Adalet Sarayları

Aklını, mantığını kullanan insanlar, bas bas bağırıyor, “Akran zorbalığı artıyor,” diye. Bu konuda elbette yapacak birçok şey var. Öncelikle bilimsel eğitime dönmek zorundayız. Bilimle uğraşan, bu konuda eğitim alan, en azından kitap okuyan zorba olamaz; bilimsel eğitim insana yatırım yapar, sevgiyi, dayanışmayı, paylaşımı öğretir.

Bilimsel eğitim, dostluğu, kendinden önce başkasının iyiliğini düşünmeyi öğretir. Böylesi bir genç de arkadaşına, yaşıtına kıyamaz. Toplum bireylerden oluştuğuna göre giderek saldırgan tipler çoğalıp toplumun dokusunu bozacak, insanlar şiddetten hoşlanmaya, sorununu bu yolla çözmeye çalışacak. Gemisini kurtaran kaptan olacak. Böyle giderse, görünen o. Kontrol edilemeyen bir medya var. İzlediğimiz filmler, diziler şiddet içeriyor, hatta bir kısım para babalarının diğerlerine hükmettiği konular işleniyor. Yani ezmek, sömürmek doğalmış duygusu veriyor. Biz zaten mantık dersini kaldırıp felsefeyi azaltmadık mı? Bu dersler olmazsa, sorgulama olmaz, sorgulama olmazsa, doğru bulunmaz. Doğru bizden uzaklaşırsa, geriye şiddet ve kabalık kalır ki bu oldukça tehlikeli bir yatırımdır. Geleceğimiz kararmaya, ışığımız sönmeye başlar. Bunu herkes görebiliyor.

Gelişmiş ülkelere baktığımızda; derslerin çoğunun oyun olduğunu, bu yolla öfkeli değil de mutlu, huzurlu gençlik yetiştirdiklerini görüyoruz. Bilimsel eğitime özen gösterdiklerini, matematik, felsefeyi öne çıkardıklarını biliyoruz. Çocuklar mutluysa huzurlu bir toplum oluşmaz mı? Oysa biz devlet okullarından uzaklaşan bir toplum haline geldik. Özel okullar ise bir çuval para istiyor. Bunun ayırdında isek, suç hepimizin.

Bir genç gelip okulu tarıyor, okulla ne derdi var? Belki ölen çocukların çoğunu tanımıyor, öyleyse bu nedir? Bir üniversite öğrencisi öldürülüyor, katilin babası vali. Vali, toplumdan özür dileyerek, durumu açıklayacağı yerde, delilleri saklayarak, katili koruyor. Halk kime güvensin? O makama gelen birisi henüz görevinin bilincine eremediyse, bu durumu kim kontrol edecek? Japon Atasözü’nün dediği gibi “Pirincin içindeki siyah taştan değil, beyaz taştan korkun.”

Çalıp çırpana “Akıllı Adam” dediysek, vurup kıranı görmezden geldiysek, suç kimde? Öncelikle kendimize, yakın çevremize, ailemize bir çeki düzen mi versek? Bir insanın başkasına yaptığı kötülüğü yerin dibine batırmazsak, katil ile kahramanı ayıramazsak daha çok fırın ekmek yemek zorunda kalabiliriz. “Öldürmenin haklı yanı olamaz, bu katilliktir,” diyebiliyorsak, yola çıkmış oluruz. Yoksa duyduğumuz ölümleri “Kim bilir ne yaptı, hak etmiştir,” gibi cümleler kuruyorsak, çocuklara, gençlere tedavisi zor bir hastalık bırakırız.

Halkın hukuk mücadelesi yaptığı yerler, yani mahkemeler, “Adalet Saraylarında”. İnsanın aklına geliyor ister istemez, “Saray benim hakkımı arar mı?” diye. Halk, her zaman adı saray olan yerlerden ürkmez mi? Çünkü saray; halkın olan bir yer olamaz. Bizde mi, dünyanın başka ülkelerinde de var mıdır acaba adalet aranan yere “Saray” dendiği? Biz neden saraylara düşkünüz? Huzur, mutluluk, adalet, eşitlik sarayda mı? Yoksa bu değerlere bizim ihtiyacımız yok mu? Demem o ki ben saraylardan korkuyorum. Siz ne dersiniz?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir