Emily Brontë’nin “Wuthering Heights” (“Uğultulu Tepeler”) romanından uyarlanan Emerald Fennell filmi, gösterime girmeden tartışmaların ortasında kaldı. Bu yazı, romanın merkezindeki ırk ve sınıfsal gerilimi ve şiddeti silmesi yönündeki eleştirilerin ortasına girmeyi amaçlamıyor; çünkü filmin en çok eleştirilen yönlerinden biri, ironik biçimde, eleştirilerin en az haklı olduğu alan olabilir.
Aslında film için ilk afiş yayınlandığında neyle karşılaşacağımız belliydi. Afiş için kullanılan makine üretimi geç dönem 19. yüzyıl leavers danteli, filmin tarihi bir belgesel doğruluğunda olmayacağını açıkça gösteriyordu. Bu gardrop sadece koyu renkli ve geçmişe göre daha pratik kıyafetlerle bilinen Georgian dönemini yansıtmaktan çok, Fennell’in “psychosexual” ve abartılı evrenine dayanıyor.
500 yıllık moda tarihi, masallar, popüler kültür, 1930’lardan 60’lara, eski Hollywood technicolor filmleri ve Alexander McQueen, Mugler gibi birçok kültleşmiş moda devi… Garip bir şekilde, bu filmde hikâyeyi en iyi anlatan şey senaryo değil gardrop.
Cathy’nin Lintonların şeker pembesi ve aristokrat dünyasına adım attığında yaşanan radikal değişim; kabarık balo elbiseleri, kürk aksesuarlar, büyük kollu elbiseler içeren son derece stilize edilmiş görünümlerde kendini belli ediyor. Baştan itibaren Lintonların dünyasıyla çarpışan kasvetli renk paleti, tekrar eden kırmızılarla birlikte bastırılmış bir şehvet duygusu yaratıyor.
Cathy’nin Alman sütçü kız korselerini andıran üstleri, Elton John güneş gözlükleri ve yapaylığı gizlenmeyen organza kumaşları bile bu anlatının parçası gibi çalışıyor.
Uğultulu Tepeler’in Kostüm Tasarımı
Emily Brontë’nin “Wuthering Heights” (“Uğultulu Tepeler”) romanından uyarlanan Emerald Fennell filmi, gösterime girmeden tartışmaların ortasında kaldı. Bu yazı, romanın merkezindeki ırk ve sınıfsal gerilimi ve şiddeti silmesi yönündeki eleştirilerin ortasına girmeyi amaçlamıyor; çünkü filmin en çok eleştirilen yönlerinden biri, ironik biçimde, eleştirilerin en az haklı olduğu alan olabilir.

İlk sahneden son ana kadar kostümler sadece estetik bir tercih değil, karakterin iç dünyasını ve dönüşümünü anlatan bir sistem olarak çalışıyor. Cathy’nin dünyasında özellikle iki unsur sürekli tekrar ediyor: Lintonlarla olan yaşamına ithafen yapay, ultra parlak, sentetik, plastikleştirilmiş yeni nesil tekstiller ve Heatcliff ile olan ilişkisini yansıtan daha erotik, fetişis ve çiğ kırmızı tonlar.
Bu stilizasyonun en güçlü örneklerinden biri de Cathy’nin düğün gecesinde giydiği “plastik” elbisede görülüyor. Tasarımın çıkış noktası 1950’lerden kalma bir dergi çekimi: selefonla sarılmış, ortasından kurdeleyle bağlanmış bir kadın görüntüsü.
Cathy’nin düğün gecesindeki kostümü de bu doğrultuda ilerliyor. Cathy kendini adeta bir hediye gibi sunuyor. Isabella ile yaptığı piknikte ise Cathy’nin taktığı devasa şapka, yediği plastik görünümlü devasa çilek ve kayan yıldız modelleri sahnenin pastoral estetiğini bilinçli bir şekilde abartıyor.
Bu yaklaşım aslında kostüm tasarımcısı Jacqueline Durran için yeni değil. Sanatçı daha önce de tarihi yapımları çağdaş moda anlayışıyla yeniden yorumlamayı tercih eden tasarımcılar arasındaydı. Bunun en bilinen örneklerinden biri, Atonement filminde Keira Knightley’nin giydiği ve kendi Wikipedia sayfasına sahip olacak kadar ikonikleşmiş yeşil elbise.
Film II. Dünya Savaşı döneminde geçmesine rağmen Durran, elbise için Chanel’in 1920’lerde kullandığı siluetlerden ilham aldı. Durran ve Knightley daha sonra Anna Karenina için tekrar beraber çalıştığında kostümlerde 1870’lerin Rus aristokrat modasını Chanel’in imzası olan beyaz kamelya ve incilerle harmanladı.
Bournemouth Sanat Üniversitesi’nde kostüm ve görsel tarih üzerine çalışan Helen Walter, kostümlerin çoğu zaman yapımın temsil ettiği dönemden çok onları tasarlayan insanların yaşadığı zamanı yansıttığını savunur. Üstelik tarihsel doğruluk çoğu zaman yüzde yüz doğru değildir.
Oscar ödüllü tasarımcı Sandy Powell, Shakespeare in Love için kostüm hazırlarken siluetlerin ve desenlerin döneme uygun olmasına dikkat ettiğini; ancak kumaşların artık makine üretimi veya tamamen farklı tekniklerle üretilmesi nedeniyle birebir doğruluğun mümkün olmadığını savunuyor. Powell’ın Elizabeth dönemi yakası için Art Deco danteli kullanması eleştirilse de tasarımcı bu durumu basitçe şöyle açıklıyor: “Sonuçta bu bir belgesel değil.”
Wuthering Heights, ırk, sınıf ve şiddetin işlendiği dışlanmışlık ve aşağılanma üzerinden şekillenen bir “canavar”ın hikâyesidir. Film ise bu karanlık yanı oldukça yok sayıyor. Hikâyenin merkezindeki outsider figürü nesnel olarak çekici, beyaz bir erkeğe dönüştürürken karakterin yaptığı en akıl almaz davranışları da çoğu zaman karşılıklı rıza dâhilinde olan birer erotizm olarak sergiliyor.
Böylece film, karmaşık ve rahatsız edici bir trajediyi ele almak yerine banal ve yüzeysel bir seyirciye kendini daha karanlık, daha “şehvetli” hissedebileceği bir fantezi alanı sunan boş bir romantizme dönüşüyor.
Sonuç olarak bakıldığında film görsel anlamda inkâr edilemeyecek bir ustalık sergiliyor. Emerald Fennell’in güçlü bir görsel bakışı olduğu açık ve referansların düşünüldüğü görünüyor; ancak boş ve yüzeysel güzellik anlatının temelinde yapılan değişiklikleri sıfırlamıyor.