Puslu Bir Uzaklığa İtilen Hakikat

Dijitalleşmeyle birlikte hızla değişen iletişim biçimleri, bilgi teknolojileri ve yapay zekâ kullanımı hayatlarımızda köklü değişimlere neden oldu. Hakikatin puslu bir uzaklığa itildiği bugünlerde ona ulaşmak için yürümek zorunda kaldığımız kirli yollar ve bu yolda ilerlerken geçirdiğimiz değişim görmezden gelinemeyecek önemde. Üstelik bu köklü değişime devletlerin yeniden bölüşüm savaşında halklara giydirdiği kanlı gömlek de eklenince bulanık bir nehirde yüzer gibiyiz. İletişim biçimleri değiştiğinde edebiyat ve sanatın, hakikati görünür kılacak “yeni bir dil” arayışına girişmesi kaçınılmaz. Dijitalleşmenin hayatımıza soktuğu yeni yöntemlerin kullanımı yaygınlaştığında edebiyat nereye evrilecek kestirmek zor ama bu yolun sonunda verilere boğulan iletişim ortamında, kusurlu da olsa yalınlığın öneminin artacağını düşünüyorum. Görsel sanatların baskın anlatım ögeleri ve tüm ağırlığından kurtulmuş bir dil eşliğinde hikâye etme becerileri yan yana salınacak. Bu ikisi anlaşacak ya da savaşacak bilmiyorum ama savaşma ihtimalini daha güçlü görüyorum. Tüm bu çatışmadansa yeni değerler dünyası oluşacak. Yapay zekâ elinden çıkan yapıntı yaratıcı metinler, görsel okuryazarlığın gövdesinde sakatlanmış bir bilinç, görüngüler dünyasında ve her alanda temiz bir yol açmaya çalışan hakikat savunucuları gırtlak gırtlağa olacak belki de. Hakikat savunucusu kimdir diye sorulacak olsa tam tanımını yapamam ama şimdilik böyle bir soyutlamayla yolumu bulmaya çalışırken onların sanatçılar arasından çıkacağına inanmak istiyorum.

 Ancak asıl can alıcı olan edebiyatın gerçek gücünün insanı ve yaşamı, çağın vicdanı olabilecek bir bellek yaratarak anlatmasında saklı. Dijital devrimle birlikte biçim değiştiren savaşlarda iyiden iyiye görünmez kılınan, tükürülüp atılırken bile bir dozerle üstünden geçilen sıradan insanın sesini duymak ve duyurmak… Geçmiş, geçip gitmiş ve değiştirilemez olsa da devletlerin resmi tarihine bakıldığında, tırnak ucu kadar bile görünür olamayan yaraları, onu yaşayanları kuşatan puslu manzaralarla birlikte ortaya koymaktır. Kavram dünyamızı kuran bazı değerlerin durmaksızın saldırı altında olduğu bu sürükleniş günleri nereye varacak bilinmese de genişleyen sınır hatları altında yatan aç çocuk bedenlerini hatırlatmanın bir yolunu bulacaktır edebiyat. Ne de olsa tüm teknolojik gelişmelere rağmen,

“Geçti içimizden biri koca denizi. Gide gide buldu bir yeni kara, Bir sürü insan koştu ardından, orada büyük şehirler kurdular alın teri ve akılla. Ama ekmek satılmadı eskisinden ucuza…”)  (*Brecht B. (1985), Halkın Ekmeği, S 61 Yardım Etmek Ya Da Zor Kullanmak, Say Yayınevi, Ankara) diyen bir mirasın, vicdanı ve mücadelesiyle nefes alabiliyoruz ancak.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir