanım kent sosyolojisi ya da buna yakın bilim dalları değil, peki niye konuşmacı olarak çağrılmamım yanıtı bu şehirde otuz yıla yakın sanat eğitimi veren birisi olmam. Kuşkusuz ki konuşma içeriğim çok da öznel olmayacak, biraz sonra sunacağım ve iddia edeceğim görüşlerimi bir temele dayandırıyorum.
Sosyolojik düşünce tarihinde önemli bir yer tutan Chicago Ekolü, kentsel sosyoloji alanında öncü bir role sahiptir. Mantıksal pozitivizm anlayışına dayanan ekol sosyal, kültürel ve ekonomik dinamikleri anlamak adına çevresel faktörlerin ve toplumsal etkileşimlerin önemine vurgu yapar. Bir başka deyişle kentle ilgili çalışmalarda konu hangi alanı içerirse içersin bir şekilde Chiago anlayışı/ekolüne atıf yapılır. Kısacası sunacağım görüş ve iddialarda bu ekolün izleri var.
Açıklamam gereken ikinci konu ise burada kullandığım kent kavramı. Kent ve şehir kavramları TDK’ye göre aynı anlamları içerir. Ben ise birçok sosyolog gibi bunun tam da böyle olmadığını düşünüyorum. Şehir kavramı, coğrafi bakımından doğal olarak kurulup süreç içinde gelişen yerleşim birimini tanımlarken, kent kavramının ise doğal süreçlerin dışında bir karar mekanizması neticesinde inşa edilip, geliştirilen yerleşim birimi olarak tanımlanır. Türkiye’den buna bir örnek verirsek İstanbul’u şehir, Ankara’yı kent kavramı ile tanımlamanın daha doğru bir kavramsallaştırma olduğunu düşünüyorum (1).
“Sanat Kenti Olma” Tanımlamasına/Niteliğine Yakından Bakmak
Bir kentin “sanat kenti” olması, o yerin sanatı üretme, sergileme, destekleme ve sanat aracılığıyla toplumsal, kültürel ve ekonomik değerler yaratma konusunda “merkez” hâline gelmesi anlamına gelir. Bir kentin “sanat kenti” olarak anılabilmesi için birçok faktörün bir araya gelmesi gerekir. Eş deyişle; sanat olgusunun kentin dokusuna entegre olduğu bir ekosistemin varlığı ön koşul gibidir. Ekosistem çok boyutlu çok değişkenli bir yapılanmayı gerekli kılar. Birbirine bağımlı altı boyut bize bu konuda yeteri kadar bilgi vermektedir.
Birbirine bağımlı bu altı boyutu şu şekilde açımlamak mümkün: Bir kentteki;
- Sanatsal üretim ve çeşitliliğin varlığı: Kentte resim, heykel, müzik, tiyatro, dans, edebiyat, sinema gibi sanat farklı dallarında düzenli ve sürekli üretim olmalıdır;
- Sanat üretimi için uygun mekanlar: Müzeler, galeriler, tiyatrolar, konser salonları, atölyeler, kültür merkezleri gibi sanatın sergilendiği ve üretildiği alanların varlığı. Bu mekânlar hem profesyonel hem de amatör sanatçılara açık olma düzeyi;
- Sanat etkinliklerinin aktif varlığı: Festivaller, konserler, sergiler bienaller gibi büyük ölçekli sanat etkinliklerin düzenli yapılması. Bu etkinliklerde yerel sanatçıların yanı sıra ulusal ve uluslararası sanatçıların da katılımındaki sayısal çokluklar;
- Etkinliklere katılımın toplumsal boyutu ve sanat eğitimin toplumsallığı: Kentte sanatsal etkinliklerin herkes için ulaşılabilir hâle gelmesi. Toplumun farklı kesimlerinin (çocuklar, gençler, yaşlılar, vb) sanata katılımı teşvik edilmesi;
- Kültürel kimlik ve yaratıcılık: Kentin kültürel kimliğinde sanat olgusunun önemli bir yer tutması. Bu olgunun kentin karakterini ve vizyonunu yansıtması.
- Uluslararası tanınırlık: Sanat kenti olarak anılma ve bunun zamanla uluslararası düzeyde bilinir hâle gelmesi (örneğin: Paris, Milano vd.).
Özet olarak; bir kentin sanat kenti olabilmesi demek, sanatın hem üretim hem de tüketim açısından kentin her köşesine işlemiş olmasıdır. Bir başka deyişle, kent kimliğinin ve yaşamının ayrılmaz bir parçası haline gelmesi demektir (2).
Antalya Bir Sanat Kenti Olabilir mi?
Bu sorunun yanıtını kolayca hemen verebilmek mümkün değil. Çünkü hem tarihsel hem de güncel verilerle değerlendirdiğinde doğal güzellikler ve mevcut etkinliklerin öne çıkmasına karşın bilinçli bir kültür politikasının olmadığını, yatırım ve toplumsal katılım düzeyinin düşük olduğu görülmektedir.
Antalya’nın sanat kenti olma potansiyelini destekleyen unsurlarını şu şekilde özetleyebiliriz: Zengin kültürel mirasın varlığı, uluslararası festivaller, dinamik bir toplumsal yapı, turizmle gelen çok kültürlü etkileşimin yarattığı imkanlar. Sözgelimi, Aspendos, Perge, Termessos gibi antik kentler hem tarih hem estetik açısından çok değerli varlıklar; bunlar sanatsal etkinlikler için sahne işleviyle kullanılabilirler. Türkiye’nin en köklü film festivallerinden biri olan Antalya Altın Portakal Film Festivali oldukça değerli bir etkinlik. Benzer şekilde Uluslararası Antalya Piyano Festivali, dünya çapında piyano sanatçılarının katıldığı prestijli bir etkinlik. Duyarlı ve toplumsal tepki gösteren bir entelektüel kitlenin varlığı da oldukça önemli; Kent Konseyi gibi sivil toplum kuruluşlarının yanı sıra Ansan, Anfod ve benzeri sanatsal etkinlik üreten kuruluşlar kentin sanatsal portföyüne küçümsenmeyecek zenginlikler getirmektedirler.
Görüşüme Göre Sanat Kenti Olabilme Niteliğini Kazanma
Antalya’nın sanat kenti niteliğini kazanabilmesi için tarihsel ve kültürel zenginlikler elbette çok önemli ama bunlar temel dinamiği oluşturmaz. Bir kentin sanat kenti olma niteliğini iki ana eksen belirler. Benim değerlendirme modelim de bu iki eksen üzerine kurulu. Birinci eksen; kentin (Antalya’nın) demografik yapısı, ikinci eksen ise kent ekonomisinin niteliğidir.
Sanat kenti bağlamında demografik yapıyı belirleyen iki alt değişken vardır: İlki, ötekiyle uzun süreli birlikte yaşamanın, bir anlamda ortaklaşmanın getirdiği simbiyotik kültürel doku; ikincisi ise yavaş ve uzun süreli nüfus mobilitesinin olmazsa olmaz varlığı.
Ötekiyle yaşamak demek, yoğun ölçekli olarak farklı dinsel ve etnik kimlikli gruplarla uzun süreli bir arada yaşama kültürünü içselleştirme anlamına gelir. Peki bu neden önemlidir sorusunun yanıtı nüfus yoğunluğunun tek başına kültürü dönüştürme gücünün olmamasında yatar. Kültürel değişim, tanıdık üyeler arasında yaşamak yerine farklı kültür öbekleriyle yaşamayı zorunlu kılan bir toplumsal yapıyla ancak mümkün olmaktadır.
Yavaş ve uzun süreli nüfus mobilitesi ise kentin tüm toplum öbekleri için geçerli olan iç ve dış göçün varlığıdır. Bu yavaş göç akımı kültürel dokunun yenilenmesini/dönüşmesini sağlar. Dıştan gelenlerin getirdiği yenliklerin bazıları benimsenerek içselleştirilmesi toplumsal gelişim için hayati değerde bir süreçtir. Bu perspektiften Antalya’ya bakıldığında, Türkiye’de oransal olarak en fazla nüfus artışı yaşanan illerin başında geldiğini görmek mümkün. Hızlı iç göç trendi gittikçe yükselen şekilde kesintisiz devam etmekte; dolayısıyla hızlı iç göç kentin dinamiğini olumsuz etkilemektedir. Kente daha çok 25-29 yaş grubuna ait bireylerin gelmesi göçün -daha çok- iş bulma ile ilgili olduğunun bize göstermektedir.
Göçün olumsuz yönünün başında, kente gelenlerin diğer illere göre gelenlerden daha düşük bir eğitim düzeyine sahip olmasıdır. Göç edenlerin sosyo-ekonomik seviyesindeki düşüklük doğaldır ki birçok problemi beraberinde getirmektedir (3).
Nüfus mobilitesinin bu kadar yüksek olması Antalya’nın en dezavantajlı yönünü oluşturmaktadır. Olması gereken ise yavaş ve uzun süreli nüfus mobilitesi eşliğinde kente gelenlerin taşıdığı kültürün kentin yerleşik nüfusu tarafından absorbe edilmesidir (4).
Sanat kenti olabilmede ikinci ana ekseni kentin ekonomik dinamiğinin ne olduğu oluşturur. Çünkü kent ekonomisinin ağırlıklı olarak hangi sektör üzerine kurulmuş olduğu -belirleyici olmasa da- oldukça önem taşır. Kent ekonomisinin ağırlığ tarım mı, sanayi mi veya hizmet sektörünün mü oluşturduğu bir anlamda bize sosyo-ekonomik ve kültürel yapılanmanın kentte yarattığı etkimelerin neler olabileceğini gösterir. Sözgelimi, sanayiye dayalı kentlerde, bireyleşme, iş bölümü ve uzmanlaşmanın artması, üretim ve tüketim faaliyetlerinde çeşitlenme ve farklılaşma gibi öğeler pek çok toplumsal olguyla yakından ilintilidir.
Antalya’nın sektörel olarak ana dinamiği için şunları söyleyebiliriz: 2025 yılı itibariyle Antalya ekonomik gücünü turizm ve tarım olmak üzere iki ana sektörden almaktadır. Coğrafi özellikler ve iklim koşullarından dolayı bu sektör ön plana çıkmaktadır. Genel tabloya bakıldığında ise 2025 yılında Antalya’nın ekonomik rotasında turizm sektörünün döviz girdisi ve istihdam bakımından öncü olduğu görülmektedir.
Az önce belirttiğimiz gibi sektörel bu dağılım bizim açımızdan önemli. Bir kentte kitlesel üretim yapılması -manüfaktür dönemden sanayileşmeye kadar- bilgi ve rekabet temeline dayanan bir yapılanmayı gerekli kılar. Bunun asal olan yönü ise yenilikler dünyasının vazgeçilmez öğe olmasıdır.
Kitlesel üretim yapmaya dayanan kent ekonomileri, gelirlerini bilgi ve beceri, yenilikçi fikir ve teknolojilerinden kazanır; dolayısıyla açık fikirli ve farklılıklara karşı hoşgörülüdürler. Temel ekonomik yönü tarıma dayalı kentlerde ise kırsal kültür egemendir. Bu, temelde gelir kaynağı olarak toprağı işlemek ve kontrol etmeye dayanan bir düşünce sistematiğini oluşturur. Eş deyişle tarım ekonomisine dayalı kentlerde ise geleneksel düşünce biçimi egemendir, yenilik yaratımı ise ikincil plandadır.
Bu iki eksen perspektifinden bakıldığında Antalya’nın sanat kenti olma niteliğine bürünmesi kolayca elde edilebilecek bir kazanım gibi gözükmemektedir. Ama bunu başarmak, nesnel koşulların elverişsizliğini bilinçli bir çabayla aşmak zorundadır. Bunun nasıl olacağına dair öznel görüşlerim bir başka sunumun konusu olacaktır.
Sonuç olarak diyebilirim ki böylesine yoğun göç alan bir kentte sanatsal mekânlar ve etkinlikler kentte yaşayanların sanat aracılığıyla birbirleriyle iletişim/etkileşim kurma potansiyelini güçlendirmekte, onları birbirine bağlayacak ihtimalleri oluşturmaktadır. Antalya bunu başarmadığında hak ettiği düzeyin çok altına düşerek sıradan bir kent olma durumunda kalacaktır.
(1) Sosyolog Max Weber şehir-kent ayrımını farklı bir perspektiften yapar. Weber’e göre kentin ayırt edici özelliği bir yerleşim biriminin -daha çok- burjuvazi tarafından adım adım geliştirilmiş olmasıdır. Bunların çoğu da sanayi nitelikli yerleşim birimleridir. Dolayısıyla Weber, Doğu şehirlerinin bu nitelikleri taşımadığı için kent olarak nitelememektedir.
(2) Türkiye’de “sanat kenti” tanımına en çok yaklaşan kent, sanat üretimi, etkinlikleri, altyapısı, kültürel kimliği ve toplumsal katılım gibi kriterler açısından bakıldığında İstanbul’dur. İkinci olarak da İzmir’i, sayabilmek mümkündür.
(3) TÜİK 2020 verilerine göre nüfusunun %17’sı üniversite mezunu olan Antalya’da nüfusun %71’inin Lise, Ortaokul ve İlkokul mezunu olduğu anlaşılmaktadır. Okuma yazma bilmeyen: % 0.07, Lise altı seviye: % 58.3, Lise ve Dengi Meslek Okulu: 23.3, Yüksek Öğretim: 17’dir.
(4) Antalya Büyükşehir Belediyesinin 2024 yılında düzenlediği iklim krizi çerçevesinde yapılan bilimsel etkinlikte yapılan bir projeksiyona göre 2050 yılında Antalya nüfusu altı milyona yaklaşacaktır. Buradan bakıldığında Antalya’nın sanat kenti olmasına en büyük engelin bu hızlı iç göç varlığının olacağını söylemek abartı olmaz sanırım.
“Rota: Sanat Şehri Antalya” Çalıştayı (Leyla İrken)
Öncelikle burada buluşmamızı sağlayan Muratpaşa Belediyesi ve belediyenin girişimiyle sanatseverlerle buluşan, benim de gönüllü yazılarıma yer veren şehrin tek sanat dergisi Ant Sanat ve tüm ekibe ve bu panel için bizleri konuk eden AKMED Yönetimine teşekkür etmek isterim. Selahattin Tonguç gibi bu şehrin önemli bir değeri anısına düzenlenen bu panelde konuk olmaktan onur duyuyorum.
Sevgili dostlar, değerli kurum temsilcileri, sanat insanları ve kent gönüllüleri,
Bugün burada, Antalya Kent Konseyi 21. Yüzyıl Çalıştayları kapsamında birlikte yürüdüğümüz uzun bir sürecin ardından, burada konuk olan bir çok isimle birlikte aynı masada paylaştığımız fikirlerin, tartışmaların, gözlemlerin nasıl bir sonuca dönüştürme planını paylaşmak için buradayım
“Rota: Sanat Şehri Antalya” başlıklı bu çalıştay, aslında Antalya’da sanatın geleceğine dair atılmış somut adımlardan biri oldu.
Bugün bu adımın planını izlediği izleyeceği adımları paylaşırken hepimizin katkısını görünür kılmak istiyorum.
Sürecin Başlangıcı
2025 başı itibarı ile, Antalya Kent Konseyi bünyesindeki çalışma gruplarının katılması ve organizasyonu ile başlatılan , “21. Yüzyılda Antalya Çalıştayları” dizisinin heyecan verici duraklarından biri, kültür ve sanata ayrılmış olan bu oturumdu.
Amacımız, tüm ilgili çevrelerde konuşulan, konuştuğumuz “Antalya bir sanat şehri midir?” sorusuna tek taraflı değil, ortak akılla, gerçekçi bir yanıt verebilmekti.
Bu kapsamda; belediyelerden, üniversitelerden, sanat kurumlarından, STK’lardan, özel sektörden ve bağımsız sanatçılardan oluşan tam 39 kurum/kuruluş temsilcisi ve 77 katılımcı ile bir araya geldik.
Bu sayı, sadece bir katılım tablosu değil;
Antalya’da sanatın artık birkaç kişinin, bir kurumun, bir belediyenin değil, bir topluluğun meselesi haline geldiğinin göstergesiydi.
Ve bugün, bu değerli topluluğun önünde durup,
“Bu sürecin sonunda ne gördük, ne öğrendik?” diye konuşuyor olmak büyük bir mutluluk.
Çalıştayın Amacı ve Kapsamı
“Rota: Sanat Şehri Antalya” sadece bir panel başlığı değil, bir durum tespiti ve yön belirleme çalışmasıydı.
Kentte sanatın mevcut durumunu anlamak, güçlü ve zayıf yönleri, tehdit ve fırsatları ortaya koymak, geleceğe yönelik kısa, orta ve uzun vadeli planları oluşturmak istedik.
Bunun için farklı disiplinlerden gelen sanatçılar, akademisyenler, kültür/sanat kurumları yöneticileri ile oturduk, konuştuk, yazdık, tartıştık.
Sonunda elimizde, Antalya’nın kültür–sanat politikası için gerçekçi, uygulanabilir ve sürdürülebilir, tabii ki hep birlikte gözden geçirdiğimiz, bir yol haritası oluştu.
Aşağıda sonuçlarını paylaştığım SWOT (Güçlü/Zayıf yönler, fırsatlar, tehditler analizi) analizini gerçekleştirdiğimiz, ortak çalışmalar sonucu; tüm değerli katılımcılar, sanatta farklı disiplinlerden de olsa 16.4.25 de gerçekleşen panel için, ortak bir amaca (Şehrin Sanat Politikası) yönelik, görev dağılımı yaptılar, hepimizin amaçladığı hedefe doğru aşağıda belirtilen başlıklarda tüm çalışma grubunu temsil edecek şekilde ortak bulgu ve önerileri paylaştılar. Kendilerine, ortaya koyduğumuz ekip çalışmasına verdikleri katkı için tekrar çok teşekkür ederim.
SWOT Bulguları
Yapılan SWOT analizinde;
Güçlü yönler: Antalya’nın coğrafi çekiciliği, kültürel mirası, sanat kurumlarının çeşitliliği, yüksek turizm trafiği.
Zayıf yönler: Kurumlar arası iletişim eksikliği, koordinasyonsuzluk, finansman zorlukları.
Fırsatlar: Uluslararası tanınırlık, dijitalleşme, mevsimsel çeşitlilik (benzer iklimlerdeki başarılı örnekler incelenmeli), genç sanatçı potansiyeli.
Tehditler: Plansız kentleşme, hızlı göç, kültürel alanların azlığı, politik dalgalanmalar, coğrafi konumu nedeni ile, çatışmaların, savaşların yaşandığı bölgelere yakınlığı, iklim (yüksek sıcaklıklar)
Bu tablo, hepimize şunu gösterdi:
Evet, Antalya bir sanat şehri olabilir ama doğru bir planlama ve sürekli iş birliği olmadan bu mümkün değil.
Yukarıda bahsi geçen ortak çalışmalar sonrasında,16.4.2025 tarihinde, Antalya Kent Konseyi Toplantı Salonunda, 21. Yüzyıl Çalıştayları kapsamında; aşağıda başlıkları paylşaılan oturumlarla “Rota: Sanat Şehri Antalya” Paneli gerçekleşti.
Oturumlardan Çıkan Başlıklar
İlk oturumda “Antalya bir Sanat Şehri midir?” sorusuna odaklandık.
Belek Üniversitesi’nden Dr. Gizem Candan, Antalya’daki sanat hareketlerini tarihsel bir çizgide anlattı.
Akdeniz Üniversitesi GSF’den Zuhal Başbuğ, üniversitelerin şehirle daha güçlü bağlar kurması gerektiğine dikkat çekti.
AKMED’den Burcu Topkaya Şeneren ise çalışma toplantılarımızda yaptığımız SWOT analizini paylaşarak Antalya sanat ortamının güçlü yanlarını, fırsatlarını ve tehditlerini ortaya koydu.
Bu oturumda hepimizin üzerinde birleştiği temel duygu şuydu:
Antalya’da potansiyel var, ama bu potansiyel koordinasyon ve süreklilik eksikliğinden dolayı görünür değil.
Yani sorun yetenek eksikliği değil, yapısal birlik eksikliği.
İkinci oturumda “Sanat ve Çevre Koordinasyonu”nu tartıştık.
Bilim Üniversitesi’nden Demet Ceylan, sponsorluk modellerinin önemini vurguladı.
Prof. Dr. Tuncay Neyişçi, sanat–şehir ilişkisinde “sahiplenme” kavramını öne çıkardı ve o unutulmaz cümleyi söyledi:
“Şehrini anlamayan, tanımayan; şehirde kiracı olmaktan öteye geçemez.”
Bu söz, çalıştayın belki de en çok yankı uyandıran tespitiydi.
Çünkü Antalya’yı anlamadan, bu kültür hazinesini tanımadan, Antalya’da sanat yapılabilir mi?
KS grubu üyesi Gürsel Kaya, plansız büyümenin sanat ortamlarına verdiği zararı paylaştı;
Heykel sanatçısı Cem Güney Çevikbaş, kamusal alan heykellerinin durumu, koordinasyon ve yönetim eksikliğini dile getirdi ve nitelikli bir Sanat Kurulu oluşturulması gerektiğini vurguladı.
AÜ’den Alev Turkan Özcan ise, iklim değişiklikleriyle bağlantılı olarak Antalya’nın dört mevsime yayılan bir sanat takvimine sahip olabileceğini belirtti.
Bu oturumun genel sonucu şuydu:
Antalya, sanatla çevresini uyumlu hale getirmedikçe sürdürülebilir bir sanat kenti olamaz.
Üçüncü oturum “Antalya Sanat Politikasına Doğru” başlığını taşıyordu.
Burada daha sistematik bir çerçeveye geçtik.
AÜ/Serik Meslek YO Öğr. Gör. Dr. Ebru Dikmen Varol, sanat politikası oluştururken misyon ve vizyonun nasıl tanımlanması gerektiğini paylaştı.
ATSO/AKS Genel Müdürü Aybüke Koçak, kısa vadeli planları;
Doç. Dr. Ekin Kaynak Iltar, orta vadeli hedefleri;
Prof. Dr. Nihan Yağışan ise uzun vadeli önerileri aktardı.
Bu oturumda öne çıkan ortak düşünce şuydu:
Sanat politikası bir belge değil, yaşayan bir süreçtir. Dolayısıyla, kurumlar arası iş birliği ve sürekli diyalog şart.
Çalıştay ve Panel sonrasında, Antalya Knet Konseyi Kültür Sanat Grubu ve Çalıştaya Danışma Grubunu oluşturan, konularının uzmanları ile takibi sağlanması planlanan aşağıdaki kısa-orta-uzun vadeli planlar ortaya kondu.
Kısa, Orta ve Uzun Vadeli Planlar
Kısa vadede (0–1 yıl):
Antalya’nın kültür–sanat haritası çıkarılacak (sayısal veriler için, yerel yönetimlerce kültür sanat eğilimlerinin saptanması için anketler vs. önerileri sunulacak)
Sanat Kurulu’nun kuruluş modeli oluşturulacak,
Kurumlar arası koordinasyon ağı kurulacak.
Orta vadede (1–3 yıl):
Üniversiteler ve yerel yönetimler iş birliklerini artıracak,
Dört mevsime yayılmış kültürel etkinlikler planlanacak,
Genç sanatçılara yönelik destek programları hayata geçirilecek.
Uzun vadede (3 yıl ve sonrası):
Antalya’nın sanat politikası ölçülebilir bir modele kavuşacak,
Sanat ve turizm dengesi yeniden kurulacak,
Antalya, hem ulusal hem uluslararası platformlarda
“Sanat Şehri” kimliğiyle anılacak.
Ortak Değer: Takım Oyunu
Bu süreçte en çok vurgulanan kavram “takım oyunu” oldu.
Çünkü sanat politikası, bir kurumun tek başına kurabileceği bir yapı değildir.
Bu süreç, bir orkestraya benzer;her enstrümanın sesi farklıdır ama uyum sağlanmadıkça müzik ortaya çıkmaz.
Antalya’da da aynı durum geçerli.
Kültür sanat kurumları, üniversiteler, yerel yönetimler, sivil toplum,özel sektör ve bireysel sanatçılar, aynı ritimde buluşmak zorunda.
Bu çalıştay, o ortak ritmi duymaya başladığımız ilk andır aslında.
Bundan Sonra Ne Olacak?
Bundan sonraki süreçte,
çalıştayda ortaya çıkan tüm bulgular bir rapor haline getiriliyor.
Bu rapor, Antalya Kent Konseyi çatısı altında, ilgili kurumlara, yerel yöneticilere ve kültür politikası paydaşlarına sunulacak.
Ayrıca her öneri sadece bir fikir olarak kalmayacak; takip süreciyle, uygulama takvimiyle ve ölçülebilir göstergelerle desteklenecek.
Yani “Rota: Sanat Şehri Antalya” artık bir toplantı değil, bir yolculuk haline geliyor.
Ve biz, o yolculuğun hem tanıkları hem taşıyıcılarıyız.
Kapanış
Değerli Sanat Sostları
bu süreç boyunca paylaştığınız fikirler, eleştiriler, öneriler Antalya’nın sanat geleceği için gerçek bir temel oluşturdu.
Bu temelin en güzel tarafı, hiçbir kurumun, hiçbir kişinin tek başına söz sahibi olmaması; aksine herkesin eşit söz hakkına sahip olmasıydı.
Bugün artık biliyoruz ki,
Antalya’da sanatın sürdürülebilirliği, ancak ortak akıl, ortak irade ve ortak emek ile mümkün.
O yüzden bu çalıştayın bir başlangıç olarak görüyorum.
Birlikte attığımız bu adımlar, Antalya’nın kültür tarihine küçük ama güçlü bir not düşecek.
Katkı veren herkese, bu süreci inançla, sabırla, gönülden destekleyen tüm kurumlara ve kişilere teşekkür ediyorum.
Ve hep birlikte inandığımıza inanıyorum;
Antalya’nın “sanat politikası” konuşulacak değil, uygulanacak.
Rota belli, yola çıktık.
Hepimize hayırlı olsun.