Tiyatro, sinema, müzikal, opera ve benzeri performans sanatları; üzerinde fikir sahibi olmadan tükettiğiniz zaman seyir zevkinde farklı etkiler yaratır. Oluşan beklenti ister istemez önyargılara ve yanlış çıkarımlara sürükleyebilir.
Bu yüzdendir ki ‘Jan Dark’ın Öteki Ölümü’ adlı tiyatro oyununu -eleştirel bir bakış açısıyla izlemeye çalıştığım için- duygudan duyguya atlamak benim için olağandı. Yüzyıllardır “sakıncalı” ve etik açısından tartışmalı bir konu olan kara komedi, farklı lakin keyifli, insanı güldüren ancak bunun için pişman ve sorumlu da hissettiren bir deneyim. Üzerine düşününce, ülkesini İngiliz dominasyonundan kurtaran ve buna rağmen engizisyon mahkemesinde yargılanıp idamına karar verilen kadın bir komutanın durumundan daha komik ne olabilir ki? Bildiğimiz ve Katolik kilisesinin ona ithaf ettiği “Azize” kavramının altında ne yatmaktadır? Ölümünden ancak 400 küsur yıl sonra azize ilan edilmesi, yaşanan olayın ağırlığını kaldırıp bunları hafifleştirmez mi? Tanrı’nın adını kullanarak yaptığımız görevler, dini sorumluluklar, vicdanı yükümlülükler ne kadar gerçek? Oyun bir bakıma bu sorunları irdeleyerek bize şu soruyu sordurmaktadır: Acaba Tanrı dünyanın işleyişi ve kurallarını böyle mi istemektedir, yoksa bütün bunlar kendini dünya üzerindeki Tanrı ilan etmiş insanların yarattığı bir avuç palavradan mı ibaret
Jan Dark’ın Öteki Ölümü
Tiyatro, sinema, müzikal, opera ve benzeri performans sanatları; üzerinde fikir sahibi olmadan tükettiğiniz zaman seyir zevkinde farklı etkiler yaratır. Oluşan beklenti ister istemez önyargılara ve yanlış çıkarımlara sürükleyebilir.
Oyun Jan Dark’ın alevlerini tutuşturacak olan celladın sahneye çıkıp Tanrı’nın on emrini okumasıyla başlar. Celladın ardından, sahneye çıkan Jan Dark, epik bir giriş yaparak emirleri nasıl çiğnediğini anlatır; ülke büyüklerinin onu bağışlaması için yalvarır ve merhamet diler. Girişte gördüğümüz Jan Dark bize garip hissettirir; çünkü tarihsel bakımdan azizenin savaşçı bir kişilik, boyun eğmeyen bir komutan olması gerekmektedir. Sözlerinin samimiyetsiz olduğunu, tiradını bitirip masanın üzerinde duran kâğıda doğru yönelmesiyle ve eğer bağışlanmak istiyorsa ne yapması gerektiğiyle alakalı yönergeleri okumasıyla anarız. Jan Dark’ın kendi onurunu hiçe sayıp yaşamak ya da ideallerini savunup ölmek arasında seçim yapmaya çalışması üzerinden ilerler oyun. Bu seçimin en zor tarafı, eğer hayatta kalırsa; Jan Dark’ı; yani halkın gözündeki kahramanı yakmak zorunda kalmasıdır. Arkada kilise çanları çalmaya devam etmekte, vakit tükenmektedir… Jan’ın bir seçim yapması gerekir.
Tanrı’nın onu terk ettiğini düşündüğü an, yalın ayak, yaşlı bir adam -ki ilk bakışta onun Tanrı olduğuna inanmak güçtür- karşısına çıkar. Tanrı karakteri, görkemli ve her şeyi bilen klasik bir figür değildir. Daha çok insanlarla konuşan, bazen sorgulayan hatta ironik davranabilen biri olarak görülür. Bu durum oyunun kara mizah tonunu güçlendirmesinin yanı sıra eseri didaktik anlatımdan çıkartır. Oyundaki görevi, Jan Dark’ın inancı ve cesareti ile ilgili soruları ortaya çıkarmak ve insanların Tanrı adına yaptığı yargılamaları eleştirmektir. Din ve iktidar ilişkisini, insanların inancı nasıl kullandığını, bireyin vicdanıyla otorite arasındaki çatışmayı göstermek… O sadece bir figür değil; felsefi bir tartışma aracı gibi çalışır. (Çünkü Tsanev, eserlerinde genellikle tarihi birebir anlatmak yerine, o tarih üzerinden günümüz insanını ve iktidarı eleştirmek için yazar. Tanrı, Jan’a olduğu kişiyi inkâr etmesini söyler.) İnsanlar için yakılmak aptallıktan başka bir iş değildir ona göre. Yarattığı insanlık, kendi oğlunun düzeltmeye çalıştığı, yine onlar tarafından çarmıha gerdirildiği ve kendisinin bile düzeltemediği insanlıktır. (Tanrı: Benim sözlerimi ağızlarında sakız gibi çiğniyorlar, tekrarlıyorlar, çiğniyorlar… Nafile! Ve yığın yığın yığıyorlar sözlerimi! İdeallerim hakkında ise iyisi mi hiç konuşmayalım… Kim hatırlıyor ki artık ideallerimi?)
Oyunun başında merhamet için prova eden Jan Dark’ın, sona doğru idealleri uğruna ölmeye yakın olması karaktere boyut kazandırır. Çünkü celladın onursuzca ayaklarına kapanıp Tanrı’ya yalvarması, ona ertesi gün meydanda inkâr ederse kendini düşüreceği konumu hatırlatır. Kahraman, başına trajik olaylar geldiğinde amacından cayarsa ‘kahraman’ sıfatını kazanamaz. Bu yüzden Jan Dark karakterinin duygu değişimleri, yanacağını düşündükçe acıdan kıvranıp dehşete düşmesi, kendini cesaretlendirmeye çalışması, Tanrı’ya yalvarıp yine de ona karşı çıkması bizleri hem karaktere yakın hissettirir hem de kahramanlık kavramını sorgulatır.
Oyundaki sürpriz bir yana, ölümden kurtulmak için girdiği yolda; halk için, insanlık için, kahraman olmak için, sonsuza dek yaşayabilmek için ölmeyi seçmesi; buna mecbur değilken, ona verilen görev yaşamakken tersini tercih etmesi çok daha çarpıcı yapar hikâyeyi.