Türk roman ve öyküsünün önemli ismi, Antalya Edebiyat Günleri’nin Onur Ödüllü yazarı Necati Tosuner’i (1944 – 2026) kaybettik. “Özgürlük Masalı”, “Kambur”, “Kasırganın Gözü”, “Korkağın Türküsü”, “Çırpınışlar” gibi eserleriyle tanınan değerli yazarımızın anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.
Oldum bittim imrenirim hazırcevap kişilere. Necati Tosuner, hazırcevaplığına imrendiklerimdendi. Hatay Meyhanesi’ndeki perşembe masamızın Asım Bezirci’den sonraki döneminde, Kadıköy çıkışlı Türk Dili Dergisi’nin de (Bu dergi, Osmanlıcacılara verilmiş TDK’nın yönetimine geçen Türk Dili dergisi) aynı dönemde yayımlanmakta olmasına karşın, kendi adına ‘dergisi’ sözcüğünü de ekleyerek Türk Dili Dergisi adıyla çıkabiliyordu.
Miskinoğlu’nu özellikle Elif Sorgun (Gerçek adıyla Zuhal Tekkanat. Cemal Süreya’nın ayrıldığı eşi.) “başkan başkan” seslenişleriyle masanın başkanı havalarına sokuyordu. Miskioğlu da seviyordu bu havayı. Kendi en erken gelir, sonra gelen herkesi önceden gelmişlere, masadakilerce tanınıyor olsa bile, bir de kendi göstererek, adını yüksek sesle söyleyip tanıtır, bir ara da defterini çıkarıp o gelenin adını, gelenler arasına yazardı.
Miskioğlu’nun Türk Dili Dergisi yönetmenliği ile edindiği bir ünü vardı: Dergisinin künyesine koyduğu “Bu dergi, gelen yazılardaki yabancı sözcüklerin yerine olanakları ölçüsünde Türkçelerini koymayı görev bilir” tümcesinden ürettiği yetkiyle, şiirmiş, öyküymüş, denemeymiş, röportaj sorusu ya da yanıtıymış dinlemeden, yazarına şairine sormadan, Allah ne verdiyse, öztürkçeleriyle değiştirirdi. Öztürkçeci olmama karşın ben de o işlemden ağzı yananlardan olduğum için, birkaç yazıdan sonra bir karşı çıkış mektubu yollayarak kesmiştim yazı vermeyi. Benim gibi başkaları da vardı yazı vermeyi kesen.
Yazdıklarıyla tanınmasının dışında, kambur oluşu nedeniyle, bir kez karşılaşanın zaten unutmadığı Tosuner’i kişisel olarak da masamızda tanımayan yoktu. Tosuner aramıza gelince, Ahmet Miskioğlu onu tanıtırken, Türk Dili Dergisi’ndeki sözcük değiştirmelerinden ağzı yananlara duyurup haklı görünmek için sesini daha da yükseltip dokunaklı biçimde titreterek: “İşte… Öykülerinde… Romanlarında… Tüm yazılarında… Hüzün yerine… Üzünç diyen… Necati… Tosuner…” diye tanıtıp duyururdu. Tosuner de gülerek oturup sessizliği bekledikten sonra, “Ahmet Bey” derdi, “Ben onları… Siz çizip çizip üzünç yapmayasınız diye, baştan üzünç olarak yazıyorum.”