Mehmet Nuri Erkal Unutulmadı

Adını Antalya kültür tarihine altın harflerle yazdıran prodüktör, şair ve yazar Mehmet Nuri Erkal, vefat yıldönümünde, ANSAN’da (Antalya Sanatçılar Derneği) düzenlenen özel bir törende anıldı.

Moderatörlüğünü AntSanat Dergisi editörü, eğitimci ve yazar Tuncer Çetinkaya’nın yaptığı anma programında Modern Zamanlar Sanat Topluluğu, Erkal’ın eserlerinden derlenmiş şiirlerle programa katılırken, ANSAN Başkanı Cahit Çakcıl, dernek yöneticisi Nadire Sönmez, TRT programcısı ve yazar Gürsel Kaya ile yazarın eşi Aypar Erkal, konuşmalarla etkinlikte yer aldılar.

Tuncer Çetinkaya, açılış konuşmasında Nuri Erkal’ın hayatındaki önemini vurgularken şu ifadelere yer verdi:
“Muhtemelen kendisini tanıdığımda iki-üç yaşlarındaydım. Aypar annem ve geçenlerde kaybettiğimiz babam İsmet Çetinkaya, lisede dönem arkadaşı. Birlikte tiyatrolar sahnelemiş, korolara katılmışlar. Sonraki yıllarda Nuri (Erkal) amca, Behrengi’nin ‘Küçük Kara Balık’ı başta olmak üzere birçok kitapla hayatıma yön verdi. 80’lerin sonlarında, çıkardığı Kırkmerdiven dergisi aracılığıyla yeniden bir araya geldik. İlk üretimlerim orada yayınlandı, ayrıca dergide getir-götür işleri yaparken bir yandan da Aziz Nesin, Fakir Baykurt, Ahmed Arif gibi isimlerle yazışıyordum. Ondan aldığım öğreti, sonraki dönemde bir dergici olmamın da yolunu açtı. Bugün aramızda olup onun şiirlerini okuyacak liseli arkadaşlar, ondan aldığım bayrağı yeni kuşaklara ileteceğim gibi önemli bir anlam taşıyor. Işıklarda uyusun.”

ANSAN Başkanı Cahit Çakcıl, Erkal’ın gerek Antalya’nın kültür ortamına gerek de derneğe hizmetlerinden söz ederken, edebiyat sevgisine açıklık getirdi:

“Genç kuşakların özellikle Kımıl adlı öyküsünü okumasını, oradaki tasvirlere dikkat etmesini dilerim. Son derece basit bir durumdan, incelikle işlenen, müthiş bir gözlem gücüne dayanan eşsiz bir eser. Nuri Erkal, kendisine ne zaman ihtiyaç duysak yanımızda olurdu. Bir şair veya yazar anmasında, görev alan bir arkadaşın işinin çıkması durumunda arayacağımız ilk adres kendisi olurdu. Birkaç gün içinde o kadar titiz bir çalışma ortaya koyardı ki, izleyicileri kendisine hayran bırakırdı. Onu asla unutmayız.”

Nadire Sönmez, ilk denemelerinde yanında en çok Nuri Erkal’ın olduğunu, üretimlerine bir hoca gibi yaklaştığını ve edebiyatta belli bir seviyeye ulaşmasında yazarın çok büyük bir payı olduğunu belirtti. Gürsel Kaya ise TRT dönemlerinde oda arkadaşı olan Nuri Erkal’ın tedrisatından geçmesinin hayatında yarattığı olumlu değişikliklerden söz etti.

Programa Ankara’dan bir yazıyla katılan yazar Sultan Su, “Yaşam olağan şekilde sürerken değerini bilemediğimiz nice insanlar vardır. Şair, yazar, ressam, üreten, yaratan insanlar… Nuri Erkal mesela. Şiirinin temelinde derin bir tarih bilinci, düşünce derinliği, insan sevgisi, yaşama sevinci vardı. Doğduğu kenti unutamamıştı. Sevgi dolu yüreğinden kopan acı ve özlem dolu çığlıkları, Akdeniz’den Diyarbakır’a Dicle’ye uzanıyordu… “Mavi Çığlık” sanki sonsuz bir çığlıktı.” derken, TRTR spikeri Nur Görür, mesajında şöyle dedi:

O kâh kırlangıçlar gibi gökyüzüne özgürlüğü çizer, kah çınar ağacı gibi yeryüzünün derinliklerine sevgi köklerini salardı. Özgürlük ve sevgi yolunda kalplerle buluşabilen nadir insanlardandı. Akdeniz’in kadim ruhunu taşıyan o sımsıcak sesiyle geçmişi bugüne, hüznü umuda bağlardı. Barış onun için bir dilek değil aksine bir hakikat, insanı insana yaklaştıran, kalpleri mutlulukla saran bir çağrıydı. Ve bu kutsal çağrının meşalesini hiç yılmadan elinde taşıyan barış elçisiydi Nuri Erkal. Seninle aynı zamanı paylaşmış olmak, aynı havayı teneffüs etmiş olmak benim için tarifsiz bir şanstır. Ardında bıraktığın her sözcük, her mısra ve yaşattığın her güzel hatıra şimdi bize kalan paha biçilmez emanetindir. Biliyoruz ki; gerçek şairler, gerçek sanatçılar gitmez… Onlar dizeleriyle sevenlerinin yüreklerine yerleşir ve orada farklı yüreklerde hayat bularak ölümsüzleşir… Dostluğun, yol göstericiliğin ve yüreklere dokunan birbirinden değerli eserlerin için teşekkürler…  Ruhun şad olsun Nuri Abi…”

Arkadaşı Rukiye Benek ise, “Senin herkese örnek olan çalışma azmini,  görev sorumluluğunu, birikimini etrafındakilerle paylaşımını, mücadele gücünü – ki Askeri darbe döneminde çok sevdiğin TRT kurumundan başka kuruma gönderildiğinde verdiğin mücadelenin tanığıyız- veee o çocuksu içtenliğini anlatmak isterim. Bir şiirinde söyle demiştin: ’Sevgi Damlasıdır çocuklar  / Analarının yüreğinde / Elele tutuşurlarsa  / güzellik otağı kurulur  / Hayat bahçelerine / Ömür kalemidir çocuklar / Çılgın baharlar çizerler / yeryüzü defterine…’ Sen de yeryüzü defterine çiçekli bahçeler çizerek geçtin bu dünyadan. Ruhun şad olsun can dost…” ifadelerini kullandı.

Yazımızı, “Kımıl” adlı öyküye bu sayımızda yer verdiğimizi hatırlatarak, oğlu Uzay’ın, Erkal için yazdığı şiirle noktalayalım. Seni unutmayacağız Nuri Erkal…

“Dört gün sonra, günlerden yine Babam… / nasıl da eriyip geçti zaman. / Durmadı insafsız. / Hasat vakti yaklaştı, / Ben hazırım gitmeye.

Kelimeler yorgun, / Zaman yine tükendi. / Ama biz bitmedik, / yeni başlıyoruz.

Tut elimi, / Sakın bırakma. / Bu, hepimizin çıktığı bir yolculuk / Adı da sonsuzluk

Bırak olsun, / Direnme. / akışa bırak kendini / Gel, birlikte akalım. / Çünkü sonsuzluk / Bizim. / Biz ise sonsuzluk…”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir