EDEBİYATIN, EDEBİYATÇININ DEĞİŞEN DÜNYADA YERİ

Edebiyat nereye? Kalkış noktalarına bağlı olarak gideceği yeri kabaca betimleyelim. Öneriler sunalım.

Edebiyat buradan buraya:

Ülkemize. Dilimize. Kendi yerelliğinin, dilinin, toprağının kokusunu duyan edebiyat. Biricikliğindeki evrenselliği. Evindeki evreni. Evrendeki evini.

Dili “teknik” olarak kullanan değil, sözü olan edebiyatçı. Dilin beslediği yaşantıların henüz dillendirilmeyip duyulduğu birikime söz diyorum. Söz dilden fazladır. Hem söylenmiş hem de söylenebilecek olanları kapsar. Edebiyatçının derdini, kaygılarını taşır. “Teknikle” metin yazılmasının yaygınlaştığı, hemen herkesin kendini yazar, şair, öykücü, romancı, denemeci saydığı sıradanlık üretici ortamda, kendi yaşamı, kendi dünyasıyla gelmeli edebiyatçı. Edebiyatın içtenlikle sürdürülen bir yaşam biçimi olması gerekir. Dile karşı sözü olan biri. Söylenmişi “ustaca” harmanlayan, kurnaz söz teknisyenlerine karşı; naif, kendisi olabilen, eskiyip yok olmaya, anlaşılmamaya, gözden çıkarılmaya hazır, cesur yaşayıcılarını arıyor edebiyat.

Edebiyat buradan Şimdi’ye:

Ân yaşanmıyor. Büyük bir zaman kasırgası var. Telâş içinde akıyor zaman. Anımsanan zaman akıp gidiyor. Şimdininse umacak zamanı yok. Beklentilerle yaşanıyor. Edebiyat geçmişe varamıyor, geleceğe ise sığ bakıyor. Şimdinin derinliğine kazılar yapmalı. Şimdiyi geçmişin köklü yaşantılarına, “kök yaşantılarına” (kadim tecrübelerine) kazılar yapacak biçimde derinleşmeli, genişlemeli.

Edebiyat buradan insana:

İnsandaki dehlizleri, güzellikleri, çirkinlikleri, sığlıkları, değişen yüzleri anlamaya, anlatmaya açık olmalı edebiyatçı. Hakça yaşanacak bir dünyanın sorumluluğunu üstlenen cesur bir insan olmalı. Teknolojinin ucuz sözcük cambazlıklarına karşı kendi özgün yaşantılarından yola çıkabilen, edebiyatı kullanan değil, yaşayan edebiyatçıyı bekliyor geleceğin insanı.

Edebiyat buradan dünyaya:

Teknoloji egemen bir dünya. Teknoloji pazar ekonomisini ele geçirmiş, görüntü yoğun, kalıp düşünceler, sığ enformasyon dayatan bir düzenin dünyası. Orada pıtrak gibi açan buyurgan, acımasız, hak hukuk tanımayan yönetimler. Yönettiklerinin beyinlerini ele geçirme yolunda. Özgür, özerk bireyler düzenin oluşturduğu sürülere kurban ediliyor. Sahte bir yaşam ayakta tutuyor çoğu insanı. Adorno’nun Minima Moralia’nın girişinde alıntıladığı o sözde olduğu gibi: “Yaşam yaşamıyor.” Has, özgün yaşam yerine, aldatıcı, düzmece bir yaşam konmaya çalışılıyor. Dar, sığ, basık bir canlı kalma sürecine “yaşam” deniyor. Yaşam yaşamıyor, çiçek açamıyor, büyüyemiyor, çoğalamıyor, kendini aşamıyor.

Edebiyat yaşama sahip çıkacak. Dünya tanığı olacak. Yaşamı, karanlığı, bulanıklığı, aydınlığıyla yaşatacak. Canlandıracak

Edebiyat buradan geleceğe:

Çağ çok hızlı dönüşüyor. Bir geçiş dönemi yaşıyoruz.  Bilimde dönüşümler eşikte. Teknoloji almış başını gidiyor. Gelecek, geçmiş ve şimdiden kopmuş. Şu an düşlemekte bile zorlanacağımız bir geleceğe doğru itiliyoruz. Teknoloji giderek insan denetiminin dışına çıkıyor. Geleceğin belirsizliğiyle ortaya çıkan bir gelecek korkusu yaşanıyor. Yaşama duyulan güvensizliğin yol açtığı boşluk duygusundan geleneksel yaşamın koylarına sığınılarak kurtulunmaya çalışılıyor. Dalga kıranlar değişen dünyanın dev dalgalarına dayanacak biçimde yeterince yenilenip sağlamlaştırılmadığında orada yaşam yaşayamıyor.

İşte dünya tanığı edebiyat bu geleceğin insanına seslenip yaşamın olanca zenginliği, şaşırtıcılığı, acılarıyla duyulmasını sağlayacak. Düzenin kendi üzerine serptiği ölü toprağını kaldıracak.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir