Edebiyatın İki Temel Sorunu

Edebiyatın giderek daha da artan sorunları içinde bana göre günümüzde ikisi öne çıkıyor. Başka bir deyişle çok sayıda sorunu iki başlıkta toplayabiliriz. Edebiyat ve edebiyatçılar bu temel sorunları çözemez. Ancak gündeme taşıyabilir, geniş bir kesimce tartışılmasını sağlayabilir. Ayrıca yeni koşullarda edebiyatı yaşatmak ve belki güçlendirmek için o koşullara uygun yeni yöntem ve biçimlere yönlenebilirler.

1- Sinema yaygınlaştığında edebiyatın en güçlü rakibi, düşmanı olarak gösterildi. Bu sav kısmen doğru çıktı, edebiyatın etkinliğini bir ölçüde zayıflattı. Ancak sonrasında gelen bir dizi dalga: Televizyon, bilgisayarlar, internet ve en sonunda akıllı telefonlar. Edebiyatın hedef kitlesinin zamanını büyük ölçüde bunlar çalıyor. Yalnızca onlar değil. Başka alandaki teknolojiler ve hayatın giderek hızlanması… Dikkat eksikliği, hiperaktivite sendromunun herkesin sorunu hale gelmesi… Her yeni kuşak bir öncekinden daha az okuyor. Öğretimin tabana yayılması ve nüfus artışı kötü gidişi durdurmuyor. Edebiyat kendine yeni biçimler ve kitleye seslenecek yeni yollar bulmak zorunda. Bunu bir ölçüde yapıyor, ama yetmiyor. Reformist veya devrimci yeni çözümler bulmak zorunlu. Aksi halde belki yine de edebiyat diye bir şey kalacak, ama toplumsal etkinliği artık çok azaldı, iyice azalacak.

2- Geçmişte davası, ahlakı olan iyi bir edebiyat vardı. Bunun karşısında popüler iyi sayılabilecek bir edebiyat. Elbette her zaman iki kesimde de niteliksiz bir edebiyat bulunurdu, bir davası olsun veya olmasın. Sonra giderek edebiyatta dava ve ahlak derdi ortadan kalktı. Edebiyatta davası olmayan ama siyaseten keskin davacı gibi görünen edebiyatçılar türedi. Şimdi onların da etkinliği kalmadı. Edebiyat demek insani sorunlar ve çözümleriyle ilgili derin tartışmalar demektir. Bu olmazsa zaten ortaya çıkan ürünlere edebiyat ürünleri denmez. Edebiyat edebiyat olacaksa yeniden özüne dönmek zorunda. Geçmişte siyaset bu doğrultuda bir yandan edebiyatı köstekliyor bir yandan da destekliyordu. Ruh anlamında, sorumluluk duygusunu geliştirme anlamında. Uzun süredir siyaset edebiyatı yalnızca kötü etkiliyor. Çünkü siyaset bizde ve tüm dünyada geçmişte az buçuk sahip olduğu ahlakını, temel ilkelerini kaybetti. Her yerde kutuplaşma, her yerde karşılıklı kör kin ve düşmanlık… Hiçbir taraf hiçbir tarafa doğruluk, dürüstlük dersi verecek düzeyde değil. Bu toplumsal iklim hedef kitle insanı ve edebiyatçıları da çok olumsuz etkiliyor. Güncel siyasetin insanı yozlaştırıcı etkisine karşı savaşmak gerekiyor. Bir yandan da siyasetten büsbütün kopmamak, onu hizaya getirmek gerekiyor.

Tartışılacaksa bu konuları tartışmak, içinden çıkılacaksa bu iki sorunun üstesinden gelmek gerekiyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir