Giray Ercenk’e Veda

Yıllarca Akdeniz Üniversitesi’nde dersler veren, Antalya rehber camiasının örgütlenmesinde önayak olan, düşünen, yazan, yazılarını gazete ve dergilerde sergileyen bir aydındı. Toplumun nabzını elinde tutan, onunla gülen, onunla üzülen biri, bir düşünce önderiydi. Yazdıkları ile yaptıkları ile Antalya kent sınırları içinde hatta dışında yurt genelinde Giray Ercenk adını çok kişiye öğretti. Çok insan tarafından sevildi sayıldı.

Yazılarını, denemelerini, görüş ve düşüncelerini, gazete ve dergilerde yer alan yazılarını önce “Damdaki Deve Sürüsü” adlı kitabında topladı. Makaleler yazdı. Döşemealtı’na adını veren antik yolları inceledi. Sonra yazmaya devam etti ve zamanını çok iyi tanıdığı Antalya kentini üç bölgeye ayırarak ve bölgeleri ayrıntılarıyla inceleyerek, coğrafi, tarihi özellikleri, tarımsal ve ticari değerleri, kültürel ve sanatsal anlayışları ve insan faktörünü ön plana çıkartıp incelerek büyük boyutlu, oylumlu üç kitap halinde tamamladı. Kitaplarının adlarını sıra ile “Dünden Bugüne Döşemealtı ve Su Saklama Yapıları”, “Dağın Dili” ve “Dünden Bugüne Teke Eli- Bir Üretim ve Yaşam Havzası’nın Coğrafya, Tarih ve Kültür Bağlamında İnsan Hikâyesi” koydu. Her üç oylumlu kitap da ATSO tarafından basılarak okurun yararına sunuldu.

Yazar Ercenk’in söz konusu ettiğimiz üç kitabı da kenti daha yakından tanımak isteyen kimseler için el altında bulundurulması gereken birer başucu kitabına dönüştü. Yazar, her üç kitapta da kenti, bölgeler halinde ve uçtan uca ayrıntılı biçimde inceledi. Büyük emek ürünü, yıllara ve gözlemlere dayalı çalışmalardı kitapların her biri. Kişisel konuşmalarımızda Ercenk bey, bu üç kitapla Antalya’yı tanıtma görevini büyük ölçüde tamamladığını söylerdi.

Yazarın son kitabı, “Firavunlar Niye Var?” adını taşıyordu. Kitapta yer alan yazılar sevgili Ercenk’in değişik yıllarda kentte yayın yaşamını sürdüren yerel gazete ve dergilerde çıkan yazılarından daha önce basılmamış, ama güncelliğini bugün de koruyan yazılarından oluşuyordu. “Damdaki Deve Sürüsü” adlı ilk kitabının devamı gibi. En azından bana öyle geldi. Her ikisini de okuduğum için bunu rahatlıkla söyleyebilirim. İmzalayıp bana ya elden verirdi ya da evinin önündeki büfeye bıraktığını, oradan alabileceğimi söylerdi. Kitapları konuşur, konulara yaklaşımını ilginç bulur, anlatımına ve örneklemelerine imrendiğimi söylerdim. Hoşuna giderdi.

Bir genelleme yaparak, Giray beyin tüm kitaplarındaki özgün anlatımını, konuları birbirine bağlayışını, yazılarını örneklerle süsleyişini, yazılarında kullandığı özdeyişleri, şiirleri ve alıntıları seven, merak edenlerin okuması gereken kitaplar olduğunu söyleyebilirim. Samimi görüşüm budur. İlginç şeyler öğreneceklerine eminim.

Giray bey, yazı yeteneğinin farkında, anlatımından emin bir biçimde her seferinde çok ilginç açıklamalarla çıkıyordu okurun karşısına, bilgilerini paylaşıyor, asla kendine saklamıyordu. Ben yazdım diye gurur duyarken, kent için yaptığı önemli görevin altını çiziyor, farkındalık yaratmaya çalışıyordu. İleteceği düşünceyi eğmeden bükmeden dosdoğru söylüyor, dolaylı anlatımın ardına saklanmıyor, ima etmiyordu. İnsan yüreğini okuyor, kendi yüreğini okurlarına açıyor, görüşlerini dertleşir gibi bir söyleşi havasında okuruyla paylaşıyordu. Yüz yüze konuşuyor gibi yazıyordu. İçten, dostça yazılardı hepsi.

Ulusal bilinci sınırsız olan Giray kardeşimizin doğa sevgisi ve koruma bilinci de çok gelişmişti. Korunacak ne varsa peşindeydi. Ağaç, fidan, çalı demez, tarih, coğrafya demez, Anadolu’yu dolar diline, yurt sevgisi konusunda gösterdiği duyarlılık sınır tanımazdı. Yolu Bezirgan’a düşer, Likya lahitlerini (taş mezarlarını) andıran ahşap tahıl ambarlarını görür köylülerin, yüzyılların geleneğinden söz ederdi. Yok edilmesine dayanamaz, korunup kollanmasını görev bilir, ilgilileri uyarırdı. Bıkmaz usanmaz anlatır, konuya defalarca dikkat çekerdi. Tutarlıydı, yalın gerçeği yazardı. Çevresini uyarırdı. Bilge rehberdi. Yeri gelir, “yol” anlamına gelen Harran’dan söz ederdi. Mezopotamya’yı, Anadolu’ya bağlayan ticaret yolu üzerinde olduğu için bu adı aldığına dem vururdu. Kentin Ortaçağda bilime verdiği değere ve İslam üniversitesine değinirdi. Açıklamayı, örneklemeyi görev edinirdi. Bunu hep yapardı. Birkaç örnek vererek ardından analım sevgili arkadaşımızı:

“İslam inancında ‘yağmur’, ‘rahmet’ demektir. ‘Döl yatağı’ anlamına gelen ‘rahim’ ile yağmuru ifade eden ‘rahmet’ sözcükleri Arapça ‘esirgeme / koruma’ anlamına gelen ‘r(a)hm’ kökeninden gelmektedir.”

“Herkes, Hıristiyanlığın kurucusu olarak Hazreti İsa’yı bilir, ama gerçek kurucu, gerçek yayıcı Tarsuslu hemşerimiz Aziz Paulus’tur.”

“Üç kıtayı birleştiren Akdeniz, yüzyıllarca dünya ticaret, siyaset ve güç alanı coğrafyası konumunu korumuştur.”

“Eski çağlarda akarsuların her biri birer tanrı olarak kabul edilirdi.”

Kentleri kent yapan, tanıtımlarını adam gibi yapan, bozulmalarını içine sindiremeyen insanlar vardır. Antalya için Süleyman Fikri, Burhaneddin Onat, Side için Suat Şakir, Bergama için Osman Bayatlı, Gökova için Şadan Gökovalı, Bodrum için Halikarnas Balıkçısı ilk akla gelenlerdir. Balıkçı bugünün Bodrum’unu görse dolu ağız küfreder, oluşan çirkinliğe öfke kusardı. Giray bey, onu anarak, doğayı sevenlerin Balıkçı gibi yapacağını, hainlerin ise, yakıp, yıkıp, berbat edeceğini söylerdi. Yerden göğe haklıydı. En son Antalya Arkeoloji Müzesi’nin kapanışının ardından müze önünde toplanıp tepki koyan duyarlı insanların arasına girerek konuşma yapmış, tepkisini açıkça ortaya koymuştu. Yerden göğe haklıydı tepkisinde. Kent halkının tümüyle müzeyi sahiplenmemesini de içine sindiremiyordu.

Aramızdan ayrıldığı güne kadar, onca deneyimin ardından, onca olaya tanıklık etmiş, nice olumsuzluk ile karşılaşmışken, umutvar davranışını hiç değiştirmedi. Umudu, var olma iddiasını ortaya koyan iradenin dinamiği olarak görmeye, inatla yaşamaya, sağlıklı kalmaya, yazmaya ve sivil toplumlarda çalışarak yurttaş görevini yapmaya inatla devam etti. Bilge tavrı ile önerilerde bulundu. Dolu dolu yaşadı. Kumaşı iyi kumaştı. Son güne kadar hakkını verdi.

Kendisini asla unutmayacak, deneyimlerinden yararlanacak, onun ömür tükettiği cumhuriyet ve kazanımları için çalışmaya, üretmeye devam edeceğiz. Onu sonsuzluğa uğurlarken, “Yattığın yer, çiçek dolu, ışık dolu, huzur dolu olsun. Kente güzellikler ekledin, güzellikler bul” diyoruz.

antsanat

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir