“1974 yılına gelindiğinde, festival tarihinde önemli bir kırılma yaşanır. 9 Aralık 1973 tarihinden 12 Eylül 1980’e kadar, iki dönem işbaşında kalacak olan Av. Selahattin Tonguç’un kente damgasını vurduğu yıllar, Altın Portakal’da en büyük atılımın gerçekleştiği süreç olarak hatırlanacaktır.”
Ardında bıraktığı 10 yıllık dönemde, pek çok sorun yaşamakla birlikte kalıcı olma adına önemli bir mesafeyi de kat eden etkinlikteki farklılaşma, Tonguç’un ilk demeçlerinde saklıdır:
“1974 yılında yapılacak festival ile daha önceki yıllardaki organizasyonlar arasında bir benzerlik bulunmamaktadır. Altın Portakal bundan sonra bir sanat gösterisi olacaktır, bunun böyle bilinmesinde büyük yarar vardır.”
Büyük Değişim
Festival adına yaşanan ilk değişim, Tonguç Dönemi jürilerinde kendisini gösterir. Artık Yeşilçam’ın kodaman prodüktörlerinin devri bitmiş, sansasyonel kararlarıyla ve “sırası gelen” mantığıyla yapılan ödüllendirme stratejileri farklılaşmıştır. Sektöre sunulan güven, 1974’e rekor sayıda filmin katılması sonucunu doğurur. Portakal, halkçı bir sinemanın peşine düşen yaratıcılar için güvenli bir liman olmuştur. Bir başka yenilik ise yarışma birincisi olan filmin, festival süresince sinema salonlarında ücretsiz gösterimi dışında, Cumhuriyet alanında, on binlerce Antalyalıya yeniden gösterilmesidir.
1974 yılından itibaren, o güne kadar önemsenmemiş bir kategorinin daha öne çıktığına tanık oluruz: Film müziği. Söz müzikten açılmışken; 70’lerin Altın Portakalları içinde Ali Kocatepe’nin bestelediği “Antalya’ya Koş” adlı şarkının büyük önemi olduğunu hatırlatalım. Kocatepe’nin; Ertan Anapa, Funda Anapa, Gökben, Esmeray, İlhan İrem ve Seyyal Taner ile birlikte seslendirdiği bu şarkının kırkbeşlik plakları festival süresince halka dağıtılacak, tüm gösteriler bu şarkı ile başlayıp bitecektir.
1975 Festivali, önceki yılın tecrübeleri ışığında, Yeşilçam’ın köklü kurallarına karşı Film Festivali Katılım Yönetmeliği’nin hazırlanma çabalarına sahne olarak başlar. 12. Altın Portakal’ın akılda kalan yanlarından biri de Aspendos’ta düzenlenen Ödül Töreni’dir. Gecede, “komando” adı verilen bir topluluk, Aspendos tarihinde hiç karşılaşılmayan olaylara damgasını vurur; sanata taşlarla saldırılır. Sesli protestoların ardından sahneye çıkan Belediye Başkanı Selahattin Tonguç grubu sakin olmaya çağırmış, “Bu hepimizin festivalidir. Sizlerin eğlenmeniz için sanat toplulukları Antalya’ya gelmişlerdir. Amacımız sanata dönüktür. Görüyorum ki zaman zaman aramızdan çatlak sesler çıkmaktadır. Buna mani olun, sanata saygılı olalım” şeklinde uyarılarda bulunmuştur. Ne var ki olaylar hız kesmeyecek; önce sahneye taş atılacak, ardından da Ali Kocatepe’nin şarkı söylediği sırada seyyar jeneratörden sağlanan elektrik sık sık kesilecektir. Ödül töreninin başlamasıyla sahneye Yılmaz Güney adına çıkan ve sanatçının mesajını okumak isteyen Fatoş Güney de saldırılardan payına düşeni alır. Güney ve organizasyonun aleyhinde slogan atan azınlık etkinlikleri sabote etmeyi başarmış, Başkan Tonguç’un hafif yaralanmasına neden olmuş, dahası Birincilik Ödülü’nün verilmesini engellemiştir.
Bütün bu yaşananlar, yeni yönetim tarafından ortaya konan sanat ağırlıklı festival etkinliklerinin, genç ve yeni bir sinemanın Altın Portakal’da yer almaya başlamasının kimi çevreleri rahatsız etmeye başladığını göstermektedir. Sonraki yıllarda, özellikle 70’li yılların ikinci yarısında da benzer saldırılar sürüp gidecektir.
“El” ve Diğerleri
1975 Altın Portakal’ı, bir dizi yeni etkinliğe imza atılmasından dolayı da önem taşımaktadır. Bunların ilki, önümüzdeki dönemde ayrıntılı biçimde değinilecek “Plastik Sanatlar Sempozyumu”nun temelinin atılmasıdır. Bu doğrultuda yapılan ilk çalışma, tanınmış sanatçımız Kuzgun Acar’a aittir. Yapıt; Antalya’nın, Haşim İşcan’ın çaba ve emeğine şükranlarını sunan ve onun emeğini simgeleyen bronzdan bir eldir ve üzerinde de İşcan’ın rölyefi vardır. Ne var ki heykele itirazlar daha ilk günden başlar. “El”in emeği, dolayısıyla da emekçiyi simgelemesi, kimilerine göre siyasi bir bakışın ürünüdür. Tamamlandıktan sonra Karaalioğlu Parkı girişine konan eserin özellikle darbe sonrasında karşılaştığı muamele bilinmektedir.
Aynı dönemde tanınmış grafik sanatçısı Mengü Ertel, günümüzde halen Büyükşehir Belediyesi’nce görsel kimlik olarak kullanılan Antalya logosuna imza atar. Kent, Yivli Minare’nin dışında kendini tanıtacak yeni bir simgeye kavuşmuştur. Yine 1975 yılında Güngör Türkeli’nin girişimiyle ülke genelinde bir Öykü Yarışması düzenlenir. “Yüzlerce genç ve amatör yazarın katıldığı ve edebiyat çevrelerine yeni bir soluk getiren etkinlik, bir yıl sonra “Türkiye’den Hikâyeler” adıyla kitaplaştırılır. Yarışma sonucunda ödüller şöyle açıklanmıştır: Fakir Baykurt, Asim Bezirci, Adnan Binyazar, Erdal Öz ve Sadun Tanju’dan oluşan Seçiciler Kurulu, 28.08.1975 perşembe günü yaptığı son toplantıda kendisine verilen 170 hikâyeyi oy çokluğu ile aşağıdaki şekilde değerlendirmiştir: Birincilik: Dursun Akçam, “Haley”. İkincilik: Celal Özcan, “Top Yeri”. Üçüncülük: Orhan Pamuk, “Hançer”.
1976’ya damgasını vuran ilk olay, Süreyya Duru’nun “Kara Çarşaflı Gelin” adlı filmi ile ilgili olarak, Film Denetleme Kurulu’na “sakıncalı” uyarısı yapılması ve filmin Antalya Festivali’nde yarışmaya girmesinin engellenmesidir. Bu durum önümüzdeki dönemde değineceğimiz yoğun sansür baskısının ilk sinyalleri arasındadır. Yine de Tonguç’un organizasyonu, bir yıl sonra sansürcülere gereken yanıtı verir.

Portakal tarihinde bir başka önemli dönemecin adı olan 1976’da, adı iki yıl önce konulan “Sanat Şenliği” kendini iyice göstermeye başlar. O yıl yürürlüğe konan “Afiş Yarışması” bu etkinliklerden biridir. Aynı dönemin radikal kararlarından birisi de 11 yılın sonucunda simgesel hale gelen ödüllerin değiştirilme kararının alınmasıdır. Açılan yarışmaya katılan 48 çalışma, Selahattin Tonguç’un dışında, Kuzgun Acar ve Zühtü Müridoğlu’dan oluşan Seçici Kurul tarafından incelenir ve Ayşe Erkmen’in eseri birinci seçilir. (Bu satırların yazarına göre Tonguç Dönemi Altın Portakal’ının aldığı tek yanlış karar budur.)
O yılların en çok yankı uyandıran etkinliği ise kuşkusuz Plastik Sanatlar Sempozyumu olur. 1976 yılından itibaren, 1980’e kadar sürdürülen ve 12 Eylül döneminde sıkıyönetimin izin vermemesi nedeniyle yapılamayan bu çalışmanın içeriği ve anlamı büyüktür. Öncelikle resim ve heykel çalışmaları sokaklarda, halkla birlikte hayata geçirilmiştir. Ayrıca bu alanda faaliyet yürüten Türk sanatçıları, başka ülkelerden gelen katılımcılarla birlikte uluslararası bir birlikteliğe imza atmışlardır.
Ne var ki her şey göründüğü gibi kolaylıkla yaşamda yer edinmez, sanatçılar üretimlerini tamamlayamadan bir olay ortalığı karıştırıverir. Bir siyasi parti liderinin kentte yaptığı mitingin hemen ardından, sanatçılardan Mehmet Aksoy’un yontusu parçalanmış, kentin bazı duvarlarında gerçekleşen yapıtlara boyalar sürülmüş veya sloganlar yazılmıştır. Cihat Aral’ın Kapalı Spor Salonu duvarına yaptığı resim üzerine branda çekilerek kapatılması için Beden Terbiyesi Bö1ge Müdürlüğü’ne Valilikçe emir verilmesi ise bardağı taşıran son damla olur. (“İşçi Analar ve Çocukları” adlı resim, dönemin Antalya Valisi Nihat Oğuz Bor tarafından beğenilmediği gibi, bizzat Vali tarafından Cumhuriyet Savcılığı’na ihbarda bulunulmuş ve Aral’ın eseri de dâhil bazı duvar resimlerinin “tahkiki” istenmiştir!) Festivale katılan sanatçılar ortak bir bildiri yayınlayarak bu olayların sanat ve kültüre karşı girişilmiş bir saldırı olduğunu açıklarlar. Kışkırtılmış gruplar tarafından; resimlerin üzerlerinin boyanması, heykellerin kırılması ve kimi resimlerin kapatılması ülke genelinde yankı uyandırır ve gazete manşetlerine taşınır.
Hatırlanacağı gibi önceki yılın Portakal’ında yapımın, Film Denetleme Kurulu’na “sakıncalı” uyarısı yapılması ve sonucu Antalya Festivali’ne katılması engellenmiştir. Bir yıl sonra Danıştay kararının sonucunda Altın Portakal’a katılan, Bekir Yıldız’ın “Kara Çarşaflı Gelin”, “Kaçakçı Şahan”, “Barutçu Maho” kısa öykülerinden uyarlanan film, üstün bir başarı yakalamıştır.
1977 ödüllerinde dikkat çeken bir diğer unsur da Kısa Film Yarışması’dır. Geçmişte sadece Behlül Dal’ın katıldığı ve ödül aldığı alan, kısa bir aradan sonra, bu kez kuralları, yönetmelikleriyle birlikte herkese açık olarak yeniden düzenlenir, ulusal düzeyde ilgi görür ve katılım hızla çoğalır. Ayrıca, Plastik Sanatlar Sempozyumu bu yıl da devam eder. Ressamlar ve heykeltıraşlar eserlerini yine alanlarda, sokaklarda yaparlar. Farklı ülkelerden ressamlar gelir. Resimler bu kez duvarlara değil, büyük ebatlı tablolara yansımıştır.
Portakal’da Bir Doruk
15. yılına ulaşan Altın Portakal’ın 1978 yılı etkinlikleri, Festival’in o ana kadar olan dönemi için yeni bir doruğu temsil eder.
1 – 8 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşen Şenliğin başlamasına günler kala Belediye Başkanı Av. Selahattin Tonguç bir basın toplantısı yaparak çalışmaların hızla devam ettiğini açıklar. Tonguç yaptığı açıklamada “Uluslararası Antalya Sanat Şenliği’nin tarihine bir göz atacak olursak 1964 yılında salt film festivali olarak karşımıza çıkıyor ve 1974 yılına kadar da 10 yıl süreyle aynı çizgiyi devam ettiriyor. Oysa biz çalışmalarımız ile halkın mahrum kaldığı ve arzuladığını bulamadığı bu festivali halka dönük bir şekilde yapıyoruz. Yaptığımız çalışmalar ile Antalya’yı sanat ve kültür merkezi haline getirmeyi arzu ediyoruz” der.
1978 organizasyonu gerçekten de çok büyüktür. Faaliyetlerin sağlıklı yürütülmesi adına Antalya dışına çıkılır, İstanbul Sinematek’inin bir odasında kurulan “Antalya İrtibat Bürosu”nda, o zamanların genç tiyatro öğrencisi Işıl Kasaboğlu görevlendirilir. Bu yıl, aynı zamanda Antalya Sanat Şenliği’nin tescil edilmesi bakımından önemlidir. Teması ‘Barış’ olan Şenlikte; Resim ve Heykel Sempozyumu’ndan başlayarak, konserlere, öğrenciler arası şiir yarışmalarına, mahalle konserlerine kadar hep bu konu işlenir. Şahin Kaygun tarafından yapılan şenlik afişi de bu düşünceden yola çıkmıştır. Film karesi içinden barışa doğru uçmaya çalışan güvercin; tişörtlere, anahtarlıklara yansır, kentin tüm sokaklarına dağılır. Afiş yarışmasının ikinci konusu ‘Turistik Antalya’ başlığı, Antalya’yı yurt içinde ve dışında tanıtmayı amaçlamaktadır. Bu yarışma sonucunda belirlenen afiş, Antalya’nın tüm özelliklerini yansıtır; doğa ve deniz, Antalya’nın simgesi Yivli Minare ve tarih ile güneş tek bir çalışmada toplanır. Bu afiş, 80’lerde bile, Belediye’nin yurtdışı yazışmalarında kullanılacaktır.
Şimdi dönemin etkinliklerine göz atalım:
1. Plastik Sanatlar Sempozyumu
2. Şenlik Korteji
3. Açılış Şöleni
Katılan sanatçılar ve gruplar: Belediye Halk Müziği Korosu, Necip Nugay, Timur Selçuk, Selda, Melike Demirağ, Ayşen Gruda ve Atilla, Erdoğan Soyak ve Orkestrası, Altın Portakal Şarkı Yarışması finalistleri
4. Ulusal Altın Portakal Kısa Film Yarışması
5. Ulusal Altın Portakal Uzun Film Yarışması
6. Uluslararası Altın Portakal Film Yarışması
7. Mahalle Gösterileri: Yarışma Filmleri gösterileri, Altın Portakal Şarkı Yarışması Mahalle Konserleri, Taner Barlas pantomim gösterisi, Hafif Müzik Konserleri, Tiyatro (Aziz Nesin, “Toros Canavarı” – Belediye Amatör Tiyatro Topluluğu, Yılmaz Kâini dia gösterisi, Folklor gösterileri, Bando gösterisi. (Yerler: Park içi, Doğu Garajı, DSİ.Kanal Üstü, Yeni Şarampol yolu, Aydınevler, Pazar Pazarı, Zeytinköy, Park Orta Mirador. Cumhuriyet Alanı.)
8. Folklor Şöleni
9. 1. Antalya Rallisi, Yol yarışı- kent içi yarış,
10. Antalyalı Sanatçılar Konseri- Belediye Halk Müziği Korosu, Zühtü Turgut, Aşık Yoksul
11. Sinema Emekçileri Gecesi
12. Tartışmalı Toplantılar
a. Türkiye’nin Kültür ve Sanat Politikası
b. Turizm Politikaları, Türkiye ve Antalya
c. Sinemada sansür, Açık Oturum.
d. 12. Antalya Sanat Şenliği Değerlendirmesi, Açık Oturum.
13. Barış Gecesi: Belediye Başkanı Selahattin Tonguç, Barış Derneği Başkanı Mahmut Dikerdem, Yazarlar Sendikası Başkanı Aziz Nesin (Katılan Ozan ve Şarkıcılar: Metin Demirtaş, Kemal Özer, Timur Selçuk, Ataol Behramoğlu, Cengiz Bektaş, Maria Dimitriadis, Ahmed Arif, Zeliha Berksoy, A.Kadir, Genco Erkal, Zülfü Livaneli. Sunan: Işık Yenersu.)
14. Zülfü Livaneli Resitali
15. Rahmi Saltuk Resitali
16. Pop Müzik Şöleni (Melike Demirağ, Banu, Selda, Yeşim)
17. Toplu Film Gösterileri (Son dört yılın yarışma filmleri)
18. Film Şöleni (Ulusal Altın Portakal kısa ve Uzun Film ve Uluslararası Uzun Film Yarışması birincilerinin toplu gösterimi.)
19. Kapanış Şöleni (Konuk Sanatçılar, Film Ödülleri, Altın Portakal Şarkı Yarışması finali, TRT’den Naklen Yayın)
20. Sergiler
a. Plastik Sanatlar Sempozyumu Sergisi (Belediye Kültür Salonu Girişi)
b. Çevre Sanatçıları Sergisi (Güzel Sanatlar Galerisi)
c. Fotoğraf Sergileri (Şahin Kaygun Kişisel Sergisi, Fotoğraflarla Antalya Sergisi, Sinan Çetin Kişisel Sergisi)
d. Karikatür Sergisi (Tan Oral, Tuncay Urcan, Haslet Soyöz, Ayper Uygun, Nezih Danyal.)
e. Öğretim Üyeleri Baskı Resimleri Sergisi, (Mustafa Plevneli – Ergin İnan.)
f. Öğrenciler arası Resim Yarışması Sergisi
g. Afiş Sergisi- Belediye Girişi.
1978 Altın Portakal’ı, ilk kez uluslararası bir yarışmaya ev sahipliği yapması bakımından önemlidir. O yıl, maden işçilerinin iş güvenliğinden yoksun biçimde sürdürdükleri zorlu yaşamları ve örgütlenme çabalarını konu alan “Maden”, hem ulusal, hem de uluslararası yarışmada birincilik ödülüne değer bulunur. Bu arada, Uluslararası Yarışma’ya katılan filmler arasında önemli yapıtların olduğunu hatırlatalım. Bunlar arasında, Ivan Nichev’in “Zvezdi V Kossite Salzi V Ochiete” (Bulgaristan), Mustafa Abu Ali (Filistin) ve Jean Khalil Chamoun (Fransa) imzalı “Tall el Zaatar”, Paula Delsol’un “Ben et Benedict” (Fransa), Ryszard Czekała’nın “Zofia” (Polonya), Vaclav Matejka’nın “Hodina Pravdy”, Istvan Szabo’nun “Budapesti Mesek” (Macaristan), Iosif Demian imzalı “Zidul” (Romanya) ve Larisa Shepitko’nun bir yıl önce Berlin’den Altın Ayı ile dönen “Voskhozhdeniye” (SSCB) bulunmaktadır. Uluslararası jüri, şu isimlerden oluşmaktadır: Atilla Dorsay, Oğuz Onaran, Mahmut Tali Öngören, Mengü Ertel, Rita Sadoul, Benedicte Müller, Ken Wlashin, Tsvetana Maneva.
O yıllarda nüfusu yüz bini geçmeyen Antalya, l977’de sayısı 120’yi bulan film, müzik, güzel sanatlar gösterilerine sahne olur. Etkinlik sayısı 1978’de ikiye katlanır. Yarışması süresi 9 gün olmakla birlikte, öncesinden başlayan etkinliklerle birlikte 20–25 günü bulan bir kültür ve sanat ortamı yaşanır.
1978 Festivali’nde giderilen bir diğer eksiklik de Belediye binası yanındaki eski Halkevi Salonu’nun yıkılarak, yeniden projelendirilmesi ve çok amaçlı bir salona dönüştürülmesidir. Satın alınan iki sinema makinesi ile filmler jüriye ve halka burada gösterime sunulur. Bu salon daha sonra toplantılarla birlikte tiyatro salonu olarak da kullanılacak, Devlet Tiyatroları ile varılan anlaşma ile her ay bir oyunun Antalya’ya gelerek sahnelenmesi sağlanacaktır. Bu durumun Antalya Devlet Tiyatrosu ve ABT’nin (Antalya Büyükşehir Belediye Tiyatrosu) temellerini attığını vurgulamak yanlış olmaz.
Aynı yıl gerçekleşen Sanat Şenliği’nin yeniliklerinden bir diğeri de Ulusal Şarkı Yarışması’dır. TRT’nin ve Şanar Yurdatapan’ın müzik firmasının işbirliği ile gerçekleştirilen yarışmanın en büyük özelliği TRT ekranlarından canlı yayınla ve Türkiye’nin 22 ilinde, önceden belirlenen kurallara göre oluşturulan halk jürileri kanalıyla gerçekleşmesidir. Bu yarışmada Eurovision Şarkı Yarışması benzeri bir yöntem uygulanmış, oylama işlemi stadyumda sahnenin yanına kurulan büyük bir pano üzerinde gerçekleşmiştir. İllerden gelen oylarla, sinema dünyasının yakın bir gelecekte yakından tanıyacağı Yavuzer Çetinkaya, 41 puanla birinci olur. İkinciliği 37 puan alan Şebnem Özsaran, Üçüncülüğü ise 19 puan alan Leyla ile Mecnun ikilisi kazanırlar.
Sansüre Hayır!
1–9 Eylül tarihleri arasında yapılması kararlaştırılan 16. Portakal, Film Denetleme Kurulu’nun yarışmaya katılacak olan filmlerden “Yolcular”, “Demiryol” ve “Yusuf ile Kenan”ı yasaklayarak el koyması sonucu kritik bir eşiğe gelmişken, Festival Seçici Kurulu’nun görevlerinden toplu halde istifa etmeleri neticesinde kepenkleri indirir! Bu olay, sinema tarihine “Sansüre Karşı İlk Büyük Direniş” başlığıyla geçmiştir.
Tonguç ve arkadaşları, yapılamayan festivale rağmen 1980 Altın Portakal’ına hazırlıkları sürdürürken takvimler 12 Eylül’ü gösterir. Sonrasını biliyorsunuz; ancak onun öncülüğünde geçen 7 yıl, bu ülkenin kültür tarihine adını çoktan altın harflerle yazdırmıştır.