Maymunlar Gezegeni’ne Hoş Geldiniz!
“Aklını kullanabilen insanlar mı? Hayır, bu mümkün değil bu noktada. Yazar ne yazık ki maksadını aşıyor!” Çok sarkastik bir cümle değil mi? Ama bu distopyada normal sayılabilecek bir cümle. Konumuz “Maymunlar Gezegeni”.
Eser, 1963 yılında yayınlanmış, Pierre Boulle tarafından yazılmıştır. Yazarın hayatını incelediğimiz zaman bu eseri nasıl ortaya çıkardığını anlayabiliyoruz. II. Dünya Savaşı sırasında Güneydoğu Asya’da görev yapan bir Fransız subayı ve ajandı. Önce mühendis olarak çalıştı; II. Dünya Savaşı ile beraber Fransız Birliklerine katıldı ve Singapur’a gitti. 1943 yılında esir alınarak 2 sene boyunca hapis yattı. Hapisten kaçıp savaş bitene kadar İngiliz Özel Kuvvetleri’nin gizli bir ajanı olarak görev yaptı. Sonrasında bir süre ziraatla uğraştıktan sonra kendini yazarlığa adadı. Savaşta yaşadıklarını göz önünde bulundurduğumuzda kötülüğe dair pek çok şey yaşadığını, insanın narsist doğasına başkaldırısının izlerini görebiliyoruz.
Kitabı özet geçmek gerekirse; üç bilim insanı 2500 yılında uzayda bir proje amacıyla yolculuğa çıkar. Güneş sisteminden üç yüz ışık yılı uzaklıkta olan Betelgeuse sistemini araştırır, orada bir gezegenin atmosferine girip gezegeni incelemeye başlarlar ve Dünya’ya çok benzediğini, herhangi bir tehlike olmadığını fark edip toprağa ayak basarlar. Bu gezegene Latince’de “kız kardeş” anlamına gelen “Soror” ismini verirler. Araştırmaya devam ederlerken bir kadın görürler ve iletişim kurmaya çalışırlar; ancak kadın çok vahşidir.”Bizim gezegenimizdeki en ilkel toplulukların bile bir dili vardır. Bu kız ise konuşamıyor.”derler. Bu insanlar bildiğimiz davranışlar sergilemiyorlardır; kıyafetleri yoktur, saldırganlardır. Ekip daha sonra silah sesleri duymaya başlar ve bu sesin kaynağını ararken atın üzerine binmiş, silahlı, kıyafetli goriller görürler.
Romanda maymunlar arasında anlaşılabilir bir sınıf farkı ve hiyerarşi vardır. Kitapta şu şekilde açıklanır:
“Senin de gayet iyi fark etmiş olabileceğin üzere her biri kendine has kişiliklere sahip üç farklı aile var: şempanzeler, goriller ve orangutanlar. Bir zamanlar türler arasında var olan engeller kaldırıldı ve özellikle şempanzelerin önderliğindeki hareketlerle, hararetli tartışmalar yatıştırıldı. Artık ilke olarak aramızda hiçbir fark yok.
Goriller sadece et yerler. Bir zamanlar derebeyiydiler ve pek çoğu bu güç duygusunu korudu. Düzenleyip yönlendirmeyi seviyorlar. Avlanmaya ve açık havada yaşamaya bayılıyorlar. En fakir olanları, güç gerektiren işler için kiralanıyor. Orangutanlar daha önce gözlemlediğin ve karşına çıkacak diğer fırsatlarda göreceğin üzere, resmi bilimlerle ilgileniyor; kitaplardan pek çok şey öğreniyorlar. Hepsinin madalyaları var. Bazıları fazla bellek gerektiren kısıtlı alanlara ışık tutuyor. Geri kalanıysa… (Aşağılarcasına bir el işareti yaptı.”

Orangutanlar yönetici ve din adamlarıdır, toplumun en üst tabakasını oluştururlar. Gelenekçi ve kutsal kitaplara bağlıdırlar. Şempanzeler bilim insanları ve aydınlardır, entelektüel bir sınıfa mensupturlar. Goriller askerler ve kolluk kuvvetlerindedirler. Sert ve disiplinlilerdir. İnsanlarda hayvan ve deneklerdir. Karakterimiz bu ailelerin önceden eşit olmadığını ancak yeni bir maymun tasarısı ile birlikte aralarında fark olmadığını söyler. Fakat bu tasarıya rağmen değişen tek şey düşünce yapısıdır. “Evet, birbirimizden farklıyız ama hepimizin kendine has özellikleri var” diyerek aralarındaki sınıf farkını maskelemişlerdir. İnsanlar ve maymunlar arasında net bir rol değişimi vardır ve insanlığın ne kadar acımasız bir tür olduğu yüzümüze çarpılır.
Kitapta, ölü insanların arasında gezen dişi goriller insanların saçlarından parçalar kesip kendi saçlarına koymaktadır. Burada, maymunlar üzerinden insan kibrinin anlatıldığını görürüz; bu da bizi distopyanın felsefesine getirir. Eseri okurken, filmleri izlerken maymunlara olumlu gözle bakamayız ve insanları haksızlığa uğrattıklarını düşünürüz. İnsanlara nasıl davranıldığını görünce egomuz parçalanır. Bütün filmlerde ve kitapta insanlar başarısız olmuş ve yerlerini maymunlar almıştır.
Filmlere gelirsek, bu distopya hakkında çıkan ilk film Maymunlar Gezegeni’dir (1968, Yönetmen: Franklin J. Schaffner). Kitapta maymunların kurduğu uygarlık daha gelişmiş ve teknolojik olarak daha ileridir. Filmde ise bu uygarlık ilkeldir. Yapım, özellikle savaş ve insanlığın kendi sonunu hazırlaması gibi konulara daha fazla vurgu yapar, hiyerarşi çok fazladır ve tamamen din ile idare edilen bir yönetim biçimi vardır. İnsanın düşündüğünü görünce direkt yok etmek isterler; çünkü şu yazıya inanırlar:
“İnsan denen hayvandan korkun çünkü o şeytanın piyonudur. Tanrı’nın primatları arasında bir tek o spor olsun diye ya da şehvet için ya da açgözlülükten öldürür. O ki kardeşinin toprağını ele geçirmek için kardeşini öldürür. Sayılarının artmasına izin vermeyin çünkü hem kendi evini hem de sizin evinizi çöle çevirecektir. Uzak durun çünkü o ölümün habercisidir.”
Bu alıntı filmin en popüler kısımlarındandır. Filmin sonu, sinema tarihinin en unutulmaz finallerinden biri olarak kabul edilir; ancak devam filmleri çok eleştirilmiştir. Zaman zaman yaratıcı fikirler olsa da ilk filmin kalitesine ulaşamamıştır. 2001 yılında ise Tim Burton kendi yorumuyla “Planet of the Apes”i çeker. Film görsel açıdan oldukça başarılıdır. Maymun makyajları ve kostümleri dönemi için etkileyici görünür. Makyaj ekibinin başında daha önce birçok ünlü yapımda çalışan Rick Baker bulunur ve eser bu alanda oldukça övgü alır. Az bilinen bir bilgi olarak, Burton başlangıçta projeye mesafeli yaklaşmış, hatta birkaç kez yapımdan ayrılmayı düşünmüştür. Ayrıca filmdeki bazı oyuncular rol hazırlığı için haftalar boyunca özel hareket eğitimleri almıştır. Buna rağmen film, karakter gelişiminin zayıf olması ve finalinin yeterince açıklanmaması nedeniyle eleştirilmiştir. 2011 yılında başlayan yeni seri ise farklı bir yaklaşım benimser. Özellikle “Rise of the Planet of the Apes” ve devam filmleri, öncekilerden farklı olarak maymunların nasıl üstün hâle geldiğini anlatan bir başlangıç hikâyesi sunar. Bu yapımlar teknoloji ve görsel efektler açısından seriyi yeni bir seviyeye taşır; özellikle Sezar karakteri izleyiciler tarafından büyük ilgi görür. Buna rağmen bazı eleştirmenler, aksiyon sahnelerinin zaman zaman felsefi tartışmaların önüne geçtiğini düşünmektedir.
Maymunlar Gezegeni evreni yalnızca filmlerle sınırlı kalmamıştır. 1974 yılında çekilen “Planet of the Apes” ve 1975 tarihli “Return to the Planet of the Apes” de bu evreni genişletmeye çalışmıştır. Ancak televizyon bütçelerinin sınırlı olması nedeniyle filmlerdeki etkiyi yaratamamışlardır. Buna rağmen serinin hayranları için ilginç birer yan hikâye sunmuşlardır.
Eser, insanlığın türümüzü kendi kendine yok ettiği gerçeğini yüzümüze çarpan anlatısıyla kült bir klasik olmayı sürdürmektedir.