Niyetin Diyeti: Bir Edebiyat Tartışmasına Farklı Yönden Bakma Çabası

“Türk edebiyatı mı, Türkçe edebiyat mı?” tartışmasına uyguladığımızda asıl sorunun sözcüklerin sözlük anlamı değil, o sözcüklere yüklenen niyet olduğu ortaya çıkmaktadır.

Ferruh Tunç’un T24 internet sitesinde yayınlanan “Yan tutmak mı, yer açmak mı?” başlıklı yazısını okuduktan sonra “Türk edebiyatı mı, Türkçe edebiyat mı?” tartışması üzerine tekrar düşünmeye başladım.

Son birkaç yıldır görüşlerine başvurduğum edebiyat kamuoyunun bazı önemli adlarından hareketle bu tartışmayla ilgili genel düşüncenin üç ana başlık altında toplandığını gördüm.

“Türk edebiyatı mı, Türkçe edebiyat mı?” tartışmasına uyguladığımızda asıl sorunun sözcüklerin sözlük anlamı değil, o sözcüklere yüklenen niyet olduğu ortaya çıkmaktadır.


Birinci grupta yer alanlar “Daha fazla tadımız kaçmasın.” düşüncesinde olup bu tartışmanın çok uzadığı, her iki ifadenin de edebiyatımızı adlandırma konusunda başvurulabilecek ifadeler olduğu, bu konuyu tartışmanın anlamsız bir uğraş olduğu ve bu kadar uzayan bir tartışmanın edebiyatımıza katkıdan çok zararı olacağı konusunda görüş birliğine varan geniş bir kitleden meydana geliyor.

Bu gruptaki yazar ve şairlere göre edebiyat terimleri ile ilgili son kararı zaman verecek olup mevcut tartışmaların zamanın hükmüne herhangi bir etkisi olmayacağı yönünde.


İkinci başlık altında toplananlarsa “Türk edebiyatı mı, Türkçe edebiyat mı?” tartışmasını Cumhuriyet’e karşı yürütülen bir mücadele pratiğinin terim bilgisel alanı olduğu konusunda hemfikir olup, “Türkçe edebiyat” ifadesini kullanan kesimin diğer ulusların edebiyatlarını adlandırırken dile değil de ulusa dayalı bir adlandırma kullanmalarını bilinçli bir çelişki olarak değerlendirirken, bu adlandırmaya başvuran Cumhuriyet karşıtı grubun kötü niyetli terim değişiklik taleplerine karşı sert bir tavır takınılması konusunda görüş birliğine varmış durumdalar.


Üçüncü başlık altında toplananlarsa başka ülkelerin kullandığı adlandırmaların Türkiye özelindeki adlandırmayla ilişkilendirilemeyeceği, Türkiye’nin terör meselesinden kaynaklanan özel bir durumu olduğu, Türkiye gibi çok dilli, çok etnisiteli, çok mezhepli bir ülkede edebiyat adlandırmasında ulusal kimlik vurgusu yapılamayacağı, böyle bir vurgunun faşizmle/ırkçılıkla/kafatasçılıkla eş değer bir dünya görüşünün olağan sonucu olduğu düşüncesinde birleşmiş durumdalar.


Her üç düşüncenin de eleştirilebilecek yönleri bulunmakla birlikte Ferruh Tunç’un yazısıyla birlikte yeni bir başlık açma ihtiyacı duyanların da olduğunu görüp mutlu oldum.

Bu tartışmanın bir anlam tartışmasından çok bir bağlam tartışması hâline geldiği de su götürmez bir gerçek olarak önümüzde duruyor.

Bundan yüz yılı aşkın bir süre önce (1899) Mehmet Emin Yurdakul “Türkçe Şiirler” başlıklı bir kitap yayımladığı zaman hiç kimse “Neden Türk şiiri değil de Türkçe şiir?” sorusunu sorma gereksinimi duymadı. Çünkü dönem düşünsel yapısı itibarıyla ulusal kimliği bir sorun olarak gören siyasal bir düşüncenin aydın kamuoyunca sahiplenilmediği biliniyor.

Ancak günümüz şartları/bağlamı düşünüldüğünde Türk kimliğine ve Cumhuriyet’in yurttaşlık tanımına ilişkin yıkıcı bir tavrı sahiplenme konumunda bulunan adların belli bir aydın kamuoyu oluşturduğu, hatta bu aydın kamuoyunun belirleyici gücünün niceliksel gücünden çok daha fazla olduğu görülmektedir.

Mevcut bağlam tartışması, anlamlandırma sorununun da yaratıcısı gibi görünüyor. Tartışmaya bu noktadan baktığımız zaman Umberto Eco’nun edebiyat okuması için kullandığı üç niyeti adlandırma sorununun kaynağına uygulamamız lazım.

Eco’nun edebiyat okumasında üç niyetten bahseder: Bunlardan ilki yazarın niyeti (intentio auctoris), ikincisi metnin niyeti (intentio operis), üçüncüsü de okurun niyeti (intentio lectoris).

Eco’ya göre metnin niyeti, “örnek okur”u kurmaktır. Örnek okur, metinden uygun verileri alarak doğru bir yoruma ulaşan kişidir. Bir metinle ilgili birden çok yorum olanaklı olsa bile, metnin kurgusu belli yorumların “aşırı yorumlar” olduğunu ortaya koyar.

Günümüzde sık kullanılan bir ifadeyle açıklamak gerekirse metnin niyeti, o metni doğru bir şekilde anlayabilecek okuryazar kişiler yetiştirmektir.

Bu çerçeveyi “Türk edebiyatı mı, Türkçe edebiyat mı?” tartışmasına uyguladığımızda asıl sorunun sözcüklerin sözlük anlamı değil, o sözcüklere yüklenen niyet olduğu ortaya çıkmaktadır.

“Türk edebiyatı” diyenlerin niyeti çoğu zaman tarihsel ve kültürel bir sürekliliğe işaret edip bilimsel bakış açısını somutlamaktır. Buna karşılık “Türkçe edebiyat” ifadesini tercih edenlerin bir kısmı daha kapsayıcı bir alan olduğu savıyla edebiyatı dil merkezli bir terimle tarif etmeye çalışırken bir kısmı için bu tercih Türk kimliğinin kurucu rolünü geri plana itme, Cumhuriyet’in ulusal aidiyeti bulunmayan etnik kökenlere imtiyaz tanımayan yurttaşlık tanımı ile hesaplaşma arzusuyla bağlantılıdır.

Tam da bu noktada Eco’nun “aşırı yorum” kavramı devreye girer. Bir kavramın tarihsel bağlamını görmezden gelerek onu bütünüyle başka bir siyasal anlamın taşıyıcısı hâline getirmek, çoğu zaman metnin değil okurun niyetini ortaya koyar.

Bu nedenle tartışmayı yalnızca bir adlandırma meselesi olarak görmek yanıltıcıdır. Asıl mesele edebiyatı hangi tarihsel ve kültürel bağlam içinde konumlandırdığımızdır.

Yüzyılı aşan bir birikimi olan bir edebiyat geleneğini adlandırırken kullanılan kavramlar elbette tartışılabilir; ancak kavramların içini boşaltan siyasal niyetler de aynı açıklıkla tartışılmalıdır.

Belki de bugün yapılması gereken şey, edebiyatın adını değiştirmek değil, onu doğru okuyabilecek “örnek okur”u yetiştirecek düşünsel zemini güçlendirmektir.

Terim bilimi açısından bakıldığında da mesele yalnızca bir tercih meselesi değildir. Bilimsel adlandırmada, herhangi bir ne’lik tartışmasında, ontik duruma ilişkin belirlemelerde doğruluktan çok daha önemli olan ölçüt tutarlılıktır.

Bir kavramı adlandırırken o kavramın tarihsel kullanımını, yerleşik anlamını ve benzer alanlardaki adlandırma biçimlerini dikkate almak gerekir.

Bu açıdan bakıldığında “Türk edebiyatı” ifadesi yalnızca Türkiye Cumhuriyeti’ne ait bir edebiyatı değil, yüzyıllar boyunca Türk topluluklarının oluşturduğu yazın birikimini kapsayan yerleşik bir terimdir.

“Türkçe edebiyat” ifadesi ise bu tarihsel sürekliliği daraltan, edebiyatı yalnızca dil düzlemine indirgeyen bir tanımlamadır. Oysa edebiyat yalnızca dilin ürünü değildir; tarih, kültür, toplum ve kimlik gibi unsurların birleşiminden doğan bir kültürel alandır.

Ayrıca dünya edebiyatlarına bakıldığında da genel adlandırma pratiğinin ulus adları üzerinden kurulduğu görülür: Fransız edebiyatı, Alman edebiyatı, Rus edebiyatı, İngiliz edebiyatı gibi.

Bu adlandırmaların hiçbiri yalnızca dilin teknik kullanımını ifade etmez; o dili kullanan toplumun tarihsel ve kültürel varlığını da işaret eder.

Dolayısıyla yalnızca Türkiye söz konusu olduğunda edebiyatı ulusal kimlikten koparıp dile bağlayan bir adlandırmayı ısrarla savunmak, masum bir terim bilim önerisi olmaktan çıkar ve ister istemez siyasal bir niyet tartışmasını gündeme getirir.

Dünya ölçeğinde yerleşmiş adlandırma biçimleri ortadayken yalnızca Türk edebiyatı söz konusu olduğunda farklı bir ölçü önermek, en azından ciddi biçimde sorgulanması gereken bir tutumdur.

Sonuç olarak mesele yalnızca iki sözcük arasındaki bir tercih değildir. “Türk edebiyatı” ile “Türkçe edebiyat” arasında yapılan tercih, edebiyatı hangi tarihsel ve kültürel bağlam içinde düşündüğümüzle doğrudan ilgilidir.

Yüzyıllar içinde oluşmuş bir edebiyat geleneğini adlandırırken kavramların içini boşaltan yeni tanımlar üretmekten çok, yerleşik ve tutarlı adlandırmaları korumak daha sağlıklı bir tutumdur.

Çünkü kavramlar yalnızca sözcükler değildir; bir hafızanın, bir birikimin ve bir sürekliliğin taşıyıcısıdırlar.

Bu nedenle tartışmanın sonunda belki de asıl sorulması gereken soru şudur: Edebiyatımızın adını değiştirmeye gerçekten ihtiyaç var mı, yoksa bazı kavramları tartışmaya açarak o kavramların işaret ettiği tarihsel ve kültürel sürekliliği görünmez kılmaya mı çalışıyoruz?

Bu soruya verilecek dürüst cevap, tartışmanın yönünü de belirleyecektir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir