Ahmet Telli’ye Veda Edilmez

“İnsanın sevdiğini kaybetmesi, dişini kaybetmesi kadar ilginçtir. Acısını o an yaşar, yokluğunu ömür boyu.”

Neşet Ertaş

“Hoşça kal evimin balkonuna sığınan kırlangıç. / Penceremden izlediğim hüzünlü akşamüstleri. / Şaşkın bakışlarına anlam veremediğim komşum. / Beni terk edip sokağa kaçan kırçıl kedim. / Su vermeyi unuttuğum çiçekler, hoşça kalın.” diyen Ahmet Telli de bizi terk etti. Duru durağı olmayan bir hayat onu yormuş olmalı. Hapishaneler, işkenceler, gözaltılar, hiç vazgeçmeyen baskılar. Yoksa en üretken çağında gitme zamanı mıydı? Bunca şiiri, şiirlerini sevenleri, dostlarını, yoldaşlarını, sevgili kızını bırakma zamanı mıydı? 

Bu güzel insanların, ömrünü kısaltıp çürütenler ne zaman hesap verecekler? Biz, yas tutmaktan, üzülmekten, incinmekten, yaralanmaktan, ölmekten ne zaman vazgeçeceğiz? Sevdiklerimize veda etmekten, onların arkasından özlem duymaktan, acılarıyla yaşamaktan yorulduk. Acılar da yoruldu, şiirler de, şairler de.

Ne zaman güzel bir insanı uğurlasak, Ahmet Telli şiirlerine sığınırdık, elbette yine sığınacağız. Ama artık Telli şiirleri, yeniden yeniden bize merhaba demeyecek, bunu biliyoruz, ondandır yüreğimizin acıyla bükülmesi. Biz de biliyoruz, şiirler de şairler de ölmez, ölemez. Uğurladığımız güzel insanların acılarına, onların bıraktıkları eserler en iyi ilaç, en iyi dayanma gücü. 

Yıllar önce Ahmet Telli, Antalya’ya söyleşi için gelmişti. Belki yirmi yıl oldu. Bahçe Kafe’de, ağacın gölgesinde toplandık, o da bize anlatıyordu. Sıra aşka geldi. Zaten Telli, aşkı en güzel anlatandı. “Erkekler, aşkı için ölür, öldürür, köle olur, sürünür. Ama kadınlar, aşkı için bile dik durur, köle olmaz, ölmez, öldürmez,” dedi. Bu sözü benim düşüncelerime denk düştü, belki de o nedenle hiç unutmadım. Kadının direngenliğini, üretkenliğini, hayatı korkmadan omuzladığını biliyorduk. Her ne kadar kadının bir omuza ihtiyaç duyduğunu sansak da aslında erkeğin omzunun bir kadın başına ihtiyacı olduğu açıktır. 

Ahmet Telli, direncin ve aşkın şairi. Elbette sevmek, gülmek, dayanışmak ve aşk da bir direnme yolu. Yaşamında hiçbir zaman geri adım atmamış, düşüncelerinden vazgeçmemiş, savunmuş, korkmamış, bizlere örnek olmuş bir şair. Yüreğimize batan dikenleri, akrebin iğnesiyle değil, kendi şiirleriyle çıkarırdı. Suyun bile çürüdüğü bir hücrede şiir yazmaktan vazgeçmedi. Malum, suçu şair olmaktı, doğruyu söylemekti, güzeli işaret etmekti. Bu zamanlarda ve her zamanlarda galiba daha ağır bir suç yok. Her zaman dilinden düşürmediği, sanatçının ve sanatın muhalif olduğuydu. O, her zaman kötülüğün, yanlışın karşısında, güzel olan her şeyin yanındaydı. Ne mutlu hayatını böyle sürdürebilene. Dik durabilene. Ödünsüz yaşayabilene. Önemli olan çok yaşamak olmasa gerek. Hayatın uzunluğu değil, niteliği önemli olsa gerek. Ayşen Gruda “Konuşmaktan korktuğunuz ülkede, yaşamayı nasıl başaracaksınız?” demişti. Yaşamayı başarabiliyor muyuz tartışılır ama nefes alıyoruz, küfür ediyoruz, masumlara saldırıyoruz, kadınları öldürüyoruz, çocukları korkutuyor, kuşları ürkütüyoruz, çiçekleri hoyratça koparıp atıyoruz, gökkuşağını görmüyor, yağmur şarkıları söylemiyoruz, kahkaha atmayı unuttuk, selamlaşma yarım yamalak, gülümseme sahi nasıldı? Yine de her gün bize karşın güneş doğmayı sürdürüyor. Rüzgâr esmeyi unutmuyor, dağlar delik deşik olsa da, ormanları yansa da direniyor, direneni bağrına basıp saklıyor. 

Kentlerin uğultusunda çoğu çığlıklar duyulmuyor. Herkes hırçın, öfkeli ama bu öfke yönsüz, kime denk gelirse o yöne savruluyor. Okullar ığıl ığıl her gün bilimden biraz daha uzaklaşıyor. Halkın çocukları özel okullara uzaktan bakıyor, para yetmiyor, güç yetmiyor, eğitim lükse döndü. Oysa yasada “her çocuk parasız eğitim almalı,” demiyor muydu? Yoksa bize yalan mı söylediler? Ahhh! Ahmet Telli şimdi gitme zamanı mıydı? Bunları sen daha güzel anlatırdın. Benim gibi doğrudan değil de iğnelerini bala batırır, öyle fırlatırdın, kimse acısını hemen fark edemezdi. Her şey yarım kaldı şimdi. Sana bir kalem armağan etmiştim, “Bu kalem tükenene dek kitaplarımı bununla imzalayacağım,” demiştin. Düşünüyorum da sanırım henüz kalem bile tükenmemişti. Yine de aşk olsun sana şair aşk olsun. Şiirlerin sana ışık, bize yoldaş olsun.

Ne mutlu Ahmet Telli’ye, şiirleri elden, şarkı olanlar dilden düşmüyor. Işıklar yoldaşın olsun Ahmet Telli, şiirlerin bize emanet. Biz, bıraktığın yerden, onların ışığıyla yürüyeceğiz. Yine senin sözlerinle bitireyim. “Bütün ömürler gibi bitiyor işte bizim de ömrümüz. / Bir veda dünyanın solgun sayfalarıdır dökülen bu yapraklar.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir