Bir insanın ufkundan herkesin ufkuna.
Paul Eluard
“Edebiyat: buradan nereye!” söz konusu olduğunda benim aklıma P. Eluard’ın daha geçen yüzyılın ortalarına doğru söylediği şu tümce gelmektedir: “Bir insanın ufkundan herkesin ufkuna.” Elbette böyle bir tümcenin ardında toplumsal ve siyasal kaygılar güden, içinde yaşadığı gerçekliğin yükünü sırtlamış, çevresinde olup bitene duyarlı, yan tutar (angaje) tutum içindeki bütün sanatçıların, edebiyatçıların başka insanların yaşamına derinlemesine daldıklarını savunma hakkına sahip olduğunun bilinci yatar. Böyle bir tümcenin söylendiği dönemde edebiyatın bireysel bir iş değil, gereklilikten doğan bir iş olduğunu anımsatmakta yarar vardır. O zamanlar yaşanan toplumsal, siyasal olaylar ve bütün dünyada yaşanan savaş dalgası böyle bir tutumu gerektiriyordu.
Pekiyi bugün çok mu farklı?
Şöyle bir bakalım dünyaya. Neredeyse insanı “Üçüncü Dünya Savaşı mı çıkacak?” diye sorduran küresel olayları, ekonomik ve siyasal çıkarlar temeli üzerinde yükselen savaş sorununu, yapay anlağın yaratacağı tehlikeleri, insansız savaş uçakları gibi yeni araçlar üretme yarışını, faşizmin giderek daha yoğun biçimde duyulan ırkçı, baskıcı, ayrımcı, ötekileştirici ayak seslerini, nükleer silahları kullanmakla ötekilere gözdağı veren yayılmacı ülkelerin yeni coğrafyaları kendi çıkarları doğrultusunda biçimlendirme çabalarını bütün benliğiyle duyan, yaşayan bir edebiyatçı artık bunların hepsinden doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenen biridir. Bireyliğinin bilincinde olarak bugünü ve geleceği başka insanların bugününe ve geleceğine doğrudan bağlıdır. Çağının çağdaşı bir edebiyat bu gerçeklik dışında, saf sanat adına, herhangi bir sorumluluk taşımadan, kendine bir özgörev (misyon) yüklemeden varlığını sürdürmeye kalktığında sıradan bir eğlence aracı olmaktan öteye gidemeyeceği gibi kalıcı da olmayacaktır.
Dünya edebiyatı içinde yüzyıllar ötesi bir yolculuğa çıkarak edebiyatın büyük yapıtlar veren büyük toplarının ortak noktalarını ortaya çıkarmak ne demek istediğimi daha anlaşılır kılacaktır. Bu yazarlar yerelden, içinde yaşadıkları herhangi bir tarihsel dönemden yola çıkarak iç ve dış dünyalarının, yaşamlarının gerçeklerini, bütün bu gerçekler içinde insanı anlamaya çalışmışlar ve yapıtlarını evrensel bir edebiyatın yapısını yükselten birer tuğla olarak yerleştirmişlerdir.
Daha eski çağlardan beri edebiyatçıların sözcüklerle insanın düş, düşünce dünyasının gerçekliklerine, yani özlemlerine, korkularına, insan olma, insan kalma kaygılarına tuttuğu ayna insanlık dışı uygulamaların, korkunçlukların vuruşlarıyla zaman zaman parçalansa da edebiyatçılar her seferinde onu yeniden onarmayı bilmişlerdir.
Tam bu noktada kintsugi sanatından söz edilebilir.
Japonların atalarından kalma, kintsugi adı verilen, “çatlağın değeri” anlamına gelen sanatları vardır. Buna göre kırılan seramik, fayans, porselen vazo, tas, tabak vb. bir eşyanın parçalarının yapıştırılarak onarılması söz konusudur. Nesne eskisi gibi göz önündedir. Çatlakları görünmez kılmak için uğraşılmamış, tersine daha görünür kılınmıştır. Kırılan bir eşyanın parçalarının yeniden yapıştırılması onu eskisi gibi yapmaya yetmeyeceği bilindiğinden, bu yapılırken çatlakların içi altın tozuyla doldurulmuş ve onarılan, sağlamlaştırılan nesne aynı işlevi gören, eskisinden daha güzel bir nesneye dönüşmüştür. Bu onarım sırasındaki sanatsal katkı nesnenin güzelduyusal (estetik) bir etki yaratmasını sağlamıştır. Bu eylemin ardında yatan felsefeye göre bir nesnenin kırılması onun sonu değildir, çatlaklar onları gizlemek yerine görünür kılınarak onarılabilir ve yeni bir başlangıca yol açılabilir. Bir eksiklik, bozukluk yeni ve olumlu bir sürecin başlangıcını oluşturabilir. İnsan açısından, edebiyat bağlamında ele alındığında kimi yazarların yazma eylemleriyle Japonların bu kintsugi sanatları arasında hep bir koşutluk kurarım. İster bedensel ister duygusal ya da ruhsal olsun, yazarların ister kendilerinin ister başkalarının açık ya da gizli yaralarının, çatlaklarının arasını altın tozuyla, yani edebiyatla onararak, ona fazladan, daha güzelduyusal bir değer katarak gösterdiklerini düşünürüm.
İşte ancak bu kitsugi sanatının ardında yatan felsefeyi kavramış edebiyatçı bir insanın ufkundan herkesin ufkuna gitmeyi başarır.