Bir Osman Hamdi BeyTablosu: Cami Kapısında

Bugün sanat adına hem çok güzel, hem de tartışmalı bir haber gündemde.

Osman Hamdi Bey’in “Cami Kapısında” tablosu, 131 yıl sonra ilk kez açık artırmaya çıkarıldı ve Bonhams Müzayede Evi’nde yaklaşık 3,7 milyon sterline (218 milyon TL) satıldı. Bu değer, eserin tarihsel önemi, sanatçının oryantalist üslubu ve nadir bulunmasıyla açıklanabilir.

Sanat piyasasında fiyatların koleksiyoner ilgisi, nadirlik ve müzayede rekabetiyle yükseldiği bilinir. Bu bağlamda, eser özelinde sanat piyasasının koleksiyon değeri ve Osman Hamdi Bey’in uluslararası prestiji öne çıkıyor.

Manipülasyon iddialarına gelince artık sanat eseri adı altında ticarete ve büyük yatırımlara konu olan satışlar akla geliyor. Bir sanatsal işin değerinin kat be kat üzerinde satış yapılabildiği günlerdeyiz. Bu durum yatırımcının parayı aktarması, legalleştirmesi ya da vergiden düşmesi gibi pek çok tartışmayı yaratsa da Osman Hamdi Bey’in tablosu bir sanat eseri olarak bu fiyatlamaya değiyor.

Yani, Osman Hamdi Bey’in tabloları sanat eseridir; çünkü hem özgün bir estetik dil kurar hem de Osmanlı modernleşmesinin görsel hafızasını taşıyor.

Bir tablonun “sanat eseri” olarak kabul edilmesi, yalnızca görsel güzellik değil, sanatçının niyeti, üslubu, tarihsel bağlamı ve sanat tarihindeki etkisiyle belirlenir. Bu yüzden tekrarlayayım, Osman Hamdi Bey’in tabloları tartışmasız biçimde sanat eseridir; çünkü hem estetik değer taşır hem de tarihsel, kültürel ve düşünsel bağlamda özgün bir üretimdir.

Ressam, arkeolog, müzeci ve eğitimci olarak Osman Hamdi Bey, sanatın yalnızca üretim değil, kurumsallaşma boyutuna da katkı sağlamıştır. Bugünkü modern sanat eğitiminin; Sanayi-i Nefise Mektebi’nin ve İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin kurucusudur.

Batı’daki oryantalist ressamların aksine, Doğu’yu içeriden, gerçekçi bir gözle betimlemiştir. Bu yaklaşım, eserlerini yalnızca estetik değil, kültürel belge niteliğine dönüştürmüştür. Tablolarında yalnızca dekoratif bir amaç değil, kültürel ve düşünsel bir mesaj vardır. Figürlü kompozisyonu Osmanlı resmine kazandırarak yeni bir üslup yaratmıştır.

Eserleri, Osmanlı modernleşmesinin ve Batı ile kurulan kültürel ilişkinin görsel belgeleri olarak kabul edilir. Kaplumbağa Terbiyecisi gibi tablolar, toplumsal değişim ve sabrın metaforu olarak yorumlanır.

Burada Osman Hamdi Bey’in tablolarının temel özelliğinden de bahsetmeden geçmeyelim: Camiler, türbeler, Osmanlı yaşamı ve kültürel değerleri eserlerinde belgelenmiştir. Onun tabloları, Osmanlı seçkinlerinin modernliğe bakışındaki çatlakları görünür kılar; bu da kültürel hafızamızı tazeler.

Oryantalist biçim repertuarını kullanırken, Doğu’nun kendi kendine bakışını da sorgulamıştır. Bu nedenle eserleri yalnızca “Doğu’nun Batı’ya sunumu” değil, aynı zamanda bir iç hesaplaşmayı da taşır. Tabloları, yalnızca resim değil; estetik, tarihsel ve kültürel birer sanat eseri olarak kabul edilir. Onların değeri, sanat piyasasındaki fiyatlardan bağımsız olarak, sanat tarihine ve kültürel belleğe yaptıkları katkıyla belirlenir.

Bu özelliklerin hepsini taşıyan ve 131 yıldır ilk kez bir satışa konu olan “Cami Kapısında” tablosu 1891’de tamamlanmış, 1895’te Pensilvanya Üniversitesi koleksiyonuna girmiştir. 131 yıl boyunca satılmamış olması da eseri nadir ve özel kılar.

Burada bir başka soru akla geliyor! Neden biz Osman Hamdi Bey tablolarına talip olmuyor, uluslararası müzayedelerde bulunmuyoruz?

Londra’daki Bonhams Müzayede Evi müzayedesinde alıcının kimliği kamuoyuna açıklanmadı. Bu tür yüksek profilli müzayedelerde eserler çoğu zaman anonim koleksiyonerler, sanat yatırım fonları ya da kurumlar tarafından satın alınabiliyor ve gizlilik tercih edilebiliyor.

Bu tür satışlarda “neden Türkiye’den bir kurum almadı?” sorusu çok sık soruluyor ama cevap genelde tek bir nedene dayanmıyor. Türkiye’de müze alımları genellikle Kültür ve Turizm Bakanlığı üzerinden yürür; ancak yurtdışındaki müzayedelere hızlı şekilde girip teklif verebilmek için önceden ayrılmış özel bütçeler gerekir. Bürokratik süreçler (onay, değerleme, komisyonlar) hızlı açık artırma dinamiklerine uymuyor. Kamu kurumlarımız müzayedelerde yer alamıyor, çünkü hızlı karar vermek gerekiyor.

Bizim büyük koleksiyonerlerimiz ve Türkiye’de sanat koleksiyonu olan –Türkiye İş Bankası, Akbank gibi- büyük kurumlar var. Bunlar genelde yerli piyasadan ve galerilerden alım yapıyor. Uluslararası müzayedelerde bu seviyede fiyatlar için rekabet çok sert. Ortadoğu, Avrupa, ABD koleksiyonerleri büyük bir rekabete girerler. Bizdeki kurumlar bu bütçeyi tek bir esere bağlamak yerine daha geniş koleksiyon stratejisi izler.

Dünya sanat piyasası Osman Hamdi Bey’in tablolarını milyon dolarlarla fiyatlamakta ve üst düzey dolaşıma sokmakta. O artık, “Türk sanatçısı” olmaktan çıkıp küresel yatırım sanatçısı haline gelmiş durumda.

Başyapıtlar giderek Türkiye’nin erişim alanından çıkıyor; ama orta segment hâlâ Türkiye’de kalabilir. Osman Hamdi Bey tabloları bir zamanlar Ankara Resim Heykel Müzesi’nde sıkça karşımıza çıktığında bu kadar yüksek paralarla uluslararası dolaşıma gireceğini düşünemez, sanatın ticari yönünü göremezdik.

Ancak şimdi küresel talep patladı. Ortadoğu koleksiyonerleri, Körfez müzeleri, Batı’daki oryantalist koleksiyonlar sıkça müzayedelerde boy gösteriyor. Osman Hamdi Bey, hem içeriden (Osmanlı), hem Batı tekniğiyle üretim yapıyor; bu da onu benzersiz ve nadir yapıyor.

Arz çok sınırlı, yeni eser neredeyse çıkmıyor; çıkanlar genelde özel koleksiyonlardan sürpriz olarak değerlendiriliyor.

Sonuç olarak, Osman Hamdi Bey artık “Türk sanatçısı” olmaktan çıkıp küresel yatırım sanatçısı haline gelmiş durumda ve biz de bu piyasada rekabet edecek güçte değiliz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir