Günümüz Türk şiiri artık öbekleşen ya da öbekleştirilen akımlar bağlamında yol almıyor. Bu türlü kuşaklaştırma 60’ların sonunda kapanmış; şairlerin kendilerine özgülükleri öne çıkmıştır.
Öyleyken geleneği dönüştüren ve bunu poetik bir yönseme olarak sürdürenler olduğu gibi, gelenekten kopuşlarla anlamdan çok, okurunu anlamlandırmalara davet eden şairler çoğaldı. Bu modernist deneyimler yeni bir benlik arayışı mıdır? Böyle de düşünülebilir. Okur avcılığına tenezzül etmeyen bu modernist eğilimin iyi örnekleri olduğu kadar kendini çıkmazlara sürükleyenler de yok değil. Yapısöküm daha çok bu modernist eğilimlerin kullanmaya çalıştığı bir yöntem. Geleneksel okura göre bu şairler okunmuyor, şiir de eski görkemini yitirdi. Geleneksel şiir okurunun kendinde değil de şairlerde bulduğu eksiklik, bir umutsuzluk olarak yaygınlaşıyor. Öyle olmasında bir sakınca yok. Çünkü umut çok da şiir cinsinden bir şey değil.
Günümüz Türk şiirini okur gözünden mi, şiir cinsinden mi değerlendirmeliyiz? Okur doğal olarak tek boyutlu değil; geleneğe tutuculukla sahip okur çoğunluğu yanında; caz dinleyen, teknolojik verilere ilgisi nedeniyle karmaşık denklemlerin çözümünü bilen, dahası şairlerin imgeleminin ötesinde düşünüşü olan okurlar da var. Bu bakımdan nesnesiyle bütünleşen imgenin algılanmasını arayan okurlar kendini ve şairini sigaya çekebilmektedir. Böyle olunca eleştirinin ne’liği yahut işlevi öne çıkıyor ki, şiirin dil içi eleştiriyle barışmayan bir yanı var. Poetika dilsel değil, felsefidir çünkü.
Özetle, günümüz şiiri geçmişin izlerini umursamadığı anda bile geçmişin karbon izlerini içerikleştirir. Geçmiş dediğimiz belli ki geleneğe indirgenemez. Doğu’nun olduğu gibi Latin yahut Anglasakson şiirinin poetik rüzgârını bünyesine alan şiirimiz sadece ulusal nitelikte değil, evrensel bağlamıyla düşünülmesi gerekir. Şu anda birlikte konuşmacı olduğumuz şairlerin şu kitap adları söylediklerimi somutlayabilir:
– Dicle Üstü Ay Bulanık (Şükrü Erbaş)
– Muhafızgücü 1 Hayalgücü 0 (Tarık Günersel)
– Bir Cümle Olmaya Geldim (Ferruh Tunç)
Bu üç kitap adı kanımca günümüz şiirinin poetik kanatlarının benlik açılımıdır.
Yazdığım şiiri ise herhangi bir yere konumlandırmıyorum; dahası, bir yere konumlandırılmasına da razı değilim. Şiirin biricikliğini onun şairi bilir.
Konuşmamı şu şiirimle bitireyim;
BENCİLEYİN GAZEL
Söyledim bütün söyleyeceğimi bencileyin
Kimi apaçık kimi îmalı mıydı sencileyin
Serencam eyleyip de derledim ol senleri
Nice masallar kaybedişler hiç bilmediğin
Aşk bahsinde sözün kıymeti azdan az
Fiil ve fail aslolandır ki bilmez değilsin
Sorular sordum ürperen börtü böceğe
Yanıtı, ustalığı dediler bir örümceğin
Taşı konuşturan sarhoş ormandan geçtim
Hangi kelimeyi aralasam rüzgârıydı şiirin
Çöl yorgun düşmüştü Arap baharından
Öyledir diye kayıtlı günlüğünde şairin
Su çatlağı ses yankısını bulunca yeğin yeğin
Kalbe işleyen yeni bir cümle edinmelisin
Gelince vakit durulur mu sığda, derinde
Zaptedilmez bir itirazı vardır haysiyetin
Arkadaşlar ! Önce ben ürktüm sesimden
Unutmayın, tuhaf bir asaleti var ölümün
Telli Ahmet söyledin söyleyeceğini sencileyin
Kalırsa kalmış olsun biter mi söz dediğin
Ahmet Telli