“Antalya, Gastronomisiyle de Anılmalı”

Son 30 yıldır “Yöresel Ürünler ve Coğrafi İşaretler” konusunda çalışan ve Fransa Montpellier Akdeniz Tarım Enstitüsü ile birlikte oluşturulan “Akdeniz Araştırma Ağı”nın Türkiye yürütücülüğünü yapmakta olan Yavuz Tekeli dergimize konuk oldu. Akdeniz Üniversitesi “Sosyal Bilimler Alanında Hizmet” ödülü, “Çevre Hizmet” ödülü, “Türkiye Ekonomi Kurumu Akademik Hizmet Ödülü” ve “ABD Uluslararası İşletmecilik Geliştirme Derneği Yılın Uluslararası İşletmecilik Dekanı” ödülü ile Fransa Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı’nın bilim alanında “Şövalye” ve “Officier” nişanları gibi uluslararası ödüllere sahip olan Tekeli, coğrafi işaretler konusundaki öncü çalışmalarıyla Ziraat Mühendisleri Odası’nca 2015 Yılı Özel Ödülü”nün de sahibi.

Yakın zamanda Akdeniz Reklamcılar Derneği’nin 20. Yıl Kuruluş Yıldönümünü kutlama kapsamında Antalya’nın gurur kaynağı olan kişi, kurum ve markaları için gerçekleştirilen törende ödüle layık görüldünüz. Öncelikle kutluyorum sizi ve Antalya’ya tutkunuzun serencamını sizden dinlemek istiyorum.  Nasıl başladı bu serüven?

1993’te Hacettepe Üniversitesi’nden ayrılarak Antalya’ya geldim. Buraya geliş nedenim Akdeniz Üniversitesi bünyesinde İktisadi Bilimler Fakültesi’ni kurmaktı. Aynı yıl 17 Mayıs’ta göreve başladım. Rektör Tuncer Karpuzoğlu, kampüsü gezdirdi ve sonrasında bir arsayı göstererek “Burası senin” dedi. Maceram böyle başladı. Bir arsa vardı, bir de ben. Yaklaşık dört ay üniversite genel sekreteri Cahit Oğuz’un odasında oturdum. Eylül ayında öğrenci alımına ve Turizm Yüksek Okulu’nda bize tahsis edilen küçük bir dershanede eğitime başladık. Fakülte, rektörlüğün yeni binasına taşınmasıyla boşalan ve şimdilerde konservatuvar olan binanın iki katında faaliyete geçti. Aynı ay içinde Fransa Montpellier Akdeniz Tarım Enstitüsü ile birlikte gerçekleştirdiğimiz “Akdeniz Ülkelerinin Tarımsal Gelişmesinde Yapısal Sorunlar ve Politikalar” konulu uluslararası seminere iki Bakan katıldı. Fakültemizin sadece otuz öğrencisiyle faaliyete geçişinden hemen sonra gerçekleştirdiği bu uluslararası etkinliğe iki Bakan’ın katılması üniversite tarihinde bir ilkti. 1993’ten başlayıp 2009’a kadar devam eden bir serüven olacaktı benimki.

17 Mayıs 1993’te Akdeniz Üniversitesine atandınız ve üniversitenin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesini kurdunuz. Dekanı olduğunuz fakülte için öncelikli hedefiniz neydi ve bu kuruluşta kent size destek oldu mu?

Şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, bu fakülteyi kentle birlikte kurduk. Antalya Valiliği, Büyükşehir Belediyesi, Ticaret Sanayi Odası, Antalya Ticaret Borsası, Antalya İş Adamları Derneği her zaman yanımda oldular.  Bu dayanışmanın içinde sanatçılar da vardı. Şu an aklıma gelenlerden Tufan Dağıstanlı, Himmet Öcal, Belçikalı ressam Henri de Sutter, Azerbaycanlı ressam Asim’i ve Benan Sümer’i anmadan geçemem. Çok değerli sanatçı Fikret Otyam’ın “Beydağları” adlı tablosu hala dekanlığın girişindedir. Birlikte hareket etmenin neticesinde ortaya ABD, Michigan Üniversitesi’nden Prof. Dr. Jim Bingen’in dediği gibi “Makilerin arasından yükselen bir dünya fakültesi” çıktı.

Fakülteyi kurarken fakültenin çok farklı,  ayırt edici ve özgün bir tarzı olması için özen gösterdik. Antalya’nın ve Türkiye’nin Akdeniz kimliğini gözetmek istediğimiz uluslararası bir merkez olan Akdeniz Üniversitesi Akdeniz Ülkeleri Ekonomik Araştırma Merkezini kurduk. Burada on iki yıl müdür olarak çalıştım ve başta coğrafi işaretler olmak üzere pek çok güzel projelere imza attık. Türkiye’de coğrafi işaretler konusunda çalışan tek kurum bizdik. Bu programın yanı sıra yine Türkiye’de bir ilk olan “Gıda Ekonomisi İşletmeciliği Yüksek Lisans Programını” da oluşturduk. Bu programı Fransa’dan gelen hocalarla yürüttük. Daha sonra “Fransızca Zorunlu Hazırlık Programını” yaşama geçirdik. Burada birisi Fransa Büyükelçiliği diğeri de üniversitemiz tarafından atanan iki Fransız okutman görev yaptı.  Bu programdan mezun olan öğrencilerimizi Erasmus Programı ile Fransa’ya gönderebilmek için bu ülkedeki pek çok üniversite ile “Bilimsel İşbirliği Sözleşmesi” imzaladık. Bu programdan mezun olan öğrencilerimizin birçoğu şu anda dünyaca ünlü firmalarda çalışıyor. Dolayısıyla fakültemiz, gerçekten ayırt edici özellikleri olan bir fakülte kimliği taşıdı.  

Akdeniz Ülkeleri Ekonomik Araştırmalar Merkezi, 2003-2006 yılları arasında “Heritage2” (Miras2) başlıklı bir Avrupa Birliği Projesi yaptı. Bu kapsamda Buldanbezi, Eskişehir lületaşı, Divle Obruk tulum peyniri, Aydın inciri ve İzmir sultana üzümü üzerine çalıştık. Çok ses getiren 2008-2010-2012 Uluslararası Antalya Coğrafi İşaretler Seminerlerini gerçekleştirdik. Bu hızlı gelişme trendi ile Akdeniz ülkelerinde tanınan bir merkez olduk. 2010’da üniversitemizde başlayan paralel yapılanma neticesinde 2012’de YÜciTA’yı kurduk.

Nedir YÜciTA? Açılımı ve amacı hakkında kısaca bilgi verebilir misiniz?

YÜciTA, Yöresel Ürünler ve Coğrafi İşaretler Türkiye Araştırma Ağı’dır. Paralel yapılanmaya karşı bir başkaldırı hareketidir. Amacı, Türkiye’de yöresel ürünlerimizi koruyabilmek içi coğrafi işaretler sisteminin kurulabilmesi, yöresel ürünlere değer kazandırılarak sürdürülebilir kırsal kalkınmanın desteklenmesi, kültürel ve biyolojik çeşitliliğin korunmasıdır. Türkiye’nin coğrafi işaretler konusunda en etkin sivil aktörüdür.  45 aktif üyemiz, 1700 civarında gönüllümüz var.

1700 gönüllü dediniz. Büyük bir gönüllü kitlesi ve gönüllü gücü…

Evet, YÜciTA gönüllülük esasına dayanan bir araştırma ağı.Her sene iki çalıştay yapıyoruz. 2021’den itibaren de yılda bir dergi çıkarıyoruz. Bu dergi, coğrafi işaretler alanında yapılmış dünyadaki ilk dergidir. Dergi deyince her biri 500- 600 sayfadan oluşan ansiklopedi kıvamında çalışmalar. Derginin adı YÜciDER-Gİ. Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılı olması nedeniyle 2023’te çıkardığımız özel sayı, Dünya’nın en prestijli gastronomi kitapları yarışması olan “Gourmend Awarards” dergiler kategorisinde Dünya’nın En İyi İkinci Dergisi seçildi. Bu onurlu ödülü Türk halkına armağan eden YÜciTA, şimdi 2024 yılı yarışmasında dünyanın en iyi dergisi ödülünü almaya hazırlanıyor. Finaller Haziran 2025’te Lizbon’da olacak. Bu ödülü alacağımıza gönülden inanıyorum.

Sizi şimdiden tebrik ediyorum o halde. Ne kadar değerli ve özverili çalışmalar… Antalya’ya farklı alanlarda da katkı sunduğunuzu biliyorum. Bize kısaca bunlardan da bahsedebilir misiniz?

Bu kente tutkuyla bağlıyım. Elimden geldiğince kent kültürünün içinde olmaya çalıştım. Sayın Hasan SUBAŞI ve Bekir KUMBUL dönemlerinde Altın Portakal Kültür ve Sanat Vakfı Yönetim Kurulu’nda görev aldım. İki Uluslararası Caz Festivalinin organizasyonunda Fransa’daki arkadaşlarımla iş birliği yaptım. Antalya Film Festivallerinde de aktif rolüm oldu. Hatta birinde vakıf temsilcisi olarak jüride yer aldım.

Tüm bunların yanında Antalya Gastronomisiyle de ilgili halen devam çalışmalarınız var. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Antalya’da on sekiz tescilli coğrafi işaretimiz var. Antalya sahip olduğu potansiyele rağmen maalesef bu konuda zayıf kaldı. Öbür tarafta Muğla’nın otuz beş, Nazilli’nin yirmi dört,  Adana’nın yirmi iki tescili var. Antalya’nın önemli bir potansiyeli var. YÜCİTA olarak bu duruma üzülüyoruz ancak yakın zamanda güzel bir gelişme yaşandı. Kapatılan Akdeniz Ekonomik Araştırmalar Merkezi yerine 17 Mayıs 2024’te Akdeniz Üniversitesi Coğrafi İşaretler Uygulama ve Araştırma Merkezi kuruldu. Bu konuda üniversite rektörü sayın Prof. Dr. Özlenen ÖZKAN’ın katkıları büyüktür. Dolayısıyla Antalya coğrafi işaretlerin önü açılmış oldu.

18 Aralık’ta Antalya Gastronomi Platformunu oluşturduk. Misyonu Antalya gastronomisinde yer alan yemeklerden tescil kabiliyeti olanların tescilini sağlamak. Bunu Akdeniz Üniversitesinde kurulan merkezle yapacağız. Amacımız Antalya gastronomisin yemek tescili sayısını artırmak. Şu anda Antalya’nın tescilli dört yemeği var: Paça çorbası, Alanya Hülüklü (Gülüklü) çorba, Antalya piyazı ve Antalya topak kızartması.

Aslında Mora, Girit, Selanik gibi farklı kültürlerden insanlarla iç içe olmuş ve bu anlamda zenginleşmiş bir kent için bu söyledikleriniz çok üzücü.

Ben her zaman onu diyorum. Antalya-Mora, Antalya-Girit, Antalya-Rodos, Antalya-Selanik, Antalya-Mısır… İşte bahsettiğim platform bunun üzerine kurulacak. Kaybolmuş, unutulmuş yemekleri tekrar hatırlatacağız. Tescillenmesi gerekenlerin de duruma göre ya ‘geleneksel ürün’ adı altında ya da ‘coğrafi işaretler’ başlığı altında tescillenmesini sağlayacağız. Böylece Antalya, uluslararası bir destinasyon olması yanı sıra uluslararası gastronomi merkezi hüviyeti de kazanacak.

Şimdilerde Uluslararası Gastronomi Festivali yapılıyor; ancak iki çorba, bir piyaz ve bir yemekle gastronomi festivali olmaz. Gaziantep de buna benzer bir festival yapıyor; ama oranın yemeklerde alınmış elli bir tescili var. Bunun yirmi dördü Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’ne ait. Bizim belediyemizin tescili ise maalesef yok. Sadece Antalya Yanıksı Dondurması için bir başvurusu var. İşte Antalya Gastronomi Platformunun amacı bu sayıyı artırmaktır.  Bu amaçla Antalya’nın gastronomide yaşayan coğrafi işaretleri kayıt altına alınacak ve bunların gelecek nesillere intikali sağlanacak. Bunu başardığımız zaman Antalya salt deniz, kum,  güneş kenti değil diğer tarafta yemek kültürünün yerel yansımalarının da görülebileceği bir kent olacak. Gastronomisi gelişmiş ülkelere bakınız, arkasında çok iyi oturmuş bir coğrafi işaretler sistemi var. Biz de Antalya’yı gastronomisiyle de anılan bir Akdeniz kenti haline getirmeliyiz. Bunun için kentin bütün kurumları dayanışma içinde olmalı, birlikte çalışmalıyız. Antep, başarısını buna borçlu. O zaman hadi bakalım. Her şey Antalya için…

Bu oluşumları sizden duymak kentimiz adına heyecan verici. Çalışmalarınızda başarılar diliyor, AntSanat ailesine ayırdığınız bu kıymetli vakit için teşekkür ediyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir