Sen yokken bu şehir kuru erzak deposu

bu şehir şiir yazmaya müsait değil

çok zorlasan yazarsın da, temize çekilmiyor

temiz bir kâğıt, temiz bir kalp

temiz bir sokak lambası, temiz bir vidanjör

temiz bir kapı kolu yok. yok, yok, yok

en sevdiğim üç harf ne zaman yan yana gelse

“yok” oluyor bu şehirde

bu şehir fedakârlık yapmama müsaade etmiyor

oysa halkım için feda etmek isterim kendimi

nazan için babaannemin izmit’ten getirdiği

pişmaniye kutusuna kalpler çizmek isterim

oklar koymak isterim kalplerin ortasına

bu şehir kutuları yırtıyor, kalpleri kırıyor biraz

suçluyor sanki bizi arabeski sevdik diye

ben istemez miyim seninle birlikte

samanlığı seyreltelim, sarışın olalım biz de

köyümün rüzgârında eteğin havalansın

başaklara buğdaylara benzesin tenin

bu şehir sarışın olmamızı münasip görmüyor

ağacına kuş konmuyor, taş sekmiyor denizinde

şimdi hiç gerekmediği halde

ateşkesi ihlal etmek geliyor içimden

pembe bir kâbus görsem diyorum, ne güzel olur

sen soyunsan girsen yatağa, ben giyinsem çıksam dağa

başımda sevda yelleri, başımda pusu kuşu

olmuyor! bu şehir sevişmeye müsait değil

savaşmaya müsait değil, kendinden geçmeye

alıp başını gitmeye…

ölüm bile bir çeşit çöp bidonu bu şehirde

sevgi desen yırtmaçsız etek, atık ambalaj kutusu

sen yokken bu şehir eksik bir kelime

sen yokken bu şehir kuru erzak deposu

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir