Yazı bulunduğundan beri edebiyat, insan yaşamını etkilemiştir. Sohbetlerde artık şakaya dönüşen, “Bir kitap okudum hayatım değişti,” sözü abartılı gibi dursa da kitapların yaşamı iyiye, güzele doğru değiştirdiği doğrudur. Hepimiz okuduğumuz kitaplardan etkilendik, zaten davranışlarımızda değişiklik yapamayacaksak neden okuruz ki? Sadece vakit harcamak için okunuyorsa, o zaman kitap hemen tarihe karışır çünkü zaman öldürmenin yolları çoğaldı. Görseller, özellikle dedikoduya benzeyen internet ortamı zamanın katili. Hem insanı teslim alıyor, hem de bilinçaltını yavaştan etkileyip bağımlı yapıyor. Zamanın nasıl harcandığının farkına bile varılmadan, insan birbirinden uzaklaşıyor. Şiddetin en kolay bulaşma yolu. Bütün bunları çok iyi bilen kapitalist sistem, edebiyatı teslim alma yolları arıyor. Bazı kalemleri satın alıp istediğini yazdırıyor, bazılarını susturup yazmaktan soğutuyor. Susturamadıklarını hapse atıp orada çürütüyor. Yaşamını elinden aldıkları da az değil. Bin yıldan beri durum bu. Bana göre en büyük savaş da bu.
Edebiyat dünyasında da uyuşturucu kadar zararlı tehlikeler yok değil. Özellikle çocukların elinde, kötü diyebileceğim kitaplar var. Kitap fuarlarında yazarların hemen hepsi farkındadır, oraya gelen çocukların arayıp sorduğu kitap türlerinin. “Korku kitabı var mı?” diyen mi ararsın, “Ölüm kitabı var mı” diyen mi? Edebiyat nereye ise insan oraya, insanlık nereyeyse edebiyat oraya da diyebilir miyiz? Şiddetin artması, cinayetin çocuk yaşlara düşmesi boşuna mıdır? Bu durum düzelir mi, çocukları en azından kurtarabilir miyiz? Ben bu konuda en çok edebiyata ve eğitime güveniyorum. Devlet politikasıyla yazarları, şairleri, eğitimcileri bu konu üzerinde çalışmaya çağırmalı, çünkü ancak onlar bu düğümü çözebilir. Edebiyatın gücü hiç de küçümsenecek gibi değildir.
Karanlık ne kadar koyu olursa olsun, bir mum onu kovabilir. Yaşamak, karanlıkta cama güneş çizmek değil midir? İşte bu güneşi ancak edebiyatla çizebiliriz. Bundandır karanlık sevenlerin edebiyata düşman olması. Hepimizin dilinde “Toplum okumuyor,” sözü. Doğrudur okumuyor ama toplumun okuması için ciddi çalışmalar yapılıyor mu? Biz edebiyatçılar bu konuda ne yaptık dersiniz? Bence çoğunluk yazdığımız bir kitabı başyapıt sanarak yukarı baktık, oysa toprağa bakarsak göreceğimiz başka bir dünya var.
Elbette edebiyat, sisteme ve zamana göre değişiklik gösteriyor, göstermeli de. Zaten küçük bir öykü bile zamana tanık değil midir? Şiirler, romanlar, makaleler, öyküler, hatta masallar bize o zamanı anlatmaz mı? Okuduğumuz kitaplardan o çağın durumunu ayna gibi görmez miyiz? Yazanlar bunu bilir, mekânı ve zamanı öncelikle düşünür.
Edebiyatın şu çağda işi hiç de kolay değil. Kendisini görünür kılabilmek için koşan teknolojiye yetişmek zorunda. Edebiyata ilgiyi arttırmak için de bozulmadan, daha iyi ve güzel eserler üretmek zorunda. Bir kitap okuyucunun hayatına dokunursa, görseli bırakıp okumayı seçecektir. Ama bunun olması için de içi boş, çözüm üretmeyen, evinsiz, güldüren ama düşündürmeyen, suya sabuna dokunmayan, boş laflardan ibaret kitaplar yazmak gerekmiyor. Çok yazıp çok üretmek yerine, kitabı okuyanın yaşamında değişiklik yapabilen, okumayı seçmesini sağlayabilen eserler üretmeli. Şiirin her dizesi düşündürmeli örneğin. Roman sabun köpüğü gibi uçup gitmemeli. Öykü, makale, okuyanın zamanına değmeli. Böylesi eserler üreten yazarlar elbette var ama bunların duyurulması da sağlanmalı. Kalemi korkuya esir etmemeli. Korku, insana mahsus ama bu yola çıkanların da bu dikenli çalılardan yara alacağını bilerek yürümesi gerekiyor. Boşuna değil, “Kurban olam kalem tutan ellere,” sözü. Bunu hak etmeli derim.
Ayrıca yazarın “Sadece kitabımı yazarım” diye yola çıkması da elbette yanlıştır. Yazarın görevi, aynı zamanda çevresini etkilemesi, doğaya, insana, yaşama dokunması, o sorunlar konusunda çözüm önermesi, kayıtsız kalmaması gerekir ki unutulmasın. Örneğin: Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabağaçlı), sadece güzel eserler yazdığı için değil, çevresine duyarlı, halkın ekmeğine dokunanın karşısına çıkarak, çevreyi güzelleştirerek, insanların hayatına dokunarak bu dünyadan geçtiği için unutulmaz. Yoksa herkes onun eserini okumadı ama onu tanıyor. Yazarın, şairin, yani edebiyatın yolu çok uzun ve çetrefilli ama bu yola çıkanlar bunu bilir. Herkese kolay gelsin. Emeği geçenlerin yüreğine sağlık.