Güzel Konutlar: Helenistik, Roma ve Geç Antik Dönemde Batı Anadolu’daki Elit Evlerinin Estetiği*


I. Giriş

Arkeolojik sit alanlarında dolaşırken, ziyaretimize keyif katan çeşitli mimari ve dekorasyon öğeleri bizi hayran bırakır. Geniş binalar, değerli mimari süslemeler, sütunlu yollardaki ışık ve gölge efektleri, farklı mermer türü kombinasyonları, heykellerin güzelliği, bütün bu alanın etrafındaki çevre bizde bir tesir bırakır ve yüzlerce yıl önce yaşamış şehirli halkın ve ziyaretçilerin neler hissetmiş olabileceğine dair bir fikir verir. Antik insanların kendileri de estetikle ilgili düşüncelerini paylaşır ve yazarlardı; bu yazarlardan biri de milattan önce birinci yüzyılda yaşamış olan ve mimarlık ve sanatta estetikle ilgili simetri gibi prensipleri kaleme almış Vitruvius’tur.

“Bu yapılar sağlamlık, işlevsellik ve güzellik ilkesine uygun olmak zorundadır. Sağlamlık, temeller sert bir zemine iyice oturtulduğunda ve mevcut kaynaklardan hasislik edilmeden, makul miktarda malzeme seçildiğinde gerçekleşmiş olur; işlevsellik, mekân düzenlemeleri kusursuz ve kullanıma bir engel teşkil etmeyecek şekilde yapıldığında, her bina kendi tarzına bire bir uygun konuma yerleştirildiğinde gerçekleşir; güzellikse binanın görünümü hoş ve şık olduğunda, elemanlarının oranları doğru simetri hesaplarına sahip olduğunda elde edilir. (Mimarlık Üzerine 1.3.2 – çev. Çiğdem Dürüşken, 2017)”

Bu makale Antalya’dan neredeyse 110 kilometre uzaklıkta, antik çağda Pisidya olarak bilinen bölgede bulunan Sagalassos antik kentini başlangıç noktası alarak (Res. 1), estetik unsurların işlevsel ve sembolik anlamlarını hususi bağlamda inceleyecek.

(ã Sagalassos Arkeolojik Araştırma Projesi).

Geçmişte yaşamış birçok toplulukta olduğu gibi, Batı Anadolu’da Helenistik, Roma ve Geç Antik Dönemlerde yaşamış insanlar hakkındaki bilgilerimizin çoğu, antik kaynaklara ve elit kişiler tarafından geride bırakılmış maddi kalıntılara dayanmaktadır.  Göz önünde olan aristokratların hayatlarını kamusal kent mekânlarına bıraktıkları izlerden, örneğin finanse ettikleri inşa projelerinden anlayabiliriz. Lakin bu aristokratlar kamusal girişimlerinin yanı sıra, özel hayatlarını geçirdikleri, clienslerini (yani kendileri ile bağlı olan kişileri) ağırladıkları ve iş ortaklarıyla toplantılar düzenledikleri özel mülklerine de tonlarca para dökerlerdi. Antik Sagalassos’un doğu yerleşim bölgesindeki Geç Antik döneme ait “Kent Konağı” (Res. 2), varlıklı kentlilerin kendi özel alanlarını nasıl güç gösterisi olarak kullandıklarını açığa çıkarıyor. Eski Roma evlerinden eklenerek ve üzerlerine inşa ederek yapılmış ve nefis dekore edilmiş sayısı seksen sekizi aşan mekânlarıyla, bu konut döneminin bilinen en geniş özel mülklerinden biri.

Ancak akılda tutulmalıdır ki Sagalassos’ta, Doğu Akdeniz’in başka şehirlerinde de olduğu gibi, kentlilerin büyük çoğunluğu bu şekilde lüksçe tasarlanmış taş evlerde yaşamazdı, onun yerine dükkanların üst katında, atölyelerde ya da odun, kerpiç ve samandan yapılan daha gösterişsiz yapılarda kalırdı. Bu mütevazı binalar geriye zengin kesimin etkileyici özel mülklerinden daha az iz bırakmıştır fakat sakinlerini anonimlikten çıkarmak için elzem önem taşırlar.

Sagalassos’ta, Batı Anadolu’da ve Doğu Akdeniz’in geri kalanındaki daha iyi korunmuş aristokrat evlerine bakarak, bu makale Türkiye’nin bu bölgesindeki antik konutlarda estetiği tanıtacak.

 II. Zenginlerin Konutları

Batı Anadolu’daki antik kentlerde bulunan elit evlerin türlerine baktığımız zaman, bölgede Helenistik, Roma İmparatorluk dönemi ve Geç Antik dönemlere tarihlenen konutlara dair, gelişmeler genellikle Doğu Akdeniz dünyasının aristokrat evlerinde karşılaştığımız gelişmelerle doğru orantıda olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla, Helenistik dönemde Doğu Akdeniz’deki seçkin ailelerin evleri çoğunlukla merkezi açık bir avluya sahipti ve faaliyetler Akdeniz ikliminin elverdiği ölçüde, açık havada gerçekleştiriliyordu. Bu lüks evler, özellikle MÖ 3. yüzyıldan itibaren yerini giderek merkezi ve açık bir avlulu ve bu avluyu üç ya da dört kenarından sınırlayan ve peristilli portikolarla çevrili evlere bırakmıştır. Güneş ve yağmurdan korunma sağlamanın yanı sıra, sütunlu portikolar ışık-gölge efektleri ile açık avlunun estetik tesirini arttırmış ve ev sahibinin prestijini yansıtmıştır.

Peristilli evler Roma İmparatorluk döneminde üst sınıf evlerin ana tipini oluştururken, peristiller Geç Antik dönem evlerinde de önemli yapı ögelerinden biri olmayı sürdürmüştür. Bu ev tipleri büyük çeşitlilik gösterirken mevcut yapı parsellerine, ev sahiplerinin parasal durumlarına ve zevklerine göre, uyarlanmıştır. Örneğin Efes’teki “Yamaç Ev 2” içindeki yedi evin hepsinin kendine özgü özellikleri olsa da hepsi peristilli bir avlu çevresinde inşa edilmiştir.

Pisidia’da ev inşa edenler de bu modaya uymuştur. Sagalassos’un batısındaki konut alanında yüzeyde görülen sütun parçaları da bir zamanlar burada Helenistik dönemden itibaren peristilli evlerin varlığına dair, kanıt oluşturabilir. Sagalassos’un “Doğu Konut Alanı”nda Roma İmparatorluk döneminde peristilli evlerin olduğu, burada yapılan jeofizik araştırmalar, yüzey araştırmaları ve kazılar sonucunda kesinlik kazanmıştır. Dolayısıyla, Geç Antik dönem “Kent Konağı” bu konut alanının güney yamaçlarına inşa edilmiş en az iki Roma peristilli evi içine katmıştır.

(ã Sagalassos Arkeolojik Araştırma Projesi).

Tüm üst sınıf evlerinde karşımıza çıkan ve yapının gösterişine katkıda bulunan diğer ögeler içinde, konuk ağırlama mekânları özel bir öneme sahiptir. Helenistik dönem aristokrat evleri içinde, genellikle en görkemli şekilde dekore edilmiş mekân, erkek konukların katıldığı yemekli ve içkili partiler (yani symposionlar) için kullanılırdı. Bu “erkekler mekânları” antik Yunanca’da andrôn olarak adlandırılmıştır Pergamon ve Priene örnekleri bu odaların bazen çok sayıda konuk ağırlayabilecek şekilde üç oda içerebilecek kadar geniş yapıldığını göstermektedir.

Roma İmparatorluk döneminde evlerin daha geniş kısımları konukları karşılamak ve ağırlamak için tasarlanmıştır. Pergamon’un İmparatorluk dönemi peristilli evleri bunlara örnektir.

Roma İmparatorluk dönemine kıyasla, MS 4. ve 5. yüzyılın elit evleri gerçekten bir “saray” ölçeğinde inşa edilmiştir. Sagalassos’un “Kent Konağında” olduğu gibi, bu dönemin aristokratik rezidansları farklı gruplara yönelik geniş oda içermektedir. Ev sahibinin cliensler görüştüğüodaları, iş ortaklarıyla yemek yiyeceği yemek odaları ve yakın arkadaşlarını ağırladığı ziyafet odaları mevcuttur. Bu nedenle Sagalassos’un “Kent Konağı,” apsisler gibi etkileyici mimari ögeleri, gösterişli süslemeleri ve büyük ölçüleriyle İmparatorluktaki diğer Geç antik dönem evleriyle son derece uyumludur. Bu tip evler Afrodisias, Ksanthos ya da Halikarnasos gibi Batı Anadolu bölgesinde de görülür.

