Ödüllü Öykücüler Anlatıyor

10. Antalya Edebiyat Günleri, bu yıl En İyi Öykü Kitabı kategorisinde Cabir Özyıldız’ın “Dünyanın Bütün Karıncaları” ile Özlem Dikeçligil’in “Karanlığın İcadı”nı; En İyi İlk Öykü Kitabı olarak da Ceyhan Usanmaz imzalı “Kâğıttan Kaplan”ı ödüle değer buldu. Moderatörlüğünü editörümüz Tuncer Çetinkaya’nın üstlendiği “Ödül Alanlar Masası” oturumu, okurların öykücülerimizi yakından tanımasına olanak sağladı.

Kitabında, yenilikçi bir bakış açısıyla derlediği ayrıntılarla, okuru sımsıkı kavrayan bir atmosfer kurarak, yankısı uzun süren sarsıcı bir öykü evreni yarattığı için ödüle layık görülen Özlem Dikeçligil, İzmit’te doğduğunu vurgulayarak, çocukluğunun ve ilk gençliğinin bu kentte geçtiğini belirtti: “Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde lisansımı İstanbul Üniversitesi İktisat Tarihi’nde Yüksek Lisansımı yaptım. Daha sonra TRT’de uzun seneler yapım ve yayında çeşitli birimlerde çalıştım.  Edebiyatla ilişkim çok küçük yaşlarda başladı. Geniş kütüphanesi olan bir eve doğdum, bu benim için büyük bir şanstı. Klasiklerden, ansiklopedilere oradan süreli yayınlara uzanan bu zengin ve sürekli genişleyen kütüphane benim gibi okumaya meraklı bir çocuk için hem eğlence hem de kendini inşa için bereketli bir alan sundu.”

“Yazmak Önemli.”

“Okumak ve doğal olarak yazmak hayatımın her döneminde benim için önemli oldu. Okuyup yazmadığım bir dönem hatırlamıyorum. Bu benim hayatımın ayrılmaz bir parçası. Yazma eylemi tabii yaşıma ve o sırada okuduklarıma bağlı olarak zaman içinde değişti. Önceleri günlük, küçük şiirler, kimi öykü, radyo oyun taslakları, kompozisyon denemeleri, blog yazıları şeklindeydi. Sonra giderek onlarda hayatın içinde benim değişimim ve hayattaki duruşumla birlikte değişip bugünkü hallerine taşındılar.

Ancak yazdıklarımı hiçbir yere göndermediğim dolayısıyla yayımlanmadıkları için bir muhatapları yoktu. Yazar sıfatını kazanmam ve aranızda bulunmam Notos Atölye’ye katılmam sayesinde oldu. Atölyeye hazır bir öykü dosyasıyla katıldım ve devam ettiğim süre boyunca o dosyadakileri gönderdim. Böylece hem hocam Semih Gümüş’ün hem de atölye arkadaşlarımın ilk reaksiyonlarını öykülerim okunur okunmaz alma fırsatı buldum. İlk öykü kitabım “Hayalet Bakıcısı” bu sayede atölye bittikten çok kısa bir süre sonra 2023 / Eylül ayında okurla buluştu.”

Şiddet, Yoksulluk ve Gelenek

Ülke coğrafyasından Ortadoğu’ya uzanan bir eksende, şiddet, yoksulluk ve gelenek baskısı altında ezilen insanın trajedisini, kendine özgü, canlı bir üslupla aktarırken, okuru bu alılmama sürecinin etkin bir parçası kıldığı için ödüle değer bulunan Özyıldız, 1978’de Adana’da doğdu. Öyküleri; Parşömen Edebiyat, Oggito, Buluntu Kutusu, İshak Edebiyat, Poesis Edebiyat, Yazı-yorum, Pandedebiyat, Ters Akan Sanat dergilerinin dijital platformlarında ve Sakin Yurt dergisinde yayımlandı. 2023 yılında ilk öykü kitabı Eski Zaman Türküsü yayımlandı.

Editörlükten Öykücülüğe

“Yazma-yazamama meselesini odağına alarak okuru kurmacanın alanına taşıdığı, edebiyatın sınır tanımayan doğasını içeriden bir bakışla gösterebilmeyi başardığı için” ödüle değer bulunan Usanmaz, 1980 Bursa doğumlu. 2001-2010 yılları arasında aylık kitap ve eleştiri dergisi Virgül’ü çıkaran ekip arasında yer aldı. Aynı ekiple, kurucu editörlerinden biri olarak Kanat Kitap’ta çalıştı ve sonrasında çok sayıda yayınevinde farklı görevlerde yer aldı. Birçok yayında ve platformda yeni çıkan kitaplar hakkında yazdı. Bir dönem, aylık edebiyat dergisi SabitFikir’in genel yayın yönetmenliğini üstlendi. Şu sıralar “serbest” editörlük yapıyor. Ayrıca, ApAçık Radyo’daki “Bu Köşe Kitap Köşesi” ve “Dünyanın Cazı” programlarını hazırlayıp sunmaya devam ediyor. Yazar, yazın serüvenini “Küçük yaşlardaki amatör denemeleri saymazsak, aslında yazmaya, başkalarının yazdığı kitaplar hakkında tanıtım/eleştiri yazıları yazarak başladım.” sözleriyle özetledi.

“Özel ve Büyülü Bir Alan”

Cabir Özyıldız’ın ‘Dünyanın Bütün Karıncaları’ ile beraber en iyi öykü kitabı ödülünü paylaşan ‘Karanlığın İcadı’nın 2025’in Eylül ayında İletişim Yayınları’ndan çıktığını hatırlatan Özlem Dikeçligil, ödülün kendisi için anlamını şu sözlerle ifade etti:

“Kitabımın içinde dokuz öykü var. Bu öykülerim vesilesiyle aldığım en iyi öykü kitabı ödülüyle bu masada ve aranızdayım. Antalya Edebiyat günleri kapsamında böyle bir ödüle layık görülmenin ve hiç ummadığınız bir anda bu haberi almanın günlük hayatın karmaşasını, pusunu sıyırıp atan bir heyecanı ve gururu var. Ödüller aynı zamanda sesinizin başkaları tarafından duyulduğunun ve onlarla aynı duygu coğrafyasını paylaştığınızın da bir sembolü. O yüzden yarına dair yazara güç veren bir yanı var. Edebiyat bu bakımdan yazarken yapayalnız olduğunuz ama paylaştığınız anda birdenbire çoğaldığınız özel ve büyülü bir alan.  Bir okur olarak da bir yazar olarak ta bu ayrıcalıklı alanda bir yerim olduğu için kendimi hep şanslı hissettim.”

Her güne bugün hangi tatsız haberlerle karşılaşacağız diye başladığımız bir coğrafyada yazmak bir direniş biçimi, yazarken kurduğunuz kozmos da bir savaş alanı. Yazamaya başladığım andan itibaren kahramanlarım ve onları içine yerleştirdiğim haritalanmış alan benim için bir dönüşüm ve kazı alanı oluyor. Bu tabii aynı zamanda hayatın bütün fay hatları ağının da masanızın altından geçmesi demek. Çünkü aynı zamanda yazı masamız da nihayetinde dünyanın ritmiyle bağlantılı bir adacık. Hele ki benim gibi kendi hayatı üzerinden değil de dışarıdan içeriye doğru yazan bir yazarsanız.”

“İyi Kötüdür, Kötü de İyi.”

“Hikâyelerimdeki kahramanlarımın hepsi önce bir ses veya bir imge olarak kendilerini hissettiriyorlar. Ben günlük hayatın cızırtısı, bulanık görüntüsü arasından o sesleri ve imgeleri seçip bir bakıma onların sesi oluyorum. Hikâyelerimdeki kahramanların çoğu gündelik hayatta kendi dertlerini anlatma fırsatı bulamamış kişiler. Kahramanlarımın hayatın içinde hem iyiyle hem de kötüyle sınanmalarını mükemmellikten mümkün olabildiği kadar uzak durmalarını istiyorum. Bu yüzden Karanlığın icadı Macbeth’den bir epigrafla açılır. “Olmayan bir şey olandan çok sarsıyor beni: tek o kalıyor geride o olmayan şey der Macbeth, cadılardan Cawdor beyi olacağını öğrendikten sonra. Bu Macbeth’ın kendi kendine sayıklamasının bir devamıdır. Öncesinde “Öyle korkunç şeyler geliyor ki aklıma, tüylerim ürperiyor; yüreğim yerinden fırlayıp kaburga kemiklere çarpacak neredeyse! İnsanın düşündükleri gördüklerinden daha korkunç olurmuş meğer” diye kendi kendine sayıklar. Bu düşünme zincirinin bir bakıma insan zihninin röntgenini çektiğini düşünürüm. Özellikle çöküş zamanlarında. Çünkü toplumsal kırılma hatları boydan boya hayatlarımızın içinden geçiyor. Macbeth’i de oyunun başında iyi, sevilen bir insan, bir savaşçı olarak tanırız ama sonradan değişir. Çünkü değişeceği dönüşeceği şartlar oluşur. Bir çözülme gerçekleşir. Bu yüzden öykülerimdeki karakterleri mağdur veya fail olarak ayırmıyorum. Bazen iç içe geçiyorlar. Fail gibi görünen aslında mağdur olabiliyor. Bu soruya gene Shakespeare’den bir alıntıyla noktayı koymak istiyorum: ‘İyi kötüdür, kötü de iyi.’

Ben yazmanın çok güçlü bir direnme biçimi olduğunu düşünüyorum. Özellikle çözülme dönemlerinde hayata tutunmak, o çözülmeden tek parça çıkmak için bu direnişi sürdürmeye ve benimle aynı duygu coğrafyasını paylaşanlarla yazdıklarımı buluşturmaya devam edeceğim.”  

Anlatma İsteği ve Dilin Çağrısı

Aynı soruyu yönelttiğimiz Cabir Özyıldız’ın okuyucularımızla paylaştığı, ödülün kendisi için ne anlam ifade ettiğine ilişkin metninde, özetle şu ifadelere yer verdi:

“Ödüller, yazma amacının kendisi olmasa da yazının, daha geniş bir okur kitlesiyle, daha görünür şekilde buluşmasına fırsat yaratan önemli araçlarıdır. Özellikle yayın imkânları kısıtlı, bilinirlik açısından büyük yayınevleriyle eşit koşullarda mücadele etme şansı olmayan butik yayınevleri ve onların yazarları açısından temsil, erişim gibi olanakları arttırdığı için güçlenme imkânı sunar.

Bunun yanı sıra yalnız bir eylem olan yazma sürecinde yazarın yaşadığı bu yalnızlığın, anlam arayışının, belirsizliğin ve temassızlığın, o an için ortadan kalktığı somut bir an; yazılan metnin bir başkasında (okur ya da jüri) yankı buluşunun tezahürü, duygudaşlığın ve anlaşılmanın en etkili gösterenidir. Bu elbette çok kıymetli bir onaydır. Ancak yine de yazarı, yazma eyleminde asıl tutan, anlatma isteği ve dilin çağrısıdır. Ödüller bu yolda yürürken karşımıza çıkan kutup yıldızı misali yazının okura değdiğini gösteren araçlardan biridir. Bu nedenle de önemi yadsınamaz. Tıpkı okurdan gelen incelikli bir mesaj, bir takdir, bir teşekkür gibi. Böyle anlarda, yazarın yazma süreci boyunca yalnızca kendi içinde taşıdığı emek ve ses başka bir zemin tarafından görünür ve işitilir olur. Bu anlamda iletişimin de en etkili araçlarından biridir.

Son olarak yazar, ‘Edebiyat’ denen bu büyük yolculukta, kendisinden önce bu ödülleri alarak ismi anılan, hayranlık duyduğu, öykündüğü ya da ilham aldığı yazarlarla adının birlikte anılacağı bir ödülü paylaştığında, büyük bir ailenin parçası olduğu hissi perçinlenir.

Bu geniş ailenin bütün emekçileri, yazarından, dizgicisinden, editörüne; yayıncısından, kapak tasarımcısı ve son kertede değerli jüri ve okuruyla böyle güzel, böyle geniş bir ailede var olduğu gerçeği eser sahibini ziyadesiyle onore eder. 

Sonsuz teşekkür ve saygıyla…”

“Antalya’ya Geri Dönüyorum.”             

Ceyhan Usanmaz, Antalya’nın yabancısı olmadığını belirtip, yıllar önce üniversite okumaya geldiğini; ama yarım bıraktığını belirtti:

“Kitaplarla olan ilişkimi profesyonel bir düzeye taşımak istiyorsam, bunu İstanbul’da yapmam gerektiğine inandırmıştım kendimi çünkü. Gerçekten de öyle oldu. Ama şimdi, o kararın dolaylı ‘ürünlerinden’ biri olan ilk öykü kitabıma verilen ödül için Antalya’ya geri dönüyorum. Kendi kuyruğunu ısıran yılan misali bir öykü çıkar mı buradan bilmiyorum (!) ama hayat hikâyemde Antalya, ikinci kez önemli bir noktada duruyor.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir