Edebiyat ve bütün dallarıyla sanat, bize her zaman daha iyi bir dünyayı işaret eder. Yoksa yazmazdık, müzik, resim, tiyatro yapmazdık. Bu yaratımlar bunu, ya yaşadığımız dünyanın acımasızlığını daha da ağırlaştırarak yapar ya da insanın özgürlüğünü odağına alan bir geleceği ruhumuzun en derinlerine işleyerek. Kimse kabul ettiği, yetindiği, beğendiği bir dünyayı ne yıkmaya ne de yeniden kurmaya kalkar.
İnsan dünyayı öyle bir hale getirdi ki hepimizin payına, yabancılaşmadan çürümeye doğru kanatlanmış bir çağ düştü. Eskiden kendimizi sevdiğimiz bir yalnızlığımız vardı. Artık kendimizi de sevmediğimiz bir yalnızlığımız var. Sadece korku ve acı soluk alıyor evlerimizde. Bir gün hepimiz bir taş masalına döneceğiz.
Bu yıkıma karşı, zavallı insanın tek bir varoluş olanağı var, hemen yanı başındaki öteki yalnız. Ve elbette bütün dallarıyla sanat dediğimiz mucize. Biz, hem dünyayı beğenmeyiz, itiraz ederiz ona, onu reddederiz, hem de ondan vazgeçemeyiz. Dünyayla birlikte yaşayabilmek için şiir yazarız, müzik yaparız, resim yaparız. Dünya, şairin ve hepimizin hem ana rahmidir hem mezarıdır.
Şiirle, edebiyatla insan arasındaki bağ tam anlamıyla bir varoluş bağıdır. Edebiyat, diğer bütün sanat alanlarında olduğu gibi dünyanın, insan tarafından yeniden tasarlanmış halidir. Çocukluktan sonrası bir yaşama cezasına dönen bu dünyanın karşısına, şairin dilini, kişiliğini, hayal gücünü, arzusunu ve acısını sonuna dek kullanarak koyduğu bir güzelliktir.
Şair-yazar, dil içinde dil yaratandır. İnsan içinde insan, toplum içinde toplum yaratandır. Doğayı insanlaştırandır. Onu var eden her şeyin, onu yok eden her şey olduğunu çok erken görmüştür. Onu kuşatan bu gerçekliği değiştirecektir.
Bunun için elinde tek bir gereci vardır: Dil. Edebiyatın/sanatın diline dönüşmemiş hiçbir şeyin bu dünyada bir hayatı olmamıştır, olamaz. Şair, edebiyatçı, herkesin kullandığı dili yeni bir hayale ve hakikate dönüştürür. Yazdığı şiir, şairin parmak izidir, ruh fotoğrafıdır. Bizi sığlıkla, sıradanlıkla, yalnızlıkla, şiddetle kuşatan dünyaya karşı, bütün varlığımızın üzerinde yeniden var olduğu bir yaşama kaidesidir.
Edebiyat kinden doğmaz. Nefretten doğmaz. İnsanın ve doğanın en içten şarkısıdır. En kalabalık, en yaratıcı, en merhametli yalnızlığıdır. İnsan gönül yorgunluğu ile şiir yazamaz, müzik ve resim yapamaz. Kara bir sıkıntıyla nesneleri anlayamaz. İçimizden geçmeyen bir dünyanın müziği de şiiri de olmaz. Biri bize dokunmazsa ruhumuz ışıyamaz. Sözcükleri hayal gücümüzle büyütmezsek hayatla gönül bağımız kalmaz. İnsana inanmadan şiire, şarkıya, resme inanamayız.
Özetle… insan yaşadığı dünyayı anlamak istemiştir. İnsan ruhunun derinlerini bilmek istemiştir. Gerçek kötüdür, acıdır, düzeltmek istemiştir. İnsanın özgür olmadığını görmüştür, yazarak onu gölgeden ışığa çıkaracağını düşünmüştür. Kendi varlığının anlamını kendi oluşturmak istemiştir. Şiir-müzik-resim gibi sanat dediğimiz mucizeyi yaratmıştır.
Ve insan bütün zamanlarda bunu yapmıştır, bütün zamanlarda bunu yapacaktır. Yazmıştım bir zamanlar, dünyanın herhangi bir yerinde şiir yazan birisi varsa ve onu okuyan bir başkası varsa, hiçbir şeyden umut kesilemez.