III. Özel Evleri Dekore Etmek

Dekorasyon üst sınıflara ait lüks evlerin önemli bir unsurunu oluşturdu. Belirli tiplerdeki taban, duvar ve tavan süslemelerinin seçimi sayesinde, ev sahibi iç dekorasyonu kendi zevkine ve döneminin modasına uydurabilirdi. Orijinal dekorasyonun büyük bir kısmı organik malzeme ile yapılıyordu. Örneğin, ikonografik ve yazılı kaynaklardan bildiğimiz fakat günümüze korunagelmeyen halılar ve perdeler, evlerin lüks görünümüne büyük ölçüde katkıda bulunmuş olmalıydı. Şansımıza, diğer dekorasyon türleri korunmuştur ve bu üst sınıf konutlarının görkemli iç süslemeleri hakkında bir fikir sahibi olmamızı sağlamaktadır.

Helenistik Dönem’de çoğunlukla sadece sempozyumların yapıldığı ziyafet odası, çakıl mozaikler ile boya ve stükko ile yapılan duvar ve tavan süslemeleriyle zengin bir şekilde dekore edilmiştir. Konuklar tarafından görülen tek mekân olduğu için bu zengin süslemeler konukları etkileme amacıyla kullanılmıştır.

Roma İmparatorluk döneminden itibaren, bu süslemeler evin tümüne yayılmıştır ve dolayısıyla dekorasyon için harcanan para giderek artmıştır. Ancak genel prensip değişmeden kalmıştır: erişime en fazla açık olan ve temsili mekânlar, yani ev sahibinin zenginliğini ve gücünü göstermesine hizmet eden odalar, en zengin şekilde dekore edilirdi. İlgin bir şekilde, Batı Anadolu’daki birçok ev sahibi “İtalyan” dekorasyon tarzını tercih etmiştir. Bu tarz içinde opus signinum (ezilmiş tuğla ve/veya seramik parçaları yüzünden kırmızı renge sahip olan harç tabakası içine yerleştirilmiş mermer parçalardan oluşturulan) ve siyah-beyaz mozaik tabanlar büyük yer tutar. Küçük Asyalı ev sahipleri İtalyan estetiği kurallarına sadık kalarak Roma dünyasına olan bağlarını ifade etmişlerdir. İtalyan tarzı süsleme ögelerine olan eğilim duvar resimlerine de yansımıştır. Örnekler arasında Pergamon’daki “Attalos Evi”nde yer alan su içen kuşlar motifi (Res. 4) ile Efes’teki “Yamaç Ev 2” içindeki peristilli avlulardan birine MS 2. yüzyılda uygulanmış bahçe motifli duvar resimleri bulunur.

Resim 4. Pergamon, “Attalos Evi,” su içen kuşlar motifi ile süslenmiş duvar resmi (A. Contze, O. Berlet, A. Philippson, C. Schuchhardt ve F. Gräber, Stadt und Landschaft, AvP 1.2 (Berlin 1913), Beiblatt 53.

Geç Antik dönem ev sahipleri ise çoğunlukla almış oldukları Klasik eğitimi (paideia) ve üst sınıf sosyal statülerini gösterebilecekleri tasvirleri tercih etmişlerdir; nüfusun çoğunluğunun okuma-yazması olmadığından dolayı okur-yazarlık bir statü simgesiydi. “Klasik” tasvirlere örnekler olarak Homeros destanlarına ve Truva Savaşı’na atıflar verilebilir.

Tek bir elit evindeki duvar ve zemin dekorasyonları, odalar arasındaki hiyerarşiyi gözler önüne serebilir. Örneğin Sagalassos’taki “Kent konağı”nın koridorları ve geçiş alanları mor renkli şist taşı ile döşenmişken, işlevsel ya da daha az erişime sahip odaların tabanları siyah-beyaz renkli daha mütevazı geometrik mozaiklerle, bekleme odaları ve ziyaretçilere açık vestibüller ise renkli taşlardan yapılmış geometrik motifli mozaiklerle kaplanmıştır. Diğer yandan, konuklar tarafından ziyaret edilen ortak mekânların, kabul odalarının ve yemek odalarının tabanları mermer ya da renkli taşlardan yapılmış opus sectile ile ya da daha ince işlenmiş geometrik bezemeli mozaiklerle döşenmiştir.

Bunlara ek olarak, ev sahipleri heykel koleksiyonları için de yüklü miktarda para harcarlardı. Helenistik ve Roma İmparatorluk döneminde heykeller evlerin özellikle en temsili mekânlarını süslemiştir. Koleksiyonculuk, Sagalassos Kent Konağında da görüldüğü üzere, Geç Antik dönemde iyice gelişmiştir. Örneğin, küçük bir Afrodit heykelciği, konutun kuzey temsil kısmında merkezi bir konumda yer alan mermer kaplı çeşmeyi süslemiştir.

Geç Antik dönem konut sahipleri heykeller vasıtasıyla yüksek eğitim düzeylerini ve sosyal statülerini sergilemiştir. Örneğin, Afrodisias’taki “Rahip Evi”nde bulunmuş olan kabartmalarda, Klasik dönem felsefesinin ve edebiyatının önemli figürleri betimlenmiştir (örn. Pisagor, Sokrates, Pindar), bunların arasında aynı zamanda iyi bilinen felsefe öğrencileri de vardır (örn. Alkibiades, Büyük İskender).

Ayrıca Roma Dönemi’nden itibaren suyla ilgili ögeler de dekoratif unsurlar olarak evlerin içine girmiştir. Ancak, bu ‘Roma’ yeniliği, varlıklı ev sahiplerinin halka açık su şebekesi ile bağlantı için ödeme yapmalarına ve evlerine çeşme ve yıkanma odaları yerleştirmelerini sağlamıştır. Bu özel bağlantılar Roma İmparatorluk dönemi ve Geç Antik dönemde oldukça pahalı olduğu için, bir ev içinde su ile ilişkili bir öge bulunması halihazırda bir yüksek statü göstergesiydi.

Sagalassos’taki Geç antik dönem “Kent Konağı”nda, bu dönemde Roma İmparatorluk dönemine kıyasla çok daha etkileyici bir hale gelmiş olan bu eğilimlerini hepsini görmek mümkündür.

IV. Sonuç

Sonuç olarak, Sagalassos ve Pisidia’dan şimdiye kadar bilinen Helenistik, Roma ve Geç Antik dönemi evleri, bu bölgenin, Batı Anadolu ve Doğu Akdeniz dünyasının genel konut tercihleri çerçevesi içine uyduğunu göstermektedir. Özellikle Helenistik Dönem’den Geç Antik Dönem’e kadar özenli inşa edilmiş avlulu evlerin ve etkileyici peristilli konutların varlığı, Pisidia’daki zengin ev sahiplerinin kendi evlerinde “ince bir zevki” ve “lüksü” ve “güzelliği tercih ettiğini göstermektedir. Doğu Akdeniz’in diğer yerlerinde olduğu gibi, bu pahalı bezemelerle donanmış evlerin sahipleri konuklarını lüks özel yıkanma alanlarında ve yemek odalarında ağırlarken kendi özel konutlarını zenginlik ve güçlerini göstermek için ideal araçlara dönüştürdüler. Roma İmparatorluk döneminde çok belirgin olan bu eğilim, Geç Antik dönemde daha büyük bir ölçekte devam etti ve zenginler konakları için “astronomik” miktarda para harcamaya istekli hale geldi. Sagalassos’ta ve Pisidia bölgesinde yaşamış insanların özel konutları böylelikle yaşam tarzları hakkında heyecan verici bilgiler sunabilir.  Bu nedenle, geçmiş yaşamı yeniden inşa etmek için kaynak olarak özel evlerin değerini hafife almamalıyız. Antik kentlerde daha çok incelenen kamu alanlarına ek olarak, her türden özel konut kesinlikle daha ayrıntılı araştırmaları hak etmektedir.

V. Okuma Önerileri

  • I. Uytterhoeven ve J. Poblome, “Benim evim, benim krallığım/My Home, My Kingdom,” in J. Poblome (ed.) Bir Zamanlar Toroslar’da: Sagalassos /  Meanwhile in the Mountains: Sagalassos, Yapı Kredi Yayınları (İstanbul, 2019) 132–140.
  • I. Uytterhoeven, “Aristokratların Lüks Yaşamları: Hellenistik ve Roma İmparatorluk Dönemlerinde Küçük Asya’da Özel Konutlar,” O. Tekin (ed.) Hellenistik ve Roma İmparatorluğu Dönemlerinde Anadolu. Krallar, İmparatorlar, Kent Devletleri (İstanbul, 2021) 333–348.
  • I. Uytterhoeven, “Şatafatlı Lüks. Roma Dönemi ve Geç Antik Çağ’da Küçük Asya Şehirlerindeki Seçkin Evlerinde Temsil ve Gösteriş,” I. Uytterhoeven ve A. Ricci (ed.) Konut Palimpsesti: Roma, Geç Antik, Bizans ve Erken İslam Dönemlerinde Yaşam Kalıplarını Yeniden Değerlendirmek. 8. Uluslararası ANAMED Yıllık Sempozyumu, ANAMED Dizisi (İstanbul, 2023)129–170.


* Bu makaleyi tercüme ettikleri için, İpek Dağlı ve Ezgi Neşe Erkan’a teşekkürlerimi sunuyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir