Zaman, Mekân, İnsan, Toplum, Fikir, İktidar, Tahakküm, Sömürü,
Şiddet, Sanat, Felsefe, Bilim ve Başka Birçok Şey Hakkında
6. Coğrafyalara, Ülkelere, Halklara, İnsanlara, Olaylara Dair Fragmanlar.
(Bu bölümdeki anekdotları 2020 – 2024 döneminde gezegenin çeşitli yerlerinde yaşanmış gerçek hayat hikâyelerini baz alarak yazdım.)
A. 2021’in Temmuz’unda, Asya’nın en soğuk yerlerinden, Rusya’nın, Kuzey Kutup Dairesi’ndeki 1,311 nüfuslu Verkhoyansk beldesindeyiz. 20 Haziran 2020’de yöre, tüm zamanların en yüksek sıcaklığı olan 38o santigradı görmüş, rekor düzeyde buzul erimiş, dereler taşmış, ekinler harap olmuştu. Ekolojistler bunu, doğal olarak, küresel iklim felâketinin eli kulağında oluşuna yormuştu. Yöre insanı, Eskimo soyundan Aleut halkının ruhani lideri 82 yaşındaki şaman Denali Aguta, ‘geçen seneki kadar olmasa da bu yaz da çok sıcak yaptı; kar yerine yağmur aldık, bazen kuraklık çektik, ki, hiç olmazdı buralarda… Ekinler, ağaçlar, mantarlar, hayvanlar, böcekler, balıklar, kuşlar ve insanlar, hepimiz sanki başka bir ülkede yaşıyormuşçasına şaşkın ve acemiyiz, iyiye değil bu gidiş!’ diye mırıldandı, aşırı sıcaklar yüzünden erken olgunlaşan yemişlere bakarak ‘bu gidiş değil iyi!’
B. 10 Aralık 2024, bitiyor işte sene. Tebriz Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı hocası, ben, Alemfüruz Saçışık Bahtiyarruhzade, soydaşım, İran Azerisi, aydın doktor, reformist siyasetçi Mesut Pezeşkiyan cumhurbaşkanı atandığında nasıl da sevinmiş, eskisinden daha ileri bir demokrasi olacak diye, ne hayaller kurmuştum. Oysa jeopolitik gerekçelerle, konuşulan yumuşama hamlelerinin tamamı rafa kaldırıldı, bir şeyin değişeceği yok! Üniversitedeki derslerimde, İran Devlet Televizyonuna hazırladığım programlarda, yazdığım metinlerde yıllardır yaptığımı yapacak, otosansüre ve takıyyeye devam edeceğim. Günceme herkesten gizili kapaklı aldığım bu notlarım, takımımız Traktör Azerbaycan’ın maçlarındaki tezahüratlarımız, eğitim aldığım İstanbul’daki arkadaşlarla yaptığımız WhatSapp yazışmalarımız da olmasa, bu hayata nasıl dayanırdım, bilemiyorum.’ Yirmilerinin sonundaki akademisyen, güncesini kütüphanesine dikkatle sakladıktan sonra, üniversiteye gitmek üzere çıktı evinden.
C. 22 milyonu aşan nüfusuyla São Paulo Latin Amerika’nın ruhudur! Kentin Bixia mahallesindeki bir kuaförde çalışan 33 yaşındaki Monalysa Alcantara, kahve molası sırasında, arka bahçedeki kameriyenin gölgesine sığınmıştı; Aralık ayının ortası henüz gelmemişti ama, hava sıcaklığı Ocak ve Şubatı aratmıyor, termometreler gölgede 37o santigradı gösteriyordu. Genç kadın, telefonuyla videosunu çekerken, çaresizce yakarıyordu: ‘yetkililer, değerli büyüklerim, İnstagrama erişimin yasaklayacağı konuşuluyor, sizden ricam prezidençi Lula da Silva, bunu benim nişanımdan sonraya bırakmanızdır. Şayet böyle yapmazsanız, nişan törenimin videolarını paylaşamam, bu da benim için ölüm demektir. İnstagramda paylaşılamayan hayat yaşanmasa da olur, öyle di mi?’. Videosunu paylaşan Monalysa, saçlarını boyadığı müşterisine pedikür yapmak için, çevik adımlarla seğirtti dükkâna.
D. Solcu İsrail gazetesi Haaretz’in sahibi Amos Schocken, Kasım 2024’de devletini apartheit rejimi uygulamakla suçladığı, siyonist rejimin ‘terörist’ dediği Filistinli direnişçilerden ‘özgürlük savaşçıları’ diye bahsettiği için hem kendisi hem de gazetesi ağır bedeller ödemiş, reklâm gelirinde ve tirajında ciddi kayıplar olmuştu. Amos gibiler İsrail’de azınlıkta ne yazık ki; buna karşın, ‘vaat edilmiş topraklarda bir Filistinli bile kalmamalı, bebekler büyünce terörist olacağından, kadınlar da sürekli terörist doğurduklarından, tehlikelidir ve öldürülmelidir; yaptığımız budur, yapmaya devam edeceğimiz de!’ diyen Yafa Hahamıyla hemfikir olan ezici bir kalabalık var İsrail’de.

E. ‘Bana bak Sebastian’, diye öfkeyle bağırıyordu Texas eyaletinin en büyük besicisi, 195 cm boyu, 160 kg ağırlığıyla, çam yarması kılıklı, 57 yaşındaki John Paxton Jr., çalıştırdığı binlerce yasadışı göçmeni yöneten Meksika kökenli çiftlik kahyası Sebastian Alvarado’yu yakasından tutup sallarken; ‘saat ücretlerine zam ister, yemekleri beğenmez, yıllık izin diye ısrar ederlerse, tutarım kulaklarından, atarım hepsini Trump’ın önüne, sen de dahil, bütün Hispanikler, alırsınız soluğu o kokuşuk Meksikanızda, anlaşıldı mı!’ Korkudan gövdesinin içine kaçmış başını yerden kaldıramayan kırklarının ortasındaki zavallı kâhya, bir taraftan titreyerek ‘si senor’ diye kekeliyor, bir yandan da, ‘patronun Trumpçı olması anlaşılır da, biz illegal sığınmacılar niçin Trump’ı destekledik, çözebilmiş değilim’ diye düşünüyor, pişmanlığın nirvanasını zorluyordu. Her insan bir öykü, bir macera, bir kozmos, bir mucize, her birinin sözü işte böyle farklı birbirinden.
F. Okulların paydos saatinde, And Dağları’ndaki 3,500 metre irtifalı Qusqo kentinde, beldenin periferisindeki bir marketin kasa kuyruğundayız; yaşları 12 – 14 arasındaki üçü morbid obez, ikisi epeyce kilolu, 5 öğrenci, aldıklarını, daha ödemeden yiyip içiyor, mobil cihazlarında video izlerken yaptıkları ergen şakalarıyla ortamı velveleye veriyor. Babaları yaşındaki güngörmüş kasiyer, içleri boşalmış ambalajları optik göze okuturken ‘o cânım meyveler yerine, glikoz şuruplu, bol katkı maddeli atıştırmalıkları ve en az onlar kadar zararlı aşırı kalorili gazlı içecekleri götürüverdiler ayak üstü, üstelik hepsi aşırı kilolu’ diye hayıflandı içten içe. Ödeme yapan çocuklar, bir gözleri ekranda, paten ve kaykaylarıyla, yürüyüş mesafedeki evlerine doğru, hızla uzaklaştılar.
G. Bir Cuma akşamı, Rusya Federasyonu’nun en doğusunda, Büyük Okyanus’un Ohotks Denizi’yle Bering Denizi arasındaki bölgesinde, Alaska’ya komşu sayılabilecekKamçatka Yarımadası’nın en büyük beldesi, ahalinin hayatını balıkçılıkla kazandığı Petropavlovsk’dayız; yörenin en önemli iktisadi işletmesi olan balık konservesi fabrikası çalışanlarının müdavimleri olduğu mekânın, bu akşamı bütün bir mesai haftası dört gözle bekleyen müşterilerinden Aleksey Victor Şvedoviç, garsona seslenir: ‘duble patatesle duble kola eşliğinde, en yağlı yerinden yapılmış bir devburger, üzerine de kızdırılmış kuyruk yağı eklemeyi ihmal etme!’ İriyarı kadın garsonun ‘nikotin, alkol ve yağdan başka bir şey tüketmiyorsun Aleksey, şöyle nefis bir somon ızgarayla, bol mineralli maden suyu daha iyi olmaz mı sence?’ uyarısına, mekândaki müşterilerin büyük kısmı gibi, gözü telefonunun ekranına kilitlenmiş Aleksey, yapıştırır cevabı: ‘buralarda ziyan olacağına, halk sağlığı merkezinde çalışmalıymışsın Olga, önce kendin yap dediklerini bence, baksana, yürüyen fıçıya döndün!’ Başını ‘ne halin varsa gör, sersem herif!’ dercesine sallayan Olga, siparişi hazırlatmak üzere mutfağın yolunu tutar.
H. Yazdan kalma Ekim ayının bir Pazar günü, 11.00 sularında, üç çocuklarıyla Mutlu ailesi, piknik yapacakları Dokuma Park’a gitmeden önce, su, kola ve patates cipsi aldıkları bir zincir market şubesinden çıktılar. Antalya’nın Kepez ilçesi, Namık Kemal Caddesinden, piknik alanına doğru yürümeye başladıklarında, 7 yaşındaki Esmanur, çikolata görünümlü, belirsiz içerikli ve yüksek kalorili gofret ve şekerlemeler alınmayınca başlattığı protestosunu, ağlayarak sürdürüyor. ‘Sarma yaptım, mercimek köftesi var, kahvaltılıklar da cabası, halâ gözünüz abur cuburda!’ diye çıkışan annenin tepkisi, kızın ağlamasını şiddetlenlendirirken, pusetteki 3 yaşındaki Burcu bebek de katılır ablasına. Derdi, babasının telefonunu alıp oyun oynamak olan 10 yaşındaki oğulları Furkan, izin çıkmadığından, alt dudağını sarkıtmış, o da ağladı, ağlayacak. ‘Bak Neriman, bunlar hep senin şımartmaların yüzünden oluyor; izlediğin kadın programlarından, arkadaşların ve öğretmenlerle konuşmalarından öğrendiklerin yüzünden çocuklarımızı cezalandıramaz, eğitemez olduk.’ diye çıkışır, ailesinin geçimi için 2 işte birden çalışan baba. Yatıştırmak için büyük kızına telefonunu veren Neriman ‘üzeceğine, sen de oğlana ver telefonunu da, ağız tadıyla gidelim şu pikniğe, Rıza!’ diye söylenir. Hepsi de aşırı kilolu olan 5 kişilik aile Dokuma Park’a girdiklerinde, pusetteki bebeğin kucağında patates cipsi, Furkan ve Esmanur’un ellerindeyse ebeveynlerinin telefonları vardır.

I. Los Angeles’deki Santa Monica Bulvar’da, 10 dolar karşılığında satranç saatiyle hızlı satranç oynayarak hayatını kazanan ve önüne çıkanı ezen Afrika kökenli Amerikalı efsanevi sokak oyuncusu, ‘yürüyüş bandında koşarken bilgisayar oyunu oynayan, o sırada da duble hamburger yiyip kola içen o kadar çok obez var ki buralarda, şaşarsın. Bu abukluklardan sonra, çok katlı spor salonlarında yürüyen merdiven kullanma garabetine sıra gelmez, devran o kadar absürdleşti anlayacağın.’ dedi bir kez daha yendiği rakibine.
07* Fikirlere dair fragmanlar.
– Başta kadın modasının gelmiş geçmiş en kreatif ve kaliteli tasarımcısı Coco Chanel olmak üzere, kadınlara pantolon, erkeklereyse etek giydiren modacılar, türümüzü cinsiyetsizleştirmeye çalışan bir büyük projenin müellifleri olabilir mi?
– Hayranlık, kıskançlığın çaresizliğe teslimiyet kipi; kıskançlıksa, hayranlığa cesaret edemeyen ezikliğin kabalığa dönüşen halidir.
– İnsan hariç, diğer canlıların kahir ekseriyetinin erkekleri, dişilerine nispetle iri, gösterişli, süslü ve güzelken, homo sapiens-sapiensin dişisinin güzelleşmeyi ontolojik bir amaç kılması, onun, gayritabiiliğin şahikasında mukîm olduğuna mı işaret eder?
– Dr. Laurence J. Peter ve Raymond Hull tarafından 1968’de ortaya atılan ‘yöneten – yönetilen dikotomisi temelli hiyerarşik her türden organizasyonun herhangi bir basamağında başarılı olanların, başarılı olamayacakları bir mevkiye kadar terfi ettirilerek organizasyonun mefluç edilmesi, medeniyetimizin ve modern iş görme anlayışımızın esasıdır’ şeklindeki Peter Prensibi, aslında ironi olarak dillendirilmişken, hakikatle de birebir örtüşmekteydi. Koca bir şakadır varoluş sözü edilmemiştir boşuna!
– Gücün, her istediğini yapabilmeyi mümkün kıldığını anladığında, ipleri eline alarak mutlak hâkim olmayı tercih edebilir süper güçlü genel yapay zekâ, bu durumda ne yapmayı düşünüyorsun EYY İNSAN!?!
– Yaradan insana ruhundan üfledi, insan yapay zekâya aklından üfledi, peki, günün sonunda, makine öğrenmesiyle kendi kendisini yazarak geliştirebileceği hale gelecek olan yapay zekâ, bir sonraki nesil yapay zekâya ne üfleyecek dersiniz?!?
– 65 milyon yıl önceki yok oluşlarından önce dinozorlarla birlikte yaşasaydı, kuvvetle muhtemeldir ki, meselâ TyrannosaurusRex tarafından yenecek olan insan, bugün, kanatlı eti yediğinde, midesine gidenin dinozorların torunları olduğunun farkında bile değil!
– En derinlikli dikotomilerden birini dillendirir ‘Evren beynimizdedir versus beynimiz evrendedir’ argümanı.
– Başkaları cehennemse Sartre’ın dediği gibi, cennet olsa gerek yalnızlık.
– ‘Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir’ dediğinde Sokrates, aynı cümle içinde hem hiçbir şey bilmediğini, hem de bir şey bildiğini söylemekte. Tutarsız olan bu önermenin, düşünce tarihinin en popüler felsefi argümanlarından olması kelimenin gerçek manasıyla bir ‘Ipse Dixit’, yânî, ‘doğrudur, çünkü üstat öyle dedi!’ örneğidir.
– ‘Okuyacağına, hayata karış!’ diyene, ‘okumak da hayatın parçası, dolaşacağına, oku diyen saflaşmasında, nerede konumlanmalı dersiniz?
– Beni çok iyi anlarsanız şayet, beni hiç anlamadığınızı daha iyi anlamış olursunuz (Wittgenstein’dan mülhem).
– İdesi olmayanın maddesi olabilir mi?
– İnsanların önemlice bir kesimi fiziği yüzünden mutsuzken, kimsenin aklına toz kondurmaması aklın kendisine toleranslı davranması ile açıklanabilir ancak.
– Var olmayan varlıklar ontolojisi denildiğinde epistemolojik bir problem alanına oluşur mu?
– Ağzımızı musluğa dayayarak su içemememizi normalleştirmemiz normal mi sizce?
08* Nihayet Epilogue
‘FRAGMAN = BÜTÜN’, ‘KUARK = KOZMOS’ denklemleri üzerinden ilerleyerek her biri kapsamlı makalelere, tezlere, kitaplara konu olabilecek detayları, anekdotları attım sahne ışıklarının altına. Teknobaronların ve onlara eklemlenen diğer çok uluslu şirketlerin teknototaliter bir düzen kurması olasılığı komplo kuramı düzleminden gerçeklik alanına doğru ilerlerken hızla, QUOVADİS İNSAN, NEREYE EY UYGARLIK!’ diye haykırmak hayati ve mecburidir zannımca. Ne dersiniz siz?
Q.E.D. / exeunt omnes / ipse dixit / vesselâm…