“Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır” der Mustafa Kemal Atatürk. İki tarihi roman yazan İbrahim Dağhan ile roman ve tarih ilişkisini konuştuk.
Günümüz doktor-hekimlerinin insanlık tarihindeki bilge ve şifacı şamanların devamı olduğunu düşünüyorum. Bunun da işaretlerini son dönemde doktor-hekimler yazdıkları kitaplar ile veriyorlar. Siz yazmaya nasıl başladınız?
Bu yolcuğa çıkan herkes gibi ben de okuyarak başladım diyebilirim. Tarih, özellikle insanlık tarihi, sosyoloji, mitoloji, ayırt etmeden klasikler ve okunmaya değer her şeyi okumayı severim. Aldığımız tıp eğitimi ve daha sonraki meslek hayatımızda bütün sanatların temel unsuru olan insanın bedensel ve ruhsal birçok yönünü görüp öğreniyoruz; doğum, ölüm, sevinç, üzüntü, korku, öfke, utanç, nefret, umut, coşku, beklenti, heyecan, mutluluk… Bu duygular ve olaylarla yoğun bir şekilde karşılaşıyorsunuz. Albert Camus “Dünya aydınlık bir yer olsaydı sanat olmazdı” der. Biz de insana ait bu aydınlık olmayan dünyayla fazlaca yüzleştiğimizden sanatın bir dalıyla uğraşarak kendimize bir çıkış yolu arıyoruzdur belki de. Biraz önce bizleri şifacı şaman olarak tanımladınız. Şamanlar ruhlarla insanlar arasında iletişim kurduğuna inanılan, hastaları iyileştiren, acıları dindiren “otacı” olarak anılmışlardır. Bu anlamda “ayna” onlar için çok değerli bir eşya olmanın yanında çok önemli bir metafor aracıdır. Şamanlar ellerindeki bu ayna sayesinde “başka dünyaları” görür ve gördüğü bu bambaşka dünyaları diğer insanlara gösterirlerdi. Tabiri caizse ben de gördüğüm bu başka dünyaları üniversite yıllarından itibaren küçük küçük hikâyeler yazarak göstermeye başladım. Ne zaman ki R. M. Rilke’nin tabiriyle “Yazmadan yaşamayı becerebileceğini sanıyorsan yazma” noktasına geldiğimi hissettiğimde daha büyük ve daha kapsamlı bir şeyler yazmam gerektiği anladım. Yazma serüvenim bu şekilde başlayıp şekillendi diyebilirim
İlk romanınız Miras Aşklar Miras Acılar da ikinci romanınız Kaleiçi Çıkmazı da iki tarihi roman. Niye tarihi roman yazmayı seçtiniz? Hekimlik zor, yorucu bir meslek. Roman yazımı ise disiplin isteyen bir sanat dalı. Zaman kullanımı bağlamında çalışma tarzınız nasıl? Ayrıca tarihi roman yazdığınız için ön hazırlık ve araştırma da hayli vaktinizi almıştır.
Tarih okumayı çok sevdiğimi söyledim. Okudukça aslında her şeyin değiştiğini ancak insanın kendisinin hiç değişmediğini gördüm. İnsanın karşılaştığı olayların çeşitlendiğini ancak duygu, düşünce ve davranışının hele ilk insandan itibaren var olan ilkel veya içgüdüsel duyguların hiç değişmediğini gördüm. Sonuçta tarih hep tekerrür edip dururken insanoğlu da hep varoluşsal bir mücadele vermekte. İşte insanoğlunun hiç ders almadığı bu varoluşsal mücadele beni tarihi romanlar yazmaya itti.
Evet hekimlik hem zor hem de yorucu bir meslek. Ancak şunu hemen söyleyebilirim ki roman veya herhangi bir yazı yazarken yorgunluğumu attığımı ve dinlendiğimi hissediyorum çünkü yazmayı çok seviyorum. Okul yıllarında öğrendiğim Latinlerin bir sözü var; “Dixi et salvavi animam mean” anlamı “Söyledim ve ruhumu kurtardım”. İşte ben de yazarken hem bedenen hem de ruhen günün ve yılların yüklerinden kurtulduğumu, rahatladığımı hissediyorum. Ancak sizin de ifade ettiğiniz gibi roman yazımı çok disiplin isteyen bir sanat. Disiplinin içinde daha fazla zaman ayırma var aslında. Ayrıca yoğunlaşmak ve bunu devam ettirmek önemli. Gün içerisinde ne yaşarsanız yaşayın yazmaya başladığınızda her şeyi geride bırakıp romandaki olaylara kaldığınız yerden devam edip karakterlerinize dönüşmeniz gereklidir. Veya tersine romanı geride bırakıp işinize dönebilmelisiniz. Zaman konusuna yine dönecek olursak geceleri ve hafta sonları bazen de izinlerimde çok ciddi mesailer harcıyorum diyebilirim. Bu disipline uymanın en zor taraflarından biri de moral, motivasyon durumunuz. Eğer burada takılırsanız ilerleyemiyorsunuz. Sanatta ilk kıvılcım haricinde ilhamın acemilerin ihtiyacı olduğunu anlıyorsunuz. Özelinde roman yazımı, diğerlerinin vazgeçtiği yerde dayanmakla ilgili. Bence nice muhteşem olabilecek roman denenmediği veya yarı yolda bırakıldığı için yazılamadı. Evet ön hazırlık ve araştırmalarım uzun sürüyor. Birinci romanımın ön hazırlığı, araştırması ve bilgi toplaması bir yıl sürdü mesela. Bazen küçücük bir bilgi hatta bir kelime için bir günümü harcamam gerekti.

İkinci romanınız Kaleiçi Çıkmazı’nda Antalya-Kaleiçi’nin de bir roman kahramanı olduğunu görüyoruz. Siz romanı kurgularken bu coğrafi kahraman için özel bir çabanız oldu mu, yoksa Kaleiçi kendini mi yazdırdı?
Kaleiçi Çıkmazı bir kent tarihi romanı. Bence Antalya demek Kaleiçi demek. Binlerce yıllık yaşamın var olduğunu bildiğimiz bir yerin bir roman kahramanı olmasını fazlasıyla hak ediyor. Zengin bir tarihe, kadim bir kültüre, benzersiz arkeolojik yapıtlara, emsalsiz gelenek ve göreneğe, denizle iç içe geçmiş hümanist bir yaşam biçimine ve eşsiz bir coğrafyaya sahip Kaleiçi mekân olarak bir roman karakterinde olması gereken unsurları fazlasıyla barındırıyor. Bu anlamda romanın ana karakterini oluşturdu diyebilirim. Romanın konusu, kurgusu ve diğer karakterler belli değilken “O” belliydi. Ana karakter Kaleiçi olunca da diğer her şey daha kolay oldu diyebilirim. Özel bir çabadan bahsedecek olursam Sn. Hüseyin Çimrin’den bahsetmem lazım. Gerek bizzat verdiği bilgilerle gerekse de eserlerinden çokça faydalandım. Buradan ona çok teşekkür ediyorum. Onun dışında bir zamanlar Kaleiçi’nde yaşamış insanlardan aldığım bilgiler de çok kıymetliydi.
Bir okur olarak merak ediyorum, acaba tezgâhta yeni bir roman var mı?
Olgunlaşmaya bıraktığım projelerim var. Ama duyduğumda beni etkileyecek küçücük bir anı, hikâye, söz, duygu, obje bir anda her şeyin önüne geçebilir.
Bu söyleşide soruları siz hazırlasaydınız, İbrahim Dağhan’a ne sorardınız?
“Neden bu kadar geç yazmaya başladın?” diye sorardım. Bu sorunun cevabını ben bilmiyorum ama muhtemelen yazmanın doğru zamanını kimse bilemiyor. Ancak yazmaya hevesliler için söylüyorum; Yola çıkmaktan korkmasınlar, çekinmesinler, ertelemesinler… “Hayat en iyisini yapmanızı gerektirmiyor; sadece en iyisini denemenizi gerektiriyor.” (J. Brown)