Bu başlığı; öncelikle edebiyatın, özellikle de şiirinin bin yıllar süren yolculuğunun günümüz bilişim ve dijital çağında yara aldığı, hatta bittiği korkusuyla sorulmuş bir soru olarak anladım… Fakat inancım şu ki;
İnsanlığın tarihi kadar derin ve köklü şiir tairhi ve insanın ilk hali kadar eski olan şiir; insanın yaşam karşısındaki duygu, duyarlık ve hissedişinin en katıksız, en içten gelen anlatımı olarak, bu Yeni Çağ’ın yok edici saldırıları karşısında; dirençle, sezgisel bilgiyle, insanlık var olduğu sürece, derin nehirler gibi daha binlerce yıl akarak gelecek imgesi içinde yerini alcaktır. İnsanlık kültürünün öz değerleri dediğimiz yüz yıllardır incelikle işlenip, sevgiyle biriktirilmiş; duygusal, düşünsel değerler, insanın uzun yıllar boyunca kat ettiği yoldan geriye çekilmesine izin vermeyecektir. Yani insan varoldukça, şiir derinlik ve boyut kazanarak varlığını sürdürecektir.Yeni çağın irrasyonalitesinin bireyi yok eden her tür düşünsel yahut fiili saldırısına karşı, şiir,insandan yana tavrıyla, gelecek imgesinin yeniden yaratılmasının da vazgeçilmez olanaklarından biri olmayı sürdürecektir.
Esasen gelecekte edebiyatın ne olacağı, bugünün edebiyatının ne olduğuyla yakından ilgilidir ve açıkçası bu geleceğin edebiyatı üstüne aşırı yorumlar beni pek de ilgilendirmiyor; içinden geçtiğimiz bu korkunç zaman diliminin gerçekleri ve acısıyla daha çok ilgiliyim…
Çünkü ‘zaman ve yaşadığı çağ şairin/yazarın biricik şansıysa’, öyleyse denebilir ki doğru kavranmış zaman ve çağ olgusu büyük yazarları/şairleri var eder. Yahut 2000’li yıllar öncesinde ve sonrasında ülkemizde “büyük” sandığımız kimi yazarların, 2010’lardaki yok oluşunu izlediğimiz gibi, büyük bir yok oluşu film gibi izletir.
Yazarın elinde çağından kaçmak için hiçbir olanak bulunmadığına göre, çağının gerçeklerinden ve acısından kaçmaya kalkışacak yerde, onu sımsıkı kucaklaması gerekir. Yaşadığı zaman dilimi yazarın/şairin tek şansıdır: ikisi de birbiri için yaratılmışlardır ve bulundukları yerden nereye gideceklerine, yine yazarın ve şairin bu uzun yolculuğundaki duruş ve etikasının karar vereci olduğu açıktır; gelecek imgesi de burada saklıdır!
Çağının acısına ve gerçeklerine sırtını dönmüş şairler/yazarlar için yalnızca‘yazık olmuş’ diyebirsiniz. Zamanın önlerine çıkardığı çok büyük fırsatlara sırtlarını dönmüş, imge dünyalarını kapatmış olanlardır onlar… İşte tam da buradan söylüyorum; yaşadığı zamanın gerçeklerini doğru anlayıp, onu imgeye dönüştürenler, aynı zamanda geleceği ve geleceğin edebiyatını da yapanlardır, en azından ‘gelecekte’ söz sahibi olacak olanlar, onlardır!
Edebiyatın, şiirin buradan nereye evrileceğine çağının gerçeklerinden kaçmayan şair ve yazarların yön vereceği açıktır. Çünkü bu karanlık çağ ancak onun getirdiklerinden; acılarından, muhpusundan, ölüm emirlerinden korkmayanların taşıyacağı bir yüktür!
Belki başka ülkelerde yahut ileride daha güzel günler ve çağlar vardır, olacaktır. Ama bizimki şimdilik budur ve bu karanlıkla boğuşarak geleceğe yürüyeceğimizse kesindir!