Dünya Kadınlar Günü

 “Bizim topraklarda önce kadınlar uyanır, sonra güneş doğar, çünkü güneşi kadınlar doğurur.” (Ezidi Atasözü)

Mart ayı gelince, cemreler düşerken bir bir kadınlar da sokağa dökülür, hem de bütün dünyada ve eş zamanlı. İstedikleri, insan olan herkesin istediği şeylerdir. Ne bir eksik ne bir fazla! “Kadın- erkek sosyal yaşamda eşit haklara sahip olmalı. En önemlisi de yaşam hakkı.” Bu konular aslında Ortaçağ’da kalmış olmalıydı. Yıl 2025, hâlâ yaşam hakkı diye sokaklara dökülüyor kadınlar, her gün öldürülüyor, hem de sözde sevdikleri ya da sevenler tarafından.

Bu aslında bir insanlık suçu ve utancıdır.

“Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu” verilerine göre 2024 yılında en az 394 kadın öldürüldü. Öldürülen, kaybolan, tecavüz edilen, iş cinayetlerinde ölen çocuklar da cabası. O nedenle 8 Mart gelince, kadınlar, öfkelerini, taleplerini, isyanını sokaklara taşırlar. Hem de bütün dünya kadınlarıyla birlikte. Bugünün anısına, dayanışma içinde hak ister kadınlar. Gasp edilen hakları dile getirirler. Omuz omuza halaya dururlar. “Kadınlar vardır / kadınlar her yerde,” şarkısını söylerler. 8 Mart, dünya kadınlarının dayanışma günüdür. Kadınlar dayanışabilirse, savaşların bile duracağına inanarak yürüme günüdür.

Karıncalar gibi yüzlerce yıldır düz duvara tırmanıyor kadınlar. Tam hedefe varacakken, hızla aşağı düşüyorlar. Düşerken ellerini tutan; umut, güç, direnç veren dayanışmayı ve dünyanın yarısını oluşturan, yaşamı omuzlarında taşıyan kadınlar. Hal böyle olunca, korkmadan, yorulmadan tekrar tekrar o duvara tırmanıyorlar, tırmanacaklar sonsuza dek. Kadın, yılmaz, durmaz, pes etmeyi hiç bilmez.

Bu tür eylemleri başlatan kıvılcımlar olur. Kadınlar, hangi acılardan yola çıkıp da bu meşaleyi yaktı bir bakalım isterseniz. Böylesi günler, dayanılmaz acılardan doğar. Ezilenler, yenilenler ağıt yakmaya yatkındır. Yurdumuz ve dünya böylesi anma günleriyle doludur. Belki biraz da bu nedenledir ki hep haklı olduğumuz halde yenilmişlerin tarihteki acı öykülerini okuruz. Bir kölenin boynundaki demir halkayı çıkararak, onu özgür kılmayı çok isteriz. Oysa bir köleyi özgürleştirmek için onun boynundaki zinciri görür, kafasının içindeki kilidi göremeyiz. “Gerçek köleler, kendini özgür sananlardır. İnsanlar, kafasının içindeki sınırları, tel örgüleri yıkmadıkça geniş anlamda özgür olamaz. Daha kötüsü başkalarının özgür olmasına da yardımcı olamaz.” Ondandır belki de kadın dayanışmasının yeterince güçlü olmakta gecikmesi.

8 Mart ateşini yakan, ABD’nin Massachusettes eyaletinde, 1857 yılında, bir tekstil fabrikasında 40.000 işçi kadın, haftalık ücretlerindeki azalmayı ve çalışma saatlerinin 8 saatten fazla olmasını protesto için greve gider. Polis, işçilere saldırır. İşçi kadınlar, fabrikanın içine kaçar. Polis, fabrikanın dışa açılan kapılarını kilitleyerek, onların dışarı çıkmasını engeller. O sırada bir de yangın çıkarır. Yangından kaçamayan işçilerden 129’u yanarak hayatını yitirir. Cenaze töreninde 10.000 kişi yürür. Bu yangını ışığa dönüştürmenin telaşıdır 8 Mart’ın heyecanı. Yoksa bir demet karanfil alarak ya da ev emekçiliğini gözüne sokar gibi bir mutfak eşyası hediyesine sevinmek değil. 8 Mart, bir hak arama günüdür. Gasp edilen hakların hesabını sorma günüdür.

26-27 Ağustos 1910’da Danimarka – Kopenhag’ta Enternasyonele bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Toplantısı) Alman Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden, Clara Zetkin, yanan işçi kadınların anısının “Dünya Kadınlar Günü” olarak, yaşatılmasını önerir. Oybirliğiyle kabul edilir. İlk yıllarda belli bir tarih saptanamaz, ilkbaharda kutlanır. Tarihin 8 Mart olarak kutlanması, 1921 Moskova’da 3. Enternasyonal Kadın Konferansı’nda kararlaştırılır. 1 ve 2. Dünya Savaşları’nda bazı ülkelerde kutlamalar yasaklanır. 1960’lı yılların sonunda ABD’de 8 Mart kutlamaları yapılmaya başlanır. 16 Aralık 1977’de 8 Mart “Dünya Kadınlar Günü” olarak yaygınlaşır.

Her durumda örnek verdiğimiz Avrupa ülkelerinde 13.yy ile 17.yy arasında 6 milyon kadın cadı diye yakılır. Bunlar, zeki ve yaratıcı kadınlardır, sürüye uymayan kadınlar, hatta bilim kadınları da aralarındadır. Her acı bir umuda dönüşmeli, yoksa boşa gider. İşte o zaman yananlar da asılıp kesilenler de bize haklarını bağışlamazlar. Asıl tükenmez acı o zaman başlar.

8 Mart, Türkiye’de ilk kez 1921’de “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanır. 1975’te sokağa taşınır ve “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanır. Aynı yıl “Kadın Yılı Konferansı” gerçekleştirilir. 12 Eylül 1980’den sonra 4 yıl kutlanamaz. 

Antalya’ya bakacak olursak 1997 yılının 8 Mart’ında 2000 kadın yürür. Etkileyici ve dayanışma içinde bir miting düzenlenir. Ondan sonraki yıllarda bölük pörçük kutlanır. O günkü birliktelik sağlamasa da 14 Şubat 2014’te yine bu ruhun hazır olduğu görülür. 2000 kadar kadın Cumhuriyet meydanında dans eder, halay çeker. “Öldüren sevginizi istemiyoruz / Kadın cinayetlerine son!” gibi sloganlar atarlar.

Her 8 Mart gelince bir hafta, bu konuyla ilgili etkinlikler yapılır. Hem Antalya’da hem de dünyada. Nüfusun yarısı olan, diğer yarısını da doğuran kadınların dayanışma ve hak arama günü kutlu olsun.

(*) Antalya 8 Mart etkinlikleri:

2 Mart saat 13.00’te Bülent Ecevit Kültür Salonu’nda panel. Konu: Aile Yılı’na Karşı Mücadele ve Laiklik.

3 Mart saat: 13.00’te Eğitim-Sen terasında basın toplantısı. Güllük Postanesinde tutsak kadınlara kart atma eylemi.

8 Mart saat: 14.00’te Aydın Kanza Parkı’ndan, Cumhuriyet Meydanı’na yürüyüş. Saat 19.00’da Üçkapılar’dan Cumhuriyet Meydanına Feminist Gece Yürüyüşü.

Antalyalı kadınlara duyurulur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir