Akdeniz’le Barış

27 Ekim 2023’de yazıldı.

Tüm iletişim araçları kesilmişken

ve bu yazının kimselere ulaşmasını ummazken.

Yankı uyandıracak bir ölüm hayal ediyorum,

bırakın istediğim gibi öleyim.

Bundan böyle kimse benim için ağlamayacak,

kimse yasını tutmayacak ölümümün,

belki bulamayacaksınız cesedimi,

kimseler gömmeyecek beni.

O zaman hava olacak mezarım

ve mezar taşım çocukların

önce gölgesinde saklanıp

sonra büyüyecekleri bir bulut.

Bizi havasız komadılar ey Allahım,

şu çılgınlığı yazmam için bu bir fırsat.

Bu yoklukta özgür değilim,

Hiç kimsenin bilmediği bir ölüm

bekliyorsa beni özgür değilim,

istediğim gibi ölmekte özgür değilim,

ama ölürken özgürüm ben

O halde daha çok yıkın,

daha çok bombalayın,

daha çok ölümle kazın toprağı.

Toprağımız enkaz altından

çıkışın her imkânsız oluşunda

her ölümün açtığı yeni deliklerle

o havayı çalan bir kaval.

Şimdi akşamın sekiz çeyreği,

Uyuyacağım ve hazırlayacağım bedenimi

bir roketin onu patlatacağı ana,

Hazırlıyorum anılarımı ve rüyalarımı;

bir televizyon altyazısı ya da bir dosya

numarası olsunlar diye.

Umalım roket gelsin ben uyurken

ki hiç acı çekmeyeyim.

Savaş zamanı son rüyamız bu bizim

ve en yüce rüyalarımızın acıklı sonu.

Ailenin korkusundan uzaklaşıp

yatağıma giderken şimdi

bir soru soruyorum kendime:

Kim dedi Gazzeliye

uyuyan acı duymaz diye?

Ve daldım uykuya

Haydar el Gazali

Böyle başlamak istedim izninizle. Akdeniz’in hemen kıyısındayız. Akdeniz mavisiyle ve güneşiyle bizi sarıp sarmalıyor ama koca dalgalarını ve oradaki kanı unutmadan barışı konuşalım istiyorum.

Yukarıdaki metin, 27 Ekim 2023’de, tüm iletişim araçları kesilmişken ve yazının kimselere ulaşmasının umulmadığı bir zamanda Haydar el- Gazali tarafından yazıldı. Diğer konuşmaların yanında polemikmiş gibi dursa da ben buradan başlamak istedim.

Akdeniz tabii ki plajlar, tabii ki Eros demek, ama Akdeniz aynı zamanda kan ve felaket de demek.

Hepsi birarada Akdeniz’in yaratıcılığı galiba hepimizi sarsmaya devam ediyor. Nitekim, şu topraklardan az uzakta, yine Akdeniz’de, Platon’dan önce düşünce dünyasındaki herkese yol açan Efesli Herakleitos “polemos pater panton” demiş. Yani “çatışma herşeyin babasıdır”. Burada çatışma, savaştaki çatışma değil, düşüncelerin çarpışması anlamında. Anlıyoruz ki, ta Homeros’a kadar geri gidersek, barışın olabilmesi için -ki bizim de temamız “Akdeniz ve Barış”- önce bir mücadele ve çatışma gerekiyor. Akhilleus’un öfkesi biraz Zeus’un ve tanrıların ortaya koyduğu iradeden kaynaklanıyor. Yine de aynı tanrılar bazı şeyleri yasaklamışlar. Örneğin zehirli oklar atılmasını yasaklamışlar. Bugün olsa kimyasal silâhları da, İHA’ları da yasaklarlardı herhalde.

Akdeniz pek çok ilhamın yeri. Braudel, Akdeniz’i farklı başlıklarda ele almıştı: İklim, coğrafya, insanlar, teknoloji ve tarih. Lâkin bugün Akdeniz’i, Kuzey’in Güney’e ettikleriyle ve etmeye devam ettikleriyle birlikte düşünmek zorundayız. Avrupa Birliği’nin (AB) deniz sınırlarını acımasızca koruyan FRONTEX gemilerinin onlarla, yüzlerle denize döktüğü, tek yön gidiş biletleriyle canlarını kuzeye atmaya çalışan sığınmacı “güneyliler”le de birlikte Akdeniz’i düşünmek durumundayız. Bu bakımdan iki Akdenizli’ye gönderme yapmak istiyorum. Biri, Federico Garcia Lorca, ki “şairlerin ay ışığı “diyorum ona, güneşten çok ayı yüceltmiş olduğu için. Lorca, “duende”den bahsediyor, “toprağın sihri”, bir eylem, bir kadir olma biçimi değil, bir düşünme de değil bir mücadele olarak tanımlıyor. Duende bir yeti değil, canlı bir üslup, kanla ve toprakla yakından ilişkili. Antik bilgilerimizle, antik kültürlerle ilgili “eylem halinde yaratıcılık” diyor duende için. Lorca’ya göre duende, her yerde ama en çok müzikte, dansta ve söze dökülen şiirde. Yani tüm canlı biçimlerde, sürekli olarak doğan ve ölmeye mahkûm oluşuyla da güzel olan bu biçimlerde var olageldiğini söylüyor Granadalı Lorca. Bir başka Akdenizli, absürdün yazarı, Yabancı’nın yazarı Camus, biliyorsunuz Cezayirli, Cezayir toprağını tanımış ve orada yetişmiş birisi. İlginçtir o da şöyle diyor: “Umut, sanılanın aksine, baş eğmekle ilgili, pasif bir duygudur, bir nevi pasif barış durumudur; oysa, hayatın bizzat kendisi baş eğmemekten ibarettir”. İştebu sürekli mücadele meselesi, Herakleitos’un polemos pater pantom’u, kaostan doğan yaratıcılık meselesi Akdeniz’i güzel tanımlıyor.

Ben aynı zamanda, İzmir Akdeniz Akademisi’nin başkanıyım. Gerçi daha ne kadar bu görevim sürer bilmem, ama Akademi’de, sözünü ettiğim Braudel sonrasında iyice öne çıkan bu “yeni ve acılı” olanın bize ne gibi felaketler getirebileceğini sorgularken yazdığım bir metinden kısa bir bölümü sizlere okumak istiyorum: “Akdeniz dünya denizleri arasında belki en fazla arzulanan, hikâyeleri, zenginliği ile yoksulluğu, savaşları ile uygarlıkları, felaketleri ile mucizeleri, kahramanları ile kurbanları birbirine karışan bir mikrokozmos.” Akdeniz bir mikrokozmos olmasaydı, merkezi İskenderiye’de bulunan AB’ye bağlı bir vakfın adı, Stokholm doğumlu, suikaste kurban giden İsveç Dışişleri Bakanı, Anna Lindh olmazdı. Akdeniz bildiğimizi sandığımız ve tahmin ettiğimizden ötebir şey olsa gerek. Metin şöyle devam ediyor: “Bir yandan tarihiyle hepimize ders vermeye devam ederken bir yandan da çözülmez gibi görünen, çoğu kez tüm insanların ve dolaylı olarak yeryüzündeki canlıların hayatını tehdit edip içini sızlatan kaotik bir felaket tiyatrosu sunuyor. Akdeniz’in sorunları ve onları çözerken bulacağı yöntemler ile çözüm yolları hepimizin geleceğine ışık tutacak.”

İzninizle bir anekdotla bitirmek istiyorum. İzmirli bir siviller grubu bir yaz okulu yapıyor. Ben sivillere “apoletsizler” diyorum ya da “üryanlar”… Siviller bir yaz okulu yapıyorlar ama ancak öğleye doğru toparlanıp neşe içinde çalışmaya başlıyorlar. Aynı yerde bir de meditasyon ekibi var. Onlar daha şafak sökmeden esneme hareketleriyle günü karşılayarak başlıyorlar. Ama bu Akdenizlilerin bu çalışma ritmi onları hayrete düşürüyor. İçlerinden biri sivillerden birine sormuş:

“Afedersiniz bir şey sorabilir miyim?”.

“Buyrun”.

“Siz hepiniz İzmirli misiniz?”

“Evet”.

Meditasyoncu: “Rahatsız edici bir rahatlığınız

var”.

Belki de sloganımız bu olmalı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